• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hasan Karakaya
Hasan Karakaya
TÜM YAZILARI

Sıra, sizin “isot tarlaları”nıza gelmedi mi daha?

09 Ocak 2016
A


Hasan Karakaya İletişim: [email protected]

Hasan Abi'nin vefatına ithafen...

02.07.2002 tarihli yazısı

  

 Doğrudur, yanlıştır, bilemiyorum... Ama, halk arasında dilden dile dolaşan Kahramanmaraş’la ilgili bir hikâye vardır...

Anlatırlar...

İşgal yıllarında, memleketin her köşesi gibi, Maraş da Fransız işgal kuvvetleri tarafından adım adım işgal edilmektedir...

Direnişçileri tek tek mağlup eden Fransızlar, Maraş’a iyice yaklaşmışlardır...

Bir çocuk, nefes nefese koşarak durumu haber verir babasına;

“Baba!.. Baba!.. Düşman şuraya kadar gelmiş!”

Baba, umursamaz;

“Nasıl olsa buraya gelemezler!”

Birkaç gün sonra; çocuk, dili bir karış dışarıda gelir babasına;

“Baba!.. Baba!.. Düşman bizim vilayetin sınırına dayanmış!”

Baba, yine umursamaz;

“Nasıl olsa, içeri giremezler!”

Aradan bir-iki gün daha geçmiş... Çocuk, korku ve panik içinde koşmuş babasının yanına:

“Baba!.. Baba!.. Düşman az ötemizde!”

Baba, telâşla sormuş;

“Nerede?”

Cevap vermiş çocuk;

“İsot tarlalarında!”

Baba; “Vay anasını bilmem ne yaptığımın düşmanı!.. Demek isot tarlalarına girmişler ha!.. Ben onlara şimdi gösteririm!” deyip, hızla eve yönelmiş!..

Almış, duvarda asılı tüfeğini ve gitmiş düşmanla savaşmaya!..

Sonrası malûm...

HERKESİN AYRI BİR “İSOT TARLASI” VAR!

Düşünüyorum da; “işgal”in farkına varabilmek ve “mücadele”ye başlayabilmek için; “düşman”ın, illâ da “isot tarlaları”na girmesini beklemek mi gerekiyor?..

Ya da;

Hangi olay, kimin “isot tarlası”dır ki, o çiğnenmeden tepki gösterilmiyor?

Biliyorum;

Herkesin “isot tarlası” başka!.. Kimininki “şöhret”tir, kimininki “mevki”dir!..

Kimi, “namus”una dil uzatıldığında harekete geçer, kimi de “para”sına, ya da “makamı”na dokunulduğunda!..

Aksi halde;

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” demeye devam eder kimimiz!..

Ama;

“İsot tarlası”na girildiğinde, ya da “nasır”lara basıldığında hop oturur, hop kalkarız!..

İyi de;

Başkasının “isot tarlası”na giren işgalci gücün, sizin “isot tarlanız”a girmeyeceğine dair “TSE garantili belge” mi var elinizde?..

Eğer öyle olsaydı;

“Susma!.. Sustukça sıra sana gelecek!” sloganı bu kadar revaç bulmaz, dillerde bu kadar yer etmezdi!..

Demek ki,

Sustukça, sıra sana gelecek!..

Demek ki;

Bir gün, senin “isot tarlana” da girilip, senin “nasır”ına da basılacak!..

O halde;

Bu tepkisizlik, bu vurdumduymazlık, bu “adaaam sende”cilik neden?..

IMF’YE, “NİYET” KILIFLI TESLİMİYET MEKTUBU!

Alın işte:

Önce “Truva Atları”nı içimize sokan emperyalist güçler, şimdi de adım adım “işgal” ediyor her bir yanımızı.

Ve biz;

Onlardan “1.1 milyar dolar” gelecek diye, “emre amade” durumdayız!..

Ne emrederlerse, “eyvallah” demekten başka tercih imkânımız yok!..

Adamlar, paranın ucunu gösterip, soruyorlar:

“Karşılığında, siz ne yapacaksınız?”

Yaptığımız belli... 

19 Haziran günü “Niyet Mektubu” adı altında “Teslimiyet Mektubu” uzattık ellerine!..

Evet, “söz üstüne söz” verdik: 

• Ekonomik program taviz verilmeden uygulanacak.

• Dalgalı kur kararlılıkla sürdürülecek.

• 45 bin 800 kamu çalışanı işten çıkarılacak.

• KİT ürünlerine zam yapılacak.

• Telekom’un özelleştirme planı, kasım ayı sonuna kadar onaylanacak.

• TÜPRAŞ ve Erdemir’deki kamu hisseleri elden çıkarılacak.

• Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine hız verilecek.

• Yeni yatırım yapılmayacak, ücretler sabit tutulacak.

• Bankaların sermayeleri güçlendirilecek.

• Ziraat ve Halkbank’ta şube kapatma sürecek, Vakıfbank’ın özelleştirilmesinin önündeki engeller kaldırılacak.

KURBAĞA GİBİ, YAVAŞ YAVAŞ HAŞLANIYORUZ!

Recai Kutan Bey, önceki gün Edirne’de güzel bir teşhis koydu...

“Türkiye üzerinde çok ciddi oyunlar oynanmaktadır” deyip, ekledi:

“Türkiye, şu haliyle bağımsız değil!.. Elin yabancısı, gelmiş, senin ekonomine karışıyor!.. Yakında, senin stratejik güçlerine de karışacak!”

Merak ediyorum;

“Stratejik güçler”, acaba bu ülke insanının bir “isot tarlası” olabilir mi?

Yani, “oraya karışıldığında” harekete geçilecek ve “işgale direniş” başlayacak mı?..

Korkarım ki;

Bu aşamada da “umursamazlık” devam eder!..

Çünkü,

“İşgale alıştırılıyor” millet!..

Tıpkı, “kurbağa” gibi!..

Malûm;

Bir kurbağayı, “kaynar kazandaki suya” atarsanız, hemen dışarı sıçrar!..

Ama, aynı kurbağayı, bir başka kazandaki “soğuk su”ya bırakır, bu suyu da alttan yavaş yavaş ısıtırsanız, kurbağa, “mayışır” kalır!..

Öyle ki;

Gittikçe “haşlandığının” farkına bile varmaz!..

Varsa bile, zıplamaya dermanı kalmaz!..

Ölür, gider!..

BİRKAÇ KAŞIK PİLÂV İÇİN

Maalesef, görüyorum ki;

Toplum olarak, tam bir “mayışma” içindeyiz!..

Şuurlu olarak uygulanan “uyuşturma/mayıştırma” politikalarının farkına bile varamadan, adım adım haşlanıyoruz!..

Su, hızla ısınıyor!..

Ve biz, hâlâ sıçramıyoruz “kazan”dan dışarı!..

Kimbilir;

Belki de “sıçrayacak mecal” kalmadı!..

Oysa;

Düşman, çoktaan gelip, dayandı “isot tarlaları”mıza!..

Ama bizde, tık yok!..

Alın size örnek:

Birkaç gün önce, “İzmit’in düşman işgalinden kurtuluşu” törenleri vardı... Bu münasebetle, 500 kilo pirinç, 500 kilo da et kullanılarak pişirilen “pilâv” dağıtıldı insanlara!..

Fotoğrafa bakın ve görün “izdiham”ın boyutunu!..

İnsanlar, “tencere”lerle ve “naylon poşetler”le geldikleri “pilâv kazanları”nın başında, birbirleriyle “kıyasıya bir savaş”a girişti!.. Birkaç kaşık pilâv alabilmek için, adeta birbirlerini ezdiler!..

Kimi bayıldı, kimi hastanelik oldu!..

İyi de;

Bunun sorumlusu kim?..

Elbette, “tavizsiz” uygulanan IMF politikaları ve IMF’ye “teslimiyet mektubu” verenler!..

Tamam da, onlara bu “yetki”yi verenler kim?..

Hele söyleyin;

18 Nisan’da bunları kendi başımıza musallat eden “biz” değil miyiz?..

Çok doğru;

Bu insanları “birkaç kaşık pilâva muhtaç ve mahkûm” edenler, elbette utanmalıdır!..

Ne var ki;

Onlara kanan bizlerin de, biraz olsun yüzü kızarmalı değil mi?..

BİR “CAN” GİTTİ DE!

Söyleyin Allah aşkına;

Bizlerden biri, bizlerden bir can, evet Medine Bircan adlı hanım, sessizce ayrılıp gitti aramızdan!..

Sırf “başındaki örtü” sebebiyle hastaneye kabul edilmedi...

Tamam, “vâde”si dolmuştu... Ama o, eğer “tedavi” edilseydi, belki de şu an yaşıyor olacaktı!..

Ama, “dayatmaların kurbanı” olarak öldü Medine Bircan!..

Peki; hani bir nefes, hani bir ses?..

Tıpkı, “kurbanlık koyunlar” gibi, sıranın kendimize geleceğini bile bile, “sessizce” ve bir o kadar da “boş gözlerle” seyrediyoruz olan biteni!..

Oysa;

Bir “cinayet” işlendi yanıbaşımızda!.. 71 yaşında bir kadın, “hunharca” öldürüldü gözlerimizin önünde!..

Bizde, hâlâ “tık” yok!..

Niye?..

Çünkü, bizim “isot tarlaları”mıza girilmedi henüz!..

Bizim “nasır”ımıza basılmadı!..

Öyle olduğu içindir ki,

“Bize dokunmayan yılanlar” bin yaşamaya devam ediyor!..

Oysa;

Bırakın bir “Avrupa” ülkesini, kalıbımı basarım ki, Patagonya’da böyle bir “cinayet” işlense, bütün ülke ayağa kalkar, insanlar sokaklara dökülüp bu “vahşet”e, bu “barbarlığa” ve bu “Belhum Adal”lere tepki gösterir, sahip çıkardı “insan”ına!..

Ama, dedim ya;

Biz “kurbağa”lara döndük!..

Yavaş yavaş haşlanıyoruz!.. Ve de,

Hızla yaşlanıyoruz!..

Sıçramaya mecalimiz yok!..

İşin garibi;

“İsot tarlaları” hızla işgal ediliyor, ama onun bile farkında değiliz!..

Söyleyin Allah aşkına;

Sıra, “sizin isot tarlalarınıza” gelmedi mi daha?..

Ya da;

Sizin isot tarlanız nedir?..

“Para” mı?..

“Makam” mı?..

“Şöhret” mi...

Söyleyin;

“Kaybedecek” olduğunuz şey ne kadar değerlidir ki, böylesine “süklüm-püklüm”sünüz?..

Yoksa;

Bu tür olaylarla ilgilenip de, “kafa konforunuz”un bozulmasından mı korkuyorsunuz...

Söyleyin, sebebi ne?..

Ne?!? Ne?!? Ne?!?

Hasan Karakaya’nın, yukarda tam metnini yayınladığımız 2.7.2002 tarihli bu yazısı için, İstanbul 2. DGM’de 4 yıla kadar hapis istemi ile dava açılmıştı. 3 sene süren yargılama sonunda, Hasan Karakaya beraat etmişti.

Hasan Karakaya’nın, yukarda tam metnini yayınladığımız 2.7.2002 tarihli bu yazısı için, İstanbul 2. DGM’de 4 yıla kadar hapis istemi ile dava açılmıştı. 3 sene süren yargılama sonunda, Hasan Karakaya beraat etmişti.

 

 

 

 

 

01 Eylül 1997- Akit

Anti medya’ya bir küçük not!

 

Teşekkür ederim; beni, “Haftanın Portresi”nde,

“Akit’in pislik üretim merkezi” olarak tanıtmışsınız!..

Doğrusu yadırgamadım... 

Yalnız; şunu bilmenizi istiyorum;

Benim “hammadde” olarak kullandığım sizlersiniz!

Yazılarımda “malzeme” olarak sadece sizleri; yani “laikçi”leri, “çağdaş”ları, “ateist” ve“marksist”leri kullanıyorum!...

Ne yapayım;

“Pislik” kullanılarak “üretilen” bir malzemede “temiz” olmuyor ki birader!

Ha sahi; Elimde “üretim fazlası” mallar var.

Ne der siniz; Adresinize postalayayım mı?

“Sifon”uyla birlikte!

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23