• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hasan Karakaya
Hasan Karakaya
TÜM YAZILARI

Yaşar Nuri... Ya da “dediği dedik” Paşa dede!

07 Ocak 2016
A


Hasan Karakaya İletişim: [email protected]

HASAN ABİ’NİN VEFATINA İTHAFEN...

AKİT / 25.10.2000

 Bizim M. Emin Kazcı, tam bir fıkra deposu... Bu günkü fıkra da, yine ondan.

O akşam “konak”ta ziyafet vardır... Aşçı yamaklarından biri gider hale, bir kasa “balık” alır... Getirir konağa, döker tezgâhın üstüne, başlar ayıklamaya.

Aaa, o da ne?..

Kasanın içinde; bir “iri” ve “uzun” şey!..

Acaba bu ne?..

Sorar diğer hizmetçilere, onlar da bilemez... İçini kuşku kaplar...

“Acaba kızartsam mı, atsam mı?.. Kızartsam zehirli olabilir... Atsam israf olacak, kıyamam!..”

Derken, karşı konağın kâhyası gelir yanlarına... Ona anlatır durumu... O da karar veremez kasadan çıkan “mahlûk”un balık mı, yoksa başka bir şey mi olduğuna...

Fakat, bir fikir verir:

“Bunu, en iyisi mi, götürüp paşa dedeme gösterelim.”

Aşçı yamağı heyecanla atılır:

“Nee, paşa dede balıktan da mı anlıyor?”

Karşı konağın kâhyası cevap verir:

“Yoo, sadece balıktan değil, hiçbir şeyden anlamaz!.. Anlamaz anlamasına da, paşa dedemin her dediği, dediktir!!!”

YAŞAR NURİ’NİN KİTABI

Fıkrayı boşuna anlatmadık elbette... Öğrendim ki, Yaşar Nuri Öztürk yeni bir kitap yazmış... Yakında piyasaya çıkacakmış.

“Kıyamet kopacak” diyor!.. “Türkiye”de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyor!..

Çünkü efendim;

Yaşar Nuri’nin yazdığı bu kitap, “sahte din”i, “gerçek İslâm”ın yakasından düşürecek bir kitapmış!..

Gazetesi, öööle diyo!..

Hatta, daha iddialı lâfları da var:

“Kitaba; halkın sahte dinden kurtuluş el kitabı da diyebiliriz... Kitabımda yalanı ve aldatmayı deşifre ediyorum... Halkın; hangi yalanlarla, hangi uydurmalarla boğulduğuna dikkat çekiyorum... Dinimizin içine itildiği kaosun, karanlığın yırtılması lâzım... Hocaefendi dedi ki, çağı kapansın artık!..”

Evet, aynen bööle diyo Yaşar Nuri!..

Böylesine iddialı, böylesine pervasız!..

Peki, böylesine fütursuz ve iddialı olduğuna göre; bu işlerde “tek uzman” mıdır, “tek otorite” midir?

Orasını bilmem;

Ancak, bizim Kazcı’nın fıkrasındaki “Paşa dede” gibi, “dediği dedik”lerden olduğu kesin!

Elbette dediği dedik!..

Çünkü; her şeyden önce “paşa dedelerden akredite” bir ilâhiyat uzmanı!

Elbette dediği dedik;

“28 Şubatçılar”ın demokrasiye “balans ayarı” yapması gibi, o da “zamana uyup”, geçmişte yazdığı “meal”lere “ayar” yapmış biri!..

Ne yani;

Onun “dediği dedik” olmasın da, benim mi sözüm geçsin şu “Fred Çakmaktaş ve Barni Moloztaş’la çağdaş” Türkiye’de!...

HELE “ÖRTÜ”YE GEL!

Dedik ya; kitap, henüz piyasaya çıkmadı... Çıkınca, “uzmanlar” elbette tartışacaklar muhtevasını...

Ne var ki;

Ben, şimdiden sormak istiyorum kendisine:

“O kitapta, başörtüsü ile ilgili ne yazdınız?”

Bu soru, şunun için çok önemli:

Türkiye’deki “Müslüman”ların “din” ile hiçbir problemi yok... “Dini bilmemek” veya “anlayamamak”tan kaynaklanan “sorunlar” elbette var.

Ama bunlar;

Kaynaklara inmekle veya bir bilene danışmakla çözümlenebilecek sorunlar.

Çözümlenemeyen sorun ise “başörtüsü”nde düğümlenip kaldı... Bu “düğüm”, bir türlü çözülemiyor.

İşte burada;

“Paşa dedelerden akredite” bir ilâhiyat uzmanı olarak Bay Yaşar Nuri’nin görüşleri önem taşıyor.

Evet;

“Başörtüsü” ile ilgili “görüş”ünüz nedir Yaşar Bey?..

Malûm;

Bazı “Hocaefendiler”, başörtüsünün “furuat” olduğunu söyledi ve “kargaşa” da böyle başladı.

“Hocaefendi dedi ki” çağının kapanmasını isteyen biri olarak, acaba siz ne diyorsunuz?..

Başörtüsü bir “farz” mıdır, yoksa “teferruat” mı?..

Bu konu açıklığa kavuşmadıkça, daha doğrusu bu sorun “Kur’an-ı Kerim’in emrettiği” şekilde çözümlenmedikçe, Türkiye’de hiçbir “dinî” sorun çözümlenmez!..

Çünkü;

Müslümanın “din” ile hiçbir problemi yok. Bildiği ve gücünün yettiğince “amel” ediyor.

Asıl problem;

“Müslüman ile yönetim” arasında!..

Kur’an diyor ki;

“Başörtüsü Allah’ın emridir, takacaksın!” 

Yönetim diyor ki;

“Başını açacaksın!.. Bu da benim emrim!”

Yaşar Nuri; toplumun yaşadığı işte bu tezata “çözüm” getirmeli ki, ben ona “devrim” diyebileyim!..

Yoksa;

“Saman alevi” de çabuk parlar ama aynı çabuklukta da söner!..

BİR BABANIN BOYUN BORCU!

Bu vesileyle, “somut bir örnek” vermek istiyorum... Ben diyeyim Adapazarı’ndan, İzmit’ten, siz deyin Konya’dan Erzurum’dan, adı bende saklı bir “öğrenci velisi” aradı önceki gün.

Yaşadığı bir “manzara”yı anlattı:

“Kızım Konya Selçuk Üniversitesi’ni kazandı... İlk gün, kendim götürdüm okula.. Baktım; birçok başörtülü öğrenci okulun kapısına kadar geliyor, başındaki örtüyü yavaşça çıkarıp, çantasında taşıdığı peruğu hızla geçiriyor kafasına!..

Birkaç gün böyle devam etti bu... Öğrencilerin o an yaşadıkları halet-i ruhiye, kelimelerle anlatılır gibi değil... Perişanlar... Sicim gibi yaş akıyor gözlerinden... Sağa-sola bakmak yok, hep yere bakıyorlar...

Baktım olacak gibi değil.

“Çıkar” dedim kızıma... Çıkar başındaki “örtü”yü, ver bana!..

O günden bu yana da;

Kızımın başından aldığım örtüyü, “boynumda” taşıyorum!..

Soruyorlar bana;

“Nedir boynundaki bu örtü?”

Diyorum ki;

“Bu, bir boyun borcudur!.. Kızının başındaki örtüyü koruyamayan bir babanın boyun borcu!”

Bir “erkek” olabilseydim eğer, kızımın başındaki örtüye uzanan eli kırardım!..

Kıramadığıma göre, “erkeklik” gitmiş bizden!.. Erkek olmayan birinin boynuna da “eşarp” yakışır!..

Şimdi;

İşe giderken de, bakkala giderken de, yolda yürürken de, “kızımın eşarbı” hep boynumda!

Onu, boynumda taşımayı “boyun borcu” olarak görüyorum!...

Bunu, “benim kadar erkek” olan “baba”lara da tavsiye ediyorum!..

