Asimetrik Savaşın Entelektüel Kanadı
PKK’nın Irak ve Suriye’nin içinde bulunduğu kaostan alan hâkimiyetini yaygınlaştırıp derinleştirmek üzere önce kantonlar, sonra koridor en nihayetinde bir Büyük Kürdistan devşirme fırsatçılığı Çözüm Süreci’ni günden güne felç etti. 50’den fazla insanın ölümü, içlerinde okul, hastane, yetiştirme yurdu, belediye binası, halk otobüsü, müze gibi yüzlerce binanın, aracın kundaklandığı 6-8 Ekim Kobani provokasyonu dahi Süreci’n selametini gözetme iradesini kıramadı. Ancak iki yıllık zaman diliminde neredeyse PKK medyasına hiç uğramayan Çözüm Süreci gündemi şantajların yol kesme ve gasplara, çadır mahkemelerinin şantiye baskınlarına hatta cinayet ve intihar saldırılarına evrilmesi şeklinde karşılık buldu.
Kandil’de üslenen PKK’lı savaş lortlarının Devrimci Halk Savaşı fantezileriyle siyaset ve toplum üzerinde ahlakdışı ve çirkin bir hegemonya kurma gayretine Hükümet’in engel olmaktan başka bir çıkar yolu olabilir miydi? Devlet toplumun can, mal, ulaşım, ticaret güvenliğini sistematik olarak tehdit edenlere karşı gerekli tedbirleri devreye sokmakla mükelleftir. Kamu güvenliği ve çözüm süreci arasında eş zamanlı bir denge kurulmak zorunluluğu tartışma dışıdır.
TEDAVİYE MUHTAÇ MÜREBBİYELER
Peki, bütün bunlar olurken aydın, entelektüel, siyaset bilimci, hukukçu, gazeteci sıfatıyla donanmış kimi aydınlar hangi amaçla bir araya geliyorlar? Ne yazık ki PKK’nın katliam ve provokasyonlarını temize çıkarmak üstüne bir de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nu iktidar hırsıyla Kürt halkına karşı gerilim ve savaş stratejisi yürütme suçlamasıyla.
Gerçekleri alt üst edercesine, kronolojiyi inkâr ederek, hukuk ve siyaset biliminin bütün ilkelerini paspas yaparak Çözüm Sürecinin başlamasını da sekteye uğramasını da “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsi hesap ve hevesleri”ne bağlayacak kadar dogmatikleşen seküler aydın nefretinin evvelemirde tedaviye muhtaç olduğu aşikârdır. Barış, demokrasi, halkların kardeşliği gibi kavramları siyaset ve topluma karşı açıkça psikolojik harp diline tevdi eden bu kişilerin esasen barışa da halkların kardeşliğine de pusu kurmakta ve suikast tertiplemektedirler.
Çatışmasız veya çatışmalı bir Türkiye tercihini dahi “kendisine daha büyük güç ve iktidar getireceği hesabı” üzerinden koordine etmekten imtina etmeyen “basiretsiz ve ehliyetsiz bir muktedir” kurgusuyla izaha kalkışmak ne anlama gelir? Türkiye’nin siyasal işleyişini çarpıtıp inkâr eden, PKK’nın da kanton-koridor-halk savaşı şehvetine müzahir duran entelektüel ortak paydanın derinlik ve değeri işte bu seviyededir.
Doğan Avcıoğlu-İlhan Selçuk gibi cuntalar kurup darbe bildirileri kaleme alan ‘aydın’ profilinin piyasadaki son sürümleri yine siyasete ve topluma karşı konumlanmış, yine halkın siyasi iradesine karşı konuşlanmıştır. Sözkonusu aydınların çarpık mantığı PKK’nın Kürt illerinde silahlı hegemonya kurmasını meşru bir hak hatta sorumluluk gibi lanse ediyor. Lakin diğer taraftan (seçim sandıklarından birinci parti olarak çıktığı halde) “ülkenin geleceği AK Parti Hükümetine bırakılamaz” çağrılarıyla toplumsal iradeye gayri meşruluk isnat etmekteler.
Yaşanan onca gelişmeyi “Erdoğan, Kürt Sorunu üzerinden yeniden iktidar üretmeye teşebbüs ediyor” (Mümtaz’er Türköne, 30 Temmuz/Zaman) türü indirgemeciliğe bağlamak için elbette Marksist kökenli olmak gerekmiyor. Türkçü-liberal-Fethullahçı karışımı bir kafa ve kimlik de bunun için uygundur.
Siyaset ve toplumun karşısında ama PKK’nın söylem ve hedefleri doğrultusunda saf tutmuş olan hastalıklı bir ‘aydınlar’ sınıfı sorunumuz var. Serbest ve doğrudan seçimle Cumhurbaşkanı olmuş Erdoğan’ı şahsi ve oligarşik iktidarın temsilcisi olarak lanse etmeyi görev bellemiş, akıl ve ahlak dışılığı benimsemiş bir aydın tipolojisi karabasan gibi toplumun üzerine çökmeye çalışıyor.
ENTELİJANSİYANIN AĞLATAN KÖRLÜĞÜ
Seçilmiş Cumhurbaşkanını “Türkiye’deki en önemli kısa vadeli istikrarsızlık unsuru” olarak kodlayan şaşkın ve edepsiz bir akademisyen modeli önümüze barikatlar kuruyor. (Ahmet İnsel, 6 Ağustos/Cumhuriyet) Türkiye’yi kanlı iç savaşa sürükleme riskini PKK’nın misillemelerine davetiye çıkaran Tayyip Erdoğan politikalarına bağlayan felaket düzeyindeki gözüdönmüşlük kendisini “vatanseverlik 2015” (Cengiz Çandar, 6 Ağustos/Radikal) olarak takdim edebilecek kadar utanma duygusundan sıyrılmış durumda. PKK ve Beşşar Esed rejimi adına taşeron siyaset misyonuyla hareket eden siyasi kadroların korunma ve güçlendirilmesini “temel vatandaşlık görevi” sayan nefret dolu fanatizm TÜSİAD medyasında militan düzeyde temsil edilebiliyor.
Doğan Avcıoğlu-İlhan Selçuk modeli aydınlar siyasete ve topluma karşı tertiplenen asimetrik savaşın parçası hatta öncüsü olmaktan ne zaman vazgeçecekler? Siyasete ve topluma karşı sergilemekte inat ettikleri asimetrik savaşı ne ahlaki ne de siyasi olarak kazanabilirler. Her biri kibir abidesi olarak arzı endam eden seküler aydın karakterlerin mürebbiyeliğine siyasetin de toplumun da hiç ama hiç ihtiyacı yok. Hiçbir zaman da olmayacak inşallah.
Gölge etmeyin, bu toplum başka bir ihsan istemez sizden.


