Ekonomiye müdahale tartışmaları ve bir öneri
Hükümet ekonominin gidişatına, bilhassa para piyasalarına müdahale ettiği zaman onu serbest piyasa ekonomisinden uzaklaşmakla itham edenler oluyor. Hoş, Özal liberal ekonomiye geçtiğinde tersini söylüyorlardı ama neyse. Onların derdi sistem değil Özal idi ve her ne yaparsa yapsın karşı çıkacaklardı. Bugün de benzer bir durum var. Cumhurbaşkanı Erdoğan sosyalizmi savunsa “ben sosyalist değilim” diyecek sosyalistlerimiz olacak.
İdeolojik körlüğe uğramış bu kesim bir yana, ortalama bir vatandaş ekonomik sıkıntılar baş gösterdiğinde devletin müdahalesinin gerekli olduğunu kabul etmelidir. Çünkü liberalizmin mucitleri bile şu sıralar artan enflasyon için fiyat kontrolünü talep ediyorlar. The Guardian’da çıkan bir yazıda, bazı ürünlerin fiyatlarının pandemi geçinceye kadar kontrol altında tutulması tavsiyesinde bulunuluyor.
Örneğin temel gıda maddeleri olan ekmek, şeker, pirinç vb ürünlerde fiyat artışının önüne geçilecek ki, kâr hırsıyla hareket eden satıcıların hevesleri kırılmış olsun. Önerinin geçici olarak uygulanması tavsiye ediliyor ama netice itibariyle bir müdahaleden bahsediliyor ve müdahaleyi isteyenler liberalizmin en büyük destekçisi olan The Guardian gibi medya organları. Türkiye’nin ekonomik zorluklarla ilgili mücadelesini anti-liberal olarak lanse etmelerini yüzlerine vurduğunuzda söyleyecek sözü olmayan mezkur medya organları, aynı sorun kendilerine zarar verince doğruyu tavsiye etmek zorunda kalıyorlar. Bu durumda teorilerine değil de pratiklerine bakmak gerekmez mi?
Fiyat kontrolü mevzusu tartışıladursun, yeri gelmişken kârlılığı artıracak bir fiyat değişikliği önerisinde bulunalım. Şöyle ki; bazı ülkelerde turistlere/yabancılara verilen fiyatlar yerlilere verilenden daha fazladır. Örneğin Hindistan’da Taç Mahal’i gezmek için turistler 1000 rupi öderken Hintliler 40 rupi ödüyor. Arada 25 kat fark var. Rusya’da Hermitage müzesi turistlere 700 ruble iken Ruslara 400 rubledir. Fas’ta II. Hasan Camii turistlere 120 dirhem iken Faslılara bedavadır. Tayland’da ulusal parklar turistlere 200 baht, Taylandlılara 20 bahttır. Mısır’da turistler piramitleri daha pahalıya ziyaret ediyor. Yunanistan’da Akropol AB üyelerine 10 Euro, diğer ülke vatandaşlarına 20 Euro.
Görüleceği üzere Avrupa’da bile yabancılar daha fazla ücret ödüyorlar. Hakkaniyetli davranmak adına daha fakir ülkelerden gelen yabancılar için fiyat değişikliğine gidilmeyebilir ama mesela bir Fransız’ın müzeye giriş için 20 Euro yerine 50 TL ödemesine gerek yoktur. Kaldı ki Fransız zaten bir bilet için 20 Euro’yu gözden çıkarmaya hazırdır. Ayrıca sınır illerinde alışveriş yapan Bulgarlar ve Yunanlılar için de bir düzenleme yapılabilir. Fiyatlar kendi ülkelerine göre hâlâ cazip halde tutulabilir ama biraz daha yüksek olmasında bir sakınca yoktur.
Bu öneri Bulgarların Edirne’ye akın etmesinden şikayet edilmesi olarak algılanmasın. O şikayetleri dolar alarak kendi fiyatlarını yükseltip, Bulgarların gelişinden haz duymayıp yetkilileri suçlayanlar yapsınlar. Biz istiyoruz ki gelsinler ve istedikleri kadar alışveriş yapsınlar. Bizim derdimiz kâr maksimizasyonudur ve ülkede böyle bir ortamın olduğunu ve bahsettiğimiz uygulamaların diğer ülkelerde de uygulandığını hatırlatmaktır. Eğer ki, akla yatarsa veyahut başka bir fikre önayak olabilirse denemeye Ayasofya Camii’yle başlanabilir. Bizler eskiden müze fiyatı yüksek olduğu için zaten giremiyorduk. Turist ise parasını cebine koyarak gelir ziyaret ederdi. Şimdi eskisi gibi ücretini ödeyerek giriş yapabilir ve bundan da şikayetçi olmayacaktır.
Bu ülkenin kaynakları boldur ve ufak değişikliklerle ve müdahalelerle daha verimli kullanılabilir. Genel iktisat kurallarını kural koyanlar bile bozabiliyorsa kurallar tam etkili olamadığı içindir. Onlar kurallara uymuyorsa bizler niye uyalım ki? Hem mesela stokçular müdahale edebiliyorsa devlet niye etmesin ki? Gidilen yol mu önemli yoksa menzil mi?