İnsan bozuldu mu?
“Cahilsin; okur öğrenirsin. Gerisin; ilerlersin. Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu bunun çaresi yoktur”. Mahur Beste. Ahmet Hamdi Tanpınar.
Tanzimat’tan bu yana Türkiye’nin problemi, bozulan insan cinslerinin, üzerinde yaşadıkları vatana, bayrağa, devlete, millete ve dine karşı sürekli düşmanlık beslemeleridir.
Şöyle bir zamanda bile bozukluklarını daha artırarak sürdürmekteler. Devlet ve millet olarak milletimiz neyin derdinde, bunlar neyin derdinde.
Genetik olarak bozuk gelen yahut sonradan bozulan kimseler, yerkürenin hiçbir noktasında ne kendilerine ne başkalarına huzur vermezler. Her yerde problemdirler.
Yüzyıldır ülke olarak ne çekiyorsak bu haramiler ve nesillerinden çekiyoruz. Böylesine sistemli şekilde nasıl ürüyorlarsa ne gelenler gideni ne de gidenler gelenleri aratmıyor.
İyilik ve insanlık adına önlerine binlerce, milyonlarca hayırlı işleri dizseniz dahi mutlaka bir kulp buluyorlar. Bulmakla kalmayıp, bir de aleyhte propaganda yapıyorlar.
………………
Sima ilmine vakıf olan bilgelerimiz, ülkemizde iki insan tipinden söz ederler.
Bir “düşünürlerin”, bir de “düş görenlerin” olduğunu söylerler.
Düş görenlerin, üzerinde yaşadıkları toprakları ve halkı “Batıllaştırmak-Allahsızlaştırmak” istediklerini, bunun yolunun da sapkınlıklardan geçtiğini belirtirler.
Bu güruhun nesli, Tanzimat’tan bu yana sürüp gelmektedir ve özellikle son elli-altmış yıldır, memleket-millet olarak bunların lanetlik düşleri yüzünden, maddi-manevi büyük kayıplar yaşamaktayızdır.
Bugüne kadar ülkemizin ve halkımızın yararına kıllarını kıpırdattıkları görülmemiştir, görülmesi de imkânsızdır. Çünkü beslendikleri kaynaklar yerli-milli kaynaklar değildir.
…………….
Dünyanın her yerinde; kimliksizlik ve kişiliksizlik, haysiyetsizlik olarak bilinir. Sebep olarak da şuur kaybı gösterilir. Böyle güruhlar, soysuzlaşmanın gayyasında yüzerler.
Böyle olmasa; tıyneti bozulmamış, fıtratlarını kirletmemiş, kimlikleri ve kişilikleri belli olan ve bunları koruyan kimseler, nasıl olur da içinde yaşadıkların toplumun değer yargılarına karşı düşmanlık besleyebilir, küfür ve bataklıklarda yüzebilirler.
Yine bilgelerimiz bu taifeyi şöyle anlatırlar:
- “Bunlar halktan nefret ederler, yoksuldan tiksinir, millet adına yapılan hayırlı her işe engel olmak isterler.
Milletimizle sıkı veya gevşek hiçbir bağları yoktur. Başka bir dünyadan gelmiş, başka soydan kopmuş, başka türlü konuşan, mürailer topluluğudurlar”.
………………
Sima ilmine vakıf bilgelerimiz “düşünürleri” de şöyle izah ederler.
- “Onlar vatan edindikleri toprakların tarihine, devletine, milletine, bayrağına, dinine bağlılıktan asla taviz vermeden, devlet-millet bütünlüğüne inanarak, dünyevi ve uhrevi vazifelerini yerine getirirler.
Bunların da önemli bir eksikliği, iradelerini hızlı kullanamamalarıdır. Her fırsatta “Bir”de birleştiklerini deklare etmelerine rağmen, bir türlü “Bir”in istediği “birliği” gerçekleştirip, düşüncelerini ikame etmekte acele etmez ve geciktirirler”.
Ezcümle:
İrfan toplumu olarak, kâinatın en şerefli varlığı insanın soysuzlaşmasına-bozulmasına göz yumarsak, devlet-millet olarak hüsrana uğrarız.