• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Eski dostlar ve yeniden kavuşmalar

18 Haziran 2016
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Ben kendisini İzmir’de mukim biliyordum. Oğlum Süleyman Said’ten İstanbul’da olduğunu öğrenince beraberce ziyaretine gittik. Teravih sonrasıydı. Biz salona girdiğimizde bir taraftan çay içiliyor, diğer taraftan sohbet ediliyordu. Selamlaştık, musafaha yaptık, hal hatır sorduk. Bir ara, Çantacı Necmi Abi, kaç yıldır görüşmediğimizi sordu. Benin hesabıma göre kırk yıl oldu, dedim. Mutat üzere Risale-i Nur okundu; gençlerin sorularına muhatap olunca ben de kısa bir sohbet yaptım. İster istemez, geçmiş günleri de yad ettik. Necmi Abi,  Paralel Yapıyla girdiğimiz mücadelede aynen bizim gibi düşündüğünü söyledi; kendisinin ise Gülen’den 1971 yılında, bazı fikir uyuşmazlığı sebebiyle ayrıldığını anlattı. Sonra da şöyle bir hatırasını nakletti:

  Risale-i Nurları tanıyalı henüz on beş gün olmuştu. O sıralarda İzmir’de talebe olan Fethullah Kaçar ve kardeşi Dursun, beni sohbet yapmam için Denizli’ye götürdüler. Önce bir kahvehanede sohbet yaptık. Ben, Risalelerden okuyor, izahlar yapıyordum. Fakat cemaatte öyle bir coşku var ki, tarif edilmez. Gece geç vakte kadar sohbetimiz sürdü. Sonra orada bulunanlardan bir grup, aynı sohbeti ertesi gün büyükçe bir salonda yapmamızı teklif etti. Kabul ettik. Ertesi gün yaptığımız sohbeti muhteşem bir kalabalık coşkuyla izlemiş, dinlemişti. Yanımızda götürdüğümüz iki bavul dolusu Risaleleri de bu arada taliplerine sattık. Memnun, mesrur İzmir’e döndük.

Birkaç gün sonra Hocayla (Gülen) görüştüğümde bana, Denizli yolculuğumuzun nasıl geçtiğini sordu; ben de olanları olduğu gibi anlattım. Çok iyi oldu, çok hoş oldu, dedim. Hocanın yüzüne baktım, hiç de memnun görünmüyor. Bana, iyi ama yine de meşveret yapmak gerekirdi, gibi bir laf etti. Birden tepem attı, yumruğumu sıktım, bana bak, dedim, sana şu anda bu lafı söyleten nefs-i emmaren ve ben senin bu nefsini yumruğumla terbiye ederim. Sustu, bir şey demedi. Daha sonra beni gördüğünde bazen, senin o günkü yumruğunu hâlâ karnımda hissediyorum, derdi..

Aldandık kardeşim, dedi Necmi Abi, ağlayarak kandırdı bizi. Biz millet olarak zaten böyleyiz, göz yaşı görünce hemen inanıveririz..

Sohbetin bir yerinde, “Geçenlerde Şefik Altınbaş bana seni nasıl bulabileceğini sordu, görürsem sizi görüştürürüm, diye söz verdim” dedi. Hem şaşırdım hem de çok sevindim. Talebelik yıllarımda beraber köy köy, şehir şehir gezerek hizmet ettiğimiz bir dostumdu söz konusu edilen. Yirmi yıla yakın bir süredir de görüşmemiştik. En son bilgim onun Türkmenistan’da olduğu idi. Meğer dönmüş, İzmir’e tekrar yerleşmiş. Vakit çok geç oldu, rahatsız etmeyelim, dedim. Necmi Abi için günün hiçbir anının diğer anından farkı yoktu; günlük hizmeti için, günün yirmi dört saatini kendine az bulan bir mücahit ruh için de zaten başka türlüsü düşünülemezdi. Telefonu açtı, beni Şefik Abi ile görüştürdü. İkimiz de çok sevindik.

Şefik Altınbaş, ertesi gün beni telefonla yine aradı. Gece konuşamadığımız konuları tafsilatıyla konuştuk. Ressam olduğunu biliyordum da kendi adına bir resim sergisi açtığını kendisinden öğrendim. Senelerdir TempoHaber’de yazdığını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. On parmağında on hüner denilen cinsten bir istidattan çok yönlü istifade ediliyor olmasından memnuniyet duydum. Cemaatle arasının ne merkezde olduğunu sordum. Hocam, dedi aynen sizin gibi düşünüyoruz. Siz bu konuları konuşmaya başlayınca burada bir grup arkadaşla toplandık, istişare yaptık, cemaatten ayrılmaya, kendi aramızda sohbetlerimizi sürdürmeye karar verdik. Eski dostlardan aldığımız bu karara karşı gelenler oldu; onlardan bir kısmı hizmeti onlara benim tanıtmış olmamı bana silah olarak kullanmaya kalktı. Onlara dedim ki, kardeşim aklınızı kullanın. Biz bu adamın peşinde giderken, Allah dedi ağladı, Resulullah dedi ağladı, Kur’an dedi ağladı, biz de peşinden gittik. Halbuki şimdi aynı adam, İsrail deyip ağlıyor, Amerika deyip ağlıyor, siz onun bunca yıldır bir tek Müslüman ülke veya kişi için ağladığını gördünüz mü?

Şefik Abi ile daha pek çok konuyu konuştuk, en yakın zamanda vicahi görüşme dileklerimizle konuşmamızı sonlandırdık.

Necmi Abi, seksen yaşına gelmiş olmasına rağmen, ilk günkü heyecanından hiçbir şey kaybetmemiş. Sabah namazına kadar oturduklarını, Kur’an okuduklarını, sohbet ettiklerini söyledi, inşallah bu vesilesiyle Kadir gecesini de yakalamış olacağız, elimizden kaçamaz, dedi. Son esprisine gülüştük, biz müsaade isteyerek ayrıldık. Sanırım onlar çayı yeniden demlemiş, sohbeti yeniden koyulaştırmışlardır..

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23