Bir ihtimal
Yahya, çocuklarını hastanedeki koğuşuna topladı. Yarın ameliyata girecekti.
Aynı durumdan üçüncü ameliyattı bu. Akciğer kanseri. Birinci ameliyattan sonra üç yıl yaşamış, ikinci ameliyattan sonra dört ay… Kanser bulunduğu organdan diğer organlara da sıçramıştı. Mutlaka, acil ameliyat gerekiyordu. Aksi taktirde bir haftalık ömrü kalmıştı. Doktorlar sonucu ve kararı bildirince sormuştu: Bu ameliyattan yüzde kaç ihtimal sağlam çıkarım?
Küçük bir ihtimal, dedi doktorlar! Ama belli olmaz. Açıp son durumu görmemiz lazım. Bir ihtimal birkaç ay daha yaşayabilirsin.
Düşündü, taşındı, hanımının gözlerine baktı, kardeşlerini dinledi… Onaylasa mıydı yoksa bir süre daha yaşayıp emaneti teslim mi etseydi?
Yahya, demirci ustasıydı. Yaşı da genç sayılırdı. Henüz elli yedi yaşındaydı.
Demir tozlarını ciğerlerine çeke çeke bakmıştı evini. Büyütmüştü çocuklarını… Bir apartmanı ve iki arabası vardı. Çocuklarını okutmuş, evlendirmişti. Hatırı sayılır çifte ve çubuğa malikti. Erken işine gider, en son iş yerini o kapatırdı. Soğuk sıcak dinlemez, dinlenmek bilmez, düzenli öğle yemeği yemez, koparıp eline aldığı bir somun parçasıyla hem iş yapar hem ekmek ve yanında zeytin peynir atıştırır, çayı bile çay ocağından ısmarlamaz kendisi kaynatırdı.
Elli yedi yıllık ömrüne çok kazanç sığdırmış fakat hiç ibadet biriktirmemişti.
Yanı başında cami olmasına ve her gün öğle, ikindi ve akşam; üç kez çağırmasına rağmen bir kez ibadet için girmemiş lakin caminin demir işleri için girmişti.
Cumaları da öyleydi.
Oruç ve zekat tamamen uzak olduğu bir ibadetti. Oruç faslı açıldığında, “Allah’ın benim aç kalmama ihtiyacı mı var?” diye sorar; zekattan söz açıldığında ise “Ben kazanırken fakir yanımda mıydı?” derdi.
Bir kez kurban kesmiş, sair seneler hanımının isteğine uyarak onun kurbanını ifa etmişti. Lakin o her seferinde hanımın kurbanı sayesinde eti daha ucuza getiriyoruz diye düşünmekteydi.
Beş çocuk sahibiydi. Oğullarından biri diğer çocukları gibi değildi. Kul hakkını, yardımlaşmayı, ahireti, azabı, kulluğu daha çok önemsiyordu. Sohbetlere katılıyor ve orada dinlediklerini yerine göre anne/babasına, kendi evinde hanım ve çocuklarına, ortamına göre kardeşlerine anlatıyordu. Annesi etkileniyordu anlatılanlardan lakin babası “bizim oğlan uçacak!” diyor ve inanmadığını ima ediyordu.
Şimdi son kritik eşikte idi Yahya…
Yarın ameliyat masasından kalkması bir ihtimal kalkamaması çok ihtimaldi.
Çocuklarına durumu bir kez daha anlattı. Ölürsem annenizi yalnız bırakmayın, benden kalan terekeyi adil bir şekilde bölüşün… Beni de babamla annemin mezarının yanına koyun. Filan firmaya ödeyeceğim şu kadar borcumu zamanı gelince ödeyin. Senette tarih yazılıdır.
Büyük kız “Mevlüt okutalım mı baba?” diye sorunca “boşuna para harcamayın” dedi. Çocukları ağladılar ve ertesi günü ameliyat vaktine kadar yanından ayrılmamaya karar verdiler.
Odadan salona geçtiklerinde dindar olan oğlu yanında kaldı. “Baba! Dönüşü olmayan bir yola gidiyorsun. Ne olur, vasiyet et de senin için biraz hayır hasenat yapalım” dedi. “Hem şahadet getir. Tevhit getir. Ameliyata girerken bildiğin duaları yap.”
Hiç cevap vermedi. “Beni sırtımın üzerine yatır” dedi. Kendi haliyle baş başa kaldı. Ertesi gün çocuklarının yaşlı gözleri arasında ameliyata girdi. Ameliyat odasının kapısı kapanınca artık bir başka dünyanın kapısı açılmış gibi geldi hanım ve çocuklarına. Yine de babaları için bildikleri duayı okuyorlardı.
Birkaç saat süren ameliyattan sonra ilk çıkan doktor yanında toplanan çocuklarına, ağzındaki maskeyi çözdükten sonra “Sizlere ömür… Maalesef hastamızın böbrek fonksiyonlarında da yetmezlik çıktı. Ciğerleri tamamen bitmişti. Kanser ciddi anlamda yayılmıştı. Uyandıramadık. Başınız sağ olsun.”
Bir ağlaşma bir inleşme ve son…
Cenaze namazı kılındı, hasta bire iki metre çapında bir mezara kondu. Tahtalar dizildi. Üstüne toprak çekildi. Hocalar okudu, son hoca duasını normal bir mümin gibiymiş gibi yaptı. Cenaze dağıldı.
Artık geriye hatıraları, dedikoduları, “üzküru mevtaküm bil hayır: ölülerinizi hayırla yad edin” emri peygamberisi ve bölünmeyi bekleyen mirası kalmıştı.
Dindar olan oğlu herkesin terk ettiği mezarını hemen terk etmedi. Mezarın başına oturdu. Güzel günleri yad etti. Hüzünlendi, gözyaşlarını sildi. “Baba” dedi. “Küçük bir ihtimal için ameliyat masasına yattın da en tartışmasız hakikat olan ölüme ve ahiret yurduna dair zerre inanmadın. Zerre hazırlık yapmadın. O ihtimal değil sarsılmaz hakikatti. Dünyanın bedeni ticaretinde kazandın lakin ruhsal ticaretin külliyen zarar. Yazık etmedin mi kendine?”
Yazık etmedi mi insan kendine? Vesselam.