--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Statü ve nefis savaşları

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
2

 

En küçük aile biriminden, devletlere kadar insanın yer aldığı her noktada garip bir statü ve nefis savaşları yaşıyoruz.

Ekonomiden siyasete, kültürden sanata, bürokrasiden vatandaşa kadar insan unsurunun varlığını gösterdiği iş ve sosyal hayatın bütününe, iletişim ve ilişkilerde garip bir statü ve nefis savaşlarıyla karşı karşıyayız.

Statü kavramının sorumluluğu manevi anlamda çok büyüktür ve ahiret günü hesap edildiğinde altından kalkılması zor bir husustur. Dünyalık için ise kibirlilik unvanı gibidir.

Statü sahiplerinin -bir de hak etmedikleri mevkii ise- kendinden üstün kimse olmadığını sanarak; “Büyük dağlar benim, küçükleri parçalarım” der.

Statü ve nefis savaşlarının kazananı olmaz. Çünkü her iki haslet de insana dair özellik değildir. Dolayısıyla gayri insani bir durumdur ve sonu çaresi bulunmayan hüsrandır.

Statü endişesi ve nefsin zapturapt edilememesi, kişinin kendisini yiyip bitiren görünmez kurtçuklar gibidir.

Kurtçuklar her bir parçamızı yedikçe, paniğe kapılır ve önce kendimize sonra çevremize zarar vermeye başlarız. İşin en acı tarafı ise bunun bir başarı olduğunu zannetmektir.

Oysa statü endişesi; “aklımızı-mantığımızı-kalbimizi-yüreğimizi” devre dışı bırakarak, ebedi olmayacağımızı unutup; nefsimize hâkim olamamak ve “kedere-bunalıma-umutsuzluğa” yelken açmaktır.

Anadolu’da; “yükünü tutmak” diye kinayeli bir deyim vardır. İyi manada da anlaşılacağı gibi genelde statü ve nefislerine kul olmuş; “para-şan-şöhret-makam ve itibar” kazanmak için hırs ve tamahına esir düşmüş kimseler için kullanılır.

Gündelik hayatta sıkça sürekli tahrip ettiğimiz; “Barış-kardeşlik-sevgi-hoşgörü” kavramları, asla kazananı olmayan savaşın büyük kayıplarıdır.

Hele bu savaş bir de “dini kisveli” veya “din üzerinden” yapılırsa ki, -yapılmıyor değil, hem de o kadar çok ki- elbet hem din adına hem insanlık adına büyük afettir.

Bilgelerimiz buyurur ki; “Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) ısrarla şöyle dua edermiş:

-“Ey Allah’ım! Senin rahmetini umuyorum, beni göz açıp kapayıncaya kadar da olsa nefsimle baş başa bırakma”.

Bu duadan sonra sözü Erzurumlu Âşık Noksani’ye bırakalım:

Nefse uyup gönül yolundan çıkma

Bağlanır yolların şaşarsın bir gün

Vesveseyi şeytanı kalbine sokma

Ecel çengeline düşersin bir gün

Arılara bakıp ibret alsana

Her çiçeğin hamını hasını bilsene

İkilikten geçip biri bulsana

Birlikten geçersen şaşarsın bir gün

Can gözün göremez edersin inat

Suret-i güzeli seversin gayet

Nefse kul olana yoktur hidayet

İmandan gümana düşersin bir gün.

Mahlûka doğru yolu tarif edersin

Hak’tan döner eğri yola gidersin

Helal haram her ne bulsan yutarsın

Cismine zehir olur şişersin bir gün.

Nefs içün gezenler Hakk’ı bulamaz

Bin bir yere gitse murad alamaz

Hikmet-i nefsinden halas bulamaz

Dergâh-ı Âlî’den düşersin bir gün.

 

Yorumlar

(2)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Ahmet

17 Haziran 2024 12:31

Hem geçmişi Hem bu günü Hem yarını Hem geleceği bütün canlılığı ile anlatıyor

Kanber

14 Haziran 2024 20:50

Sağ olun var olun güzel yazmışsınız Ağzınıza sağlık bayramınız mübarek olsun

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle