• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
TÜM YAZILARI

Bir âlim ölünce âlem neden ölür

06 Ocak 2026
A


Hüseyin Öztürk İletişim: [email protected]

Bir âlim ölünce âlem neden ölür

HÜSEYİN ÖZTÜRK

Bu hususta şöyle bir hadis şerif olduğu buyurulur.

“Âlimin ölümü âlemin ölümüdür” denilir. Yazının başlığındaki soru, mevzuumuzun esasını teşkil etmektedir. Âlim ölünce âlem neden ölür”? Cevap vermeye çalışalım.

Eğer âlimlerimizi öldükten sonra unutur, hatırlamaz; yazdıklarıyla, konuştuklarıyla irtibatımızı kesersek elbet âlem ölür.


Ve ölmüş bir âlemde, hayat emarelerimiz ottan çöpten farklı olmayacağı için çöp üreten bağırsak işçiliğinden farkımız kalmaz. Ve günlük hayat bağırsağa hizmetten geçer.

Bu sebeple mecazi olarak “âlimin ölümü, âlemin ölümünü” hatırlatır. Oysa bizim devlet-millet bütünlüğüne dair kurucu felsefemiz, “Kelime-i Tevhid” kökenlidir.


“Millet-devlet ayrılmaz” temelimizi âlimlerimiz örmüşlerdir. Bir âlimin ölmesi, bu temelin sarsılması ve bir gedik açılması demektir.


14 asırlık İslam muhtevalı medeniyetimizi dünyanın dört bucağından bugüne getiren, taşıyan, yaşatan nice isimleri bilinen, bilinmeyen âlimlerimiz vardır.

Dini-milli değer yargılarımızı inşa ve imar eden âlimlerimizi her fırsatta yâd etmekle yükümlü bir emanetin sahibiyiz.



Emanete sahip çıkmazsak, ilim karşıtları bu emaneti yok etmek için zarar vermek için elinden geleni yapacaklardır ve yapmaktadırlar.

Son yüzyılımız, âlimlerimizin kıyımıyla geçmiştir. Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişte nice bilgelerimiz, âlimlerimiz, münevverlerimiz, hocalarımız, sırf ilimlerinden dolayı ötelenmiş, yasaklanmış, eserleri yok edilmiş ve toplumumuzdan, devletimizden kopartılmış, eziyet görmüş ve cezalandırılmışlardır.


Devletimizin devamlılığı, milletimizin selameti, bayrağımızın dalgalanması, dinimizin ve dilimizin muhafazası ve yaşanılıyor olması bir beka meselesidir.

İçteki ve dıştaki batılı batılların tesirine kapılmamak adına âlimlerimizi hayata kattıkları değerleriyle yaşatmalıyız.


Adına yeni denilse de ihtiyarlayan dünyamızda, ihtiyarlayan yaşımızda, hiç olmazsa daha çok bu hususlara eğilme gerektiğine inanmaktayım.


Şeytan mutlaka taşlanmalı ama tavafa da fırsat bulmalı. Tavafı bazen es geçip, şeytan taşlamaya zaman ayırıyoruz. Taşlarken de onların hallerine düşüyoruz.


Malum esas şeytan, “Besmele” çekince gidiyor ve tesiri kalmıyor. Lakin insani şeytanlara karşı ne kadar besmele çekersek çekelim, gitmedikleri gibi daha da sırnaşıyor ve edepsizleşiyorlar.

Rabbim böyle edepsizlerden sadece bizi ve dünya insanlığını değil, mikroskopla dâhi görülmeyecek canlıları da korusun.


Sosyal medya ve diğer medya ile birlikte siyasi cenahta, şeytanın atına binmiş ama kendisini rahmani zanneden şeytanlar var ki, şerleri elleri yüzlerinden akmakta.

Millet ve devlet bütünlüğü içerisinde elbet böyleleriyle mücadele etmeliyiz, topluma zerk ettikleri zehirlere karşı panzehirler üretmeli ve onların seline kapılmamalıyız.


Esas görevimiz; bizi biz yapan değerlerimizi, âlimlerimizi sahiplenmek olmalı. Şeytanın hileleriyle mücadele etmeli, köklerimizden kopmadan geleceğe hazırlanmalıyız. 

Ezcümle:

Çok af edersiniz! Birkaç kelime ile yazıya giriş yapıp, 2 Ocak 1991 yılında rahmeti rahmana kavuşan “Gönenli Mehmed Hocamızı” yâd ederek kendisinden söz edecektim.

Yarına kaldı.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Salih

Kırk sene olmuş adamın öleli hala alem yaşıyor
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23