Kızlarının başındaki “örtü”ye sahip çıkamayan babalar da benim gibi yapsın!.. Onlar için de bir “boyun borcu”dur bu!

“HATUN KİŞİ NİYETİNE!”

Haa, unutmadan söyleyeyim; mahallemizdeki imam efendiye de “vasiyet” ettim.

Öldüğümde;

Cenaze namazıma niyet ederken, “er kişi niyetine” diye değil, “hatun kişi niyetine” diye başlayacak cenaze namazıma!..

Öyle ya;

“Er kişi” olabilseydik, sahip çıkardık “kızlarımızın başörtüsü”ne!.. Sahip çıkamayıp da, o örtüyü boynumuzda taşıdığımıza göre, bize ancak “hatunluk” yaraşır!..”

......

Aktardığım bu konuşmanın eksiği var, fazlası yok.

Acı, ama gerçek.

Hem de kahredici bir gerçek!..

DEVRİM, AMA NASIL?

İşte bu “telefon konuşması” ile Yaşar Nuri’nin yazı yazdığı gazeteye konuşması aynı güne denk geldi.

Ve ben, tekrar sormak istiyorum Yaşar Nuri’ye veya onu “akredite” görenlere:

“Türkiye’deki Müslümanların problemi Allah’ın gönderdiği mukaddes Kitap mıdır, yoksa YÖK’ün yaptığı hitap mıdır?”

Bana öyle geliyor ki;

Hiçbir Müslüman’ın “Sûre-i Nur”la herhangi bir problemi yok... Onun problemi “Suret-i mendebur”larla!

Ve yine;

“Örtünme”nin emredildiği “El-Ahzap”la da problemi yok hiç kimsenin... Problem, “Rektör el kezzap”larda!..

O halde;

Bay Yaşar Nuri, nasıl gerçekleştirecek “devrim”ini?

Ya da “kime” karşı?

Meselâ;

“Laiklik; din içeri devlet dışarı” ya da “devlet içeri, din dışarı demektir” diyebilecek midir?.. Bu tarifin, “adam gibi” uygulanmasını isteyebilecek midir?

Şu bir gerçek ki;

Günümüz Türkiye’sinde; dini boğan; “hocaların yalanları” değil, tam aksine, kökü dışarda olan “locaların yılanları”dır!..

Unutmayalım ki;

15 asırlık “başörtüsü”ne “türban” deyip, sonra da o türbanı “simge” ilân ederek yasaklayan onlardır!

Şimdi söyleyin Yaşar Nuri Bey;

“Neyi deşifre ediyorsunuz kitabınızda?.. 1421 yıllık gerçekleri mi, 1421 günlük yalanları mı?”

Şunu bilin ki;

Başörtüsü “özgür” olmadıkça, Türkiye’de yapılacak her “devrim” bir “aldatmaca”dır!.. 

Bir “uydurma”dır, bir “yalan”dır!..

Bu devrimi yapan;

“Dediği dedik Paşa dedeler”den icazetli siz olsanız bile!..

Tok, açı bilmez!

Herkes, TÜSİAD Başkanı Erkut Yücaoğlu’na yükleniyor...

Tabiî, “10 yıl sonrasını görebiliyoruz” dediği için!

Kızmaya hiç kimsenin hakkı yok... 

Ne demişler eskiler:

“Tok, açın halinden anlamaz!”

Söyleyin şimdi;

Karnı tok, sırtı da pek olan bir insanın “göz”leri de iyi görmez mi?

Adamın “işçi ücreti” diye bir derdi yoksa, ürettiği malı satma gibi bir problemi yoksa, böyle bir adam 10 yıl sonrasını da görür, 20 yıl sonrasını da!

“Öteki Türkiye”nin insanları ise, elbette

göremez yarını!..

Zira; elleri-kolları bir yana, ağızları da

bağlı, gözleri de!..

Büyüyene dur, konuşana vur! 

Kimini sür, kiminin defterini dür!.. 

TÜSİAD’a ise, buyur geç!..

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23