Hangisi ihanet?
Hangisi ihanet?
MUHAMMET KUTLU
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin terör örgütü PKK’nın lağv edilmesine ilişkin Ekim ayında yaptığı “Terörist elebaşı çıkıp tek taraflı silah bıraktığını ilan etmeli. Terörist başının tecridi kaldırılırsa gelsin TBMM’de DEM Parti Grup Toplantısı'nda konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağv edildiğini haykırsın. Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse, Umut Hakkı'nın kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın” çağrısı herkesi şaşırtmış, ancak böyle bir şeyin olup olamayacağı da ciddi ciddi tartışılmaya başlanmıştı.
Sırtında “yumurta küfesi” taşımayan siyasiler ve her kesimden kanaat önderleri önce MHP Lideri’nin çağrısını aşırı bulmuş ve bunun “asla ve kat’a” mümkün olamayacağına ilişkin sert açıklamalar yapmışlardı.
Ancak Türkiye ve çevresinde zaman dünyadan daha hızlı akıyor. Gün döndü, zaman değişti, Suriye’de Türkiye’nin desteklediği muhalif güçler Şam’ı kurtardı, Baas diktatörü eli kanlı katil Beşar Esed Moskova’ya kaçtı.
Rusya ve İran Suriye’yi terk etmek zorunda kaldı. Bir süre sonra yaşadığı şoku atlatan İran dini lideri Ali Hamaney, bu kez ülkeyi uzaktan karıştırmak için Suriye’deki Şii gençlere isyan çağrısı yaptı. Fakat birkaç silahlı eylem ve gösteri sonrasında yeni yönetim duruma hakim oldu. Bizzat Şii kanaat önderleri çeşitli bölgelerde toplanıp yeni hükümete bağlılıklarını ve yabancı ülkelere boyun eğmeyeceklerini duyurdular.
PKK’nın Suriye kolu YPG, Suriye Milli Ordusu tarafından Tel Rıfat ve Münbiç’ten, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Karabağ’ı kurtarırken kullandığı deyişle, “iti kovar gibi” kovulmuştu. Şimdi Fırat’ın doğusundaki bölgelerden de çıkmaları ile ilgili Suriye Hükümeti ile görüşmeler yürütüyorlar.
Hatta YPG’nin uyduruk generali Ferhat Abdi, Suriye dışından olan teröristleri geldikleri yerlere geri gönderip, sınır güvenliğini merkezi hükümete bırakacaklarını ve kalanların da Suriye Ordusu’na katılacağını duyurdu. Bu açıklamalar YPG’nin “Türkiye bizi silindir gibi ezeceğine Suriye Hükümeti’ne tabi olup postu kurtaralım” yaklaşımını ortaya koyuyor.
İşte yaşanan bu baş döndürücü gelişmelerin arasında, 28 Aralık 2024 günü DEM Partili Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan ile görüştü. Görüşmenin ardından DEM Parti’nin açıkladığı görüşme detaylarına göre, Öcalan, Bahçeli’nin çağrısına yeşil ışık yakarak, “Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan’ın güç verdiği yeni paradigmaya, ben de pozitif anlamda gerekli katkıyı sunacak ehil ve kararlılığa sahibim” dedi.
Abdullah Öcalan ayrıca; Türk-Kürt kardeşliğinin güçlendirilmesi, tüm halklar için kader belirleyici bir önem taşıyor. Türkiye’deki siyasi çevrelerin dar hesaplardan uzak durarak yapıcı ve pozitif katkılar sunması elzemdir. TBMM, bu katkılar için en önemli zemin olacaktır. Gazze ve Suriye’deki olaylar, dış müdahalelerle derinleşen sorunların çözümsüzlüğünü gözler önüne sermiştir. Bu ciddiyetle çalışılması gerekir” gibi mesajlar verdi.
DEM Parti, Öcalan’ın önerilerinin ve değerlendirmelerinin gerek devletle gerekse siyasi çevrelerle paylaşılacağını ifade etti. Parti açıklamasında, barış, demokrasi ve kardeşlik çağrısının Türkiye ve bölge için hayati önemde olduğu vurgusu yapıldı.
Bu gelişmeler, genel anlamda Türkiye’nin hayrına, olumlu gelişmeler gibi görünüyor.
Fakat bakıyoruz, AK Parti iktidarı ne yapsa reddeden, atılan her adımı adeta “ihanet” gibi göstermeye çalışan huysuz ve geçimsiz muhalif çevreler, MHP Lideri Bahçeli’nin Ekim ayındaki çağrısı sonrasında, 28 Aralık’ta İmralı’ya giden DEM Parti heyeti aracılığıyla Abdullah Öcalan’ın verdiği cevaba da tepki gösteriyorlar.
Onlara göre Abdullah Öcalan’a ne olursa olsun söz hakkı tanımak, “vatana ihanetle” eşdeğer ve on binlerce şehit pahasına yapılan terörle mücadeleye de “ihanet” anlamına geliyor…
Özellikle, İçişleri Bakanlığı verilerine göre yüzde 30-35’i bot, yani sahte, manipülatif hesaplardan oluşan sosyal medya bu tür yorumlarla yıkılıyor.
Sosyal medyanın küresel siyonist çetenin kontrolü altında olduğunu düşündüğümüzde, aslında Türkiye’nin terörden arındırılmasının ve bölge ülkeleri ile işbirliği ve barış içinde gelişmesinin istenmediği anlaşılıyor…
Ezcümle, terörün bitmesi için siyasetin çözüm üretmesi, barış için çeşitli adımların atılması değil, buna kategorik bir şekilde karşı çıkmak “ihanet” gibi görünüyor.