• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Murat Alan
Murat Alan
TÜM YAZILARI

İran meselesinde nerede durmalıyız?

13 Ocak 2026
A


Murat Alan İletişim: [email protected]

İran meselesinde nerede durmalıyız?

Murat Alan

İran’la tarihsel, ideolojik ve jeopolitik ihtilaflarımız tartışmasız bir gerçek. 

Bunları inkâr etmek yerine, somut verilerle yüzleşmek lazım.. 

İran, yıllardır Türkiye’nin karşısında duruyor..

Suriye’de, Esed rejimini ayakta tutmak için “30-50 milyar dolar” arasında tahmini mali destek sağladı. Hatta bazı raporlarda 50 milyar doları da aşan toplam harcama yapıldığı belirtiliyor.

Suriye’ye binlerce Şii milis gönderdi; bu süreçte savaş suçlarının doğrudan ortağı oldu.


Türkiye’nin YPG–PKK terör örgütüne karşı yürüttüğü meşru sınır ötesi operasyonlara, özellikle 2022’deki planlanan operasyonlara açıkça karşı çıktı. İran, Rusya ile birlikte Esed’in en büyük askeri destekçisi olarak Ankara’yı zorladı ve Türkiye’nin güvenlik endişelerini hiçe saydı.

Karabağ meselesinde, 2020 savaşında resmi olarak Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü desteklese de pratikte Ermenistan’ın yanında konumlandı.

İran’ın tutumu Azerbaycan’da “Ermenistan yanlısı” olarak algılandı ve Ermenistan’a dolaylı destek iddiaları yayıldı.

 Zengezur Koridoru’nu engelleyerek Türk dünyasının fiziki bütünleşmesini sabote etti; bu koridorun açılması Türkiye–Azerbaycan ticaretini artırıp lojistik maliyetleri düşürecekken, İran’ın “kırmızı çizgi” diyerek muhalefeti nedeniyle proje ABD’nin diplomatik inisiyatifine (Trump Route olarak yeniden adlandırılan) terk edildi.


Bu ihanetleri unutmadık. Üzerini örtmüyoruz. İran’ın bu tutumları, Türkiye için stratejik bir felaket, hatta açık düşmanlık anlamına geliyor.

Ama tam da bu yüzden, bugün soğukkanlı ve derin bir analiz şart. 

Duygusal tepkilerle hareket etmek yerine, gerçekleri masaya yatıralım.

İran’la hesabımız ayrı, Batı’nın teslim almasına izin vermek ayrı.

Türkiye’nin devlet aklı net.. Bir ülkeyle ihtilaf başka, o ülkenin emperyalist operasyonlarla parçalanmasına göz yummak bambaşka.

İran’da yaşananlar artık basit bir rejim eleştirisi değil. Batı’nın sahaya sürdüğü figürler, söylemler ve finansman ağları apaçık. Amaç “dönüştürmek” değil, tam teslimiyet.


Bu teslimiyetin vitrini Rıza Pehlevi. Bu isim, İran halkının özgür iradesini temsil etmiyor. Aksine Washington, Tel Aviv ve Londra’nın klasik modeli, kontrollü bir monarşi, bağımlı bir devlet, yönlendirilebilir bir dış politika. 

Pehlevi, Nisan 2023’te İsrail’e giderek Netanyahu ile görüştü, İstihbarat Bakanı Gila Gamliel tarafından karşılandı ve İsrail’in İran politikalarını destekledi; bu ziyaret, İsrail istihbaratıyla uzun süreli bağ iddialarını güçlendirdi.

Türkiye, İran rejimiyle sorunlar yaşayabilir. Ama İran’ın CIA–Mossad–petrol lobisi aparatına dönüşmesine sessiz kalamaz. 

Bu, sadece İran’ın değil, bölgenin kaderini etkiler. 

İran düşerse, sırada kim var? Gerçek tehdit budur işte. Eğer İran’a “demokrasi” ambalajıyla sunulan bu proje başarılı olursa, aynı senaryo Kafkasya’da, Orta Asya’da, Doğu Akdeniz’de ve Türkiye’nin çevresinde sahnelenecek.

Batı’nın derdi “Molla rejimi” değil. İran halkının özgürlüğü hiç değil. Hedef, batıdan bağımsız karar alan devletlerin istikrarsızlaştırılması. 

İran’ın nükleer programı, jeopolitik ağırlığı ve bölgesel etkisi yok edilmek isteniyor. Rejim değişikliği, Azerbaycan, Pakistan ve Türkiye gibi komşuları zorlayacak; örneğin Türkiye’nin enerji ithalatı (İran’dan doğal gaz ithalatı 2024’te önemli oranda devam etti, Türkiye’nin gaz tedarikinde İran hâlâ ana kaynaklardan biri) sekteye uğrayacak, Rusya ve Çin’in stratejik pivotu kaybolacak.

1953’te Musaddık devrildiğinde, İran özgürleşmedi; CIA ve MI6’in organize ettiği darbe sonrası petrol şirketleri (Anglo-Iranian Oil Company/BP dahil) kontrolü ele aldı, Şah 

Muhammed Rıza Pehlevi diktatörlüğü pekişti ve İran Batı’ya bağımlı hale geldi. Bugün Pehlevi gelirse, İran demokrasiye değil, vesayete uyanır.

Bu yüzden net konuşalım, İran rejiminin yanlışlarını sertçe eleştiririz. Türkiye karşıtı hamlelerini lanetleriz. Ama Batı’nın kuklalarına teslim edilmesine asla razı olmayız.

Bu, İran sevgisi değil; bu, bölge aklı ve hayatta kalma stratejisi.

Türkiye’nin duruşu tartışmasız.. Ne Esed’in yanında, ne Şah’ın arkasında, ne Batı’nın senaryosunda. 

Biz bağımsız bir İran isteriz, halkların kendi kaderini tayin ettiği bir düzen isteriz. Kuklalarla değil, gerçek devletlerle muhatap olmak isteriz. Mezhep ihracatı yapan bir İran da istemiyoruz. Zaten Türk devlet aklı da tam olarak bunu yapıyor, İran’a rağmen, İran’a sahip çıkıyor. Selametle..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23