İran için asıl savaş şimdi başlıyor…
İran için asıl savaş şimdi başlıyor…
MEHMET KOÇAK
ABD Başkanı Donald Trump, 12 gün süren karşılıklı saldırıların ardından İsrail-İran savaşının sona erdiğini duyurduğu açıklamasında; sinsi ihanetlerle dolu gizli plan ve tuzaklar ile cevap bekleyen birçok soru işaretleri var.
Elbette, İran tahminlerin üstünde ileri teknolojiye sahip füzelerle İsrail’e ciddi zayiat verdiği doğrudur. ABD sonradan dahil olduğu ancak başından beri perde arkasından destekleriyle yönlendirdiği saldırılar ile devam eden savaşta, İsrail çok ciddi anlamda kayıplarına rağmen, önemli kazanımlar elde etmiş olduğu ise bir gerçektir.
Ayrıca, ABD ve İsrail, suikastlar ve saldırılarla verdikleri büyük kayıplardan sonra İran’ı ‘Barış Uyum ve Uzlaşı’ adı altında istedikleri nokta getirmiş oldular, yani ‘ateşkes önerisini’ kabule mecbur ettiler.
Şimdiki hedefleri ise ihanet planının kalan kısmını masada tamamlamaktır.
ABD ve İsrail planladıkları şekliyle; İran’a sarsıcı saldırılarla ağır kayıplar vererek dize getirdikleri gibi daha önce “görüşülmesi dahi asla teklif edilemez” diyerek İran’ın reddettiği Nükleer programın yok edilmesini esas alan ‘Müzakereler Masası’na geri döndürmeyi başarmış oldular.
Ancak bu masada adalet ve hakkaniyet temelinde ateşkes ve devamında bir kalıcı barışı değil, İran’ın teslimiyeti istenecektir.
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için tarihi bir hatırlatma yapmak isterim.
Şöyle ki:
1. Dünya Savaşı sonunda 10 Ağustos 1920’de Osmanlı tarihinin yıkım fermanı olarak da bilinen ‘Sevr antlaşması’, Osmanlı devletine dayatılan ve Türk bağımsızlığını tamamen tehlikeye atan sözde barış antlaşmalarından biridir.
Şimdi benzer bir ihanet antlaşmasıyla İran karşı karşıyadır.
Türk milleti, memlekette bütün kuvvetlerin desteğiyle Milli Mücadele ruhuyla ‘Sevr Antlaşması’nı toprağa gömdü.
Şimdi, İran halkı aynı inanç ve milli bir ruhla ABD ve İsrail’in dayatmak istediği ‘Uyum, Barış ve Uzlaşı’ adlı ihanet ve köleleştirme antlaşmasını yok sayacak bir mücadeleyi başlatması ve başarması ise en büyük arzumuz ve beklentimizdir.
Bu gerçekten hareketle İran’ın ABD’nin önerdiği ateşkesi kabulü doğru bir karardır. Çünkü başka bir çare de kalmamıştır.
Ancak başlatılacak müzakerelerde, bir yandan ABD ve İsrail’in dayatmalarına karşı direnişini sürdürürken, diğer yandan ise bir kurtuluş savaşı için hazırlıklarını devam ettirmelidir.
Unutulmasın ki, İran bir kurtuluş savaşı vermeden bu beladan kurtulamayacaktır.
Aksi halde ateşkes sonrasında başlatılacak müzakereler, ABD ve İsrail için bir zafer, İran için ise bir hezimet olacaktır.
Bu gerçeği anlamak için müneccim olmaya gerek yok, zira her şey açık ve net ortadadır.
İran yönetimine düşen görevler
İran, gelinen noktada geçmişteki yanlışlarından vazgeçmeli, zor günlerinde ona verilen desteğin kıymetini bilmeli…
Şer güçlerin propagandalarına malzeme olan içteki baskıcı politikaları değiştirmeli, vatandaşlarıyla uzlaşma sağlayarak, milli birliğini korumalıdır.
İran, İslam coğrafyasında mezhebi yapılanmalar üzerinden ‘Şii Hilali’ oluşturma hayalleriyle İslam ülkelerini rahatsız eden örgütlenmelere yeniden başvurmamalı.
Mezhep bağnazlığından kurtulmuş daha özgür bir İran için İran yönetimi ve halkı üzerine düşeni yapmalı…