--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Teşhis: Tanımlanamayan Siyasal Davranış

Kenan Alpay
Kenan Alpay

Türkiye’de sosyal-siyasal bilimler literatürü modern dünyaya paralel bir biçimde gelişmiş, derinleşmiş ve akademik sahada kendini ispat etmiştir. Ne var ki aynı sosyal-siyasal literatür üzerinden toplum tahlili yapmaya girişen bilim adamları sınıfıysa hep arkaik kalmış daha doğrusu temelleri aydınlanma ve ilerleme felsefesine dayanan pozitivist gurur ve kurgularının esiri olarak nefret duygularıyla toplumsal gerçekliğe yabancılaşmıştır. 

Birkaç gündür 1 Kasım seçim sonuçlarının sadece sıradan gözlemcileri değil siyasal ve sosyal bilimlerde yetkinliğiyle bilinen uzmanları da şaşırttığını hatta şoka soktuğunu okuyoruz, dinliyoruz. 7 Haziran seçimlerini takip eden 5 aylık bir zaman dilimi içinde AK Parti’nin % 50’ye dayanan bir oy oranıyla halkın teveccühünü kazanıp tekrar tek başına iktidarı elde etmiş olması hayret edici bulunuyor. 

KENDİ KUYUSUNU KAZAN SİYASAL BİLİMCİLER

Güçlü bir teamül olarak Türkiye’de yaşananlar sanki çok karmaşık, çözümlenmesi ve içinden çıkılması adeta imkânsız gelişmelermiş gibi takdim ediliyor. Bu tahrif edilmiş takdim meselesi siyasi gelişmeler için de böyle iktisadi, kültürel, diplomatik de böyle. Seçmeni yani toplumu sağı-solu belli olmayan, her an kandırılmaya, küçük menfaatler karşılığında kolayca satın alınmaya ya da birkaç tertiple korkuya düşürülüp kullanılmaya müsait bir güruh olarak algılamayı bilimsel tutum olarak benimseyenlerin böyle garip bir fantezisi var. 

Oysa toplumun da en az kendisini tanımaya, tanımlamaya ve yönlendirmeye çalışan siyasal-sosyal bilimciler kadar hayatın gerçeklerini kavramak, sorunların ve çözüm yollarının farkına varmak noktasında gayret ettiğini var saymak icap ediyor. Toplum bütün renklerine ve farklı beklentilerine rağmen organik bir bünyedir ve beka kaygısı her daim en başat kaygıdır. 7 Haziran’a giden süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’na yönelik kampanyaların AK Parti’ye zarar vermesinden daha çok AK Parti’nin kendi bünyesindeki sıkıntılar belirleyici olmuştu. Ancak 7 Haziran’da ortaya çıkan % 41’lik AK Parti tablosunu CHP-MHP-HDP ile ezme, sindirme ve iflasa sürükleme stratejisi sadece siyasetin değil bütünüyle toplumun tehdit altında olduğu duygu ve düşüncesini iyiden iyiye besledi, büyüttü.

AK Parti’nin 1 Kasım’a giden süreçte ciddi bir iç muhasebeye yönelmesi, toplumla olan ilişkilerini yeniden düzenlemesi ve dinamik bir siyasal söylem üretmesi için bu ‘mağlubiyet’ iyi bir fırsata dönüştürüldü. 7 Haziran’ı takip eden 5 aylık dönemde ülkeyi yönetmeye talip CHP-MHP-HDP kadrolarının kumaşı, yakın geçmişi unutanlar açısından daha bir belirginleşti. Bir taraftan PKK üzerinden tırmandırılan barbarlık diğer taraftan Fethullah Gülen’e bağlı kadroların liberal ve sol çevrelerle birlikte giriştiği operasyonlar, dost ve düşman kuvvetlerin sahada iyice seçilmesini sağladı. 

AKADEMİ 'MEDYA AMİGOSU' YETİŞTİRİYOR

Medya çok akademisyen eskitti. Geniş toplum kesimleri nezdinde tutarsızlığın, fırsatçılığın hatta siyasal amigoluğun müseccel markası olarak epeyce akademisyen geride kaldı. Buna rağmen anlı şanlı Boğaziçi Üniversitesi’nden Koray Çalışkan’ın artık kızdırmayan sadece güldüren bomboş iddialarından ibaret değil akademinin siyasal yorumları. Ondan daha ciddi, çok daha muteber, kıyaslanamayacak kadar saygın bilim adamlarının da aldıkları pozisyonlar itibariyle pek farklı olmadığı günden güne aşikâr hale geliyor.  

Misal olsun diye iki önemli siyasal bilimcinin, Prof. Dr. Yılmaz Esmer ve Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’nun seçim analizinden bir iki noktaya bakalım yeterli olur sanırım. Yılmaz Esmer’in çıkarımı şu:  “1 Kasım seçimlerinin, biz siyaset bilimciler açısından en önemli sonucu, seçmen davranışı ile ilgili bilinen her şeyi allak bullak etmesi oldu. Zira 4-5 ay gibi kısacık bir süre içinde, herhangi bir partinin 9 puan birden kazanması, bu literatürde rastlanan bir durum değil.” Ersin Kalaycıoğlu ise şöyle diyor: “Seçim sonuçları neredeyse herkeste şaşkınlık yarattı. Birçok soruna boğulan Türkiye’nin iktidar partisi oy patlaması yaşadı. Seçmen, yaşanan hengameden çıkışı AKP iktidarı olarak düşündü.”

Seçmen yani toplum kendi geleceğine dair bir irade koyuyor ortaya. Batıcı aydın ve akademisyenlerin beklenti ve misyonlarına uygun hareket etmiyor. Çünkü onları şaşırtan, allak bullak eden ve literatür dışı ilan edilen davranışları geleceğini garanti altına alıyor. Böyle olmasaydı aynı konuyu değerlendiren Prof. Dr. Faruk Birtek’in “Bundan sonraki süreçte yüzde 50 ile diğer yüzde 50 nasıl yaşayacak en büyük sorun bu” gibi saçma sapan teşhislerle kamuoyunun karşısına çıkabilmesi mümkün müydü? 

Oryantalizmden mülhem kimi siyasal bilimciler kendilerini ıssız bir adaya medeniyet getiren Robenson Cruzoe, adanın asli sahiplerini de kimlik ve medeniyetten yoksun Cuma zannediyorlar hâlâ. Temel sorun tam da buradan neşet etmektedir.

Kenan Alpay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle