• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hasan Karakaya
Hasan Karakaya
TÜM YAZILARI

Dat data dit dit didi dit!

03 Ocak 2016
A


Hasan Karakaya İletişim: [email protected]

HASAN ABİ’NİN VEFATINA İTHAFEN...

Beklenen Vakit 4.11.1994 

YÖK Başkanı Mehmet Sağlam, açıklama yapıyor:

“Üniversitelerde yabancı dille eğitime son!”

Ertesi gün “şablon tepki”ler yağıyor:

“Bu nasıl kafa?”

Daha ertesi gün, Sağlam’dan biraz “çürük” bir açıklama:

“Yanlış anlaşıldık... Yabancı dille eğitimi kaldırmak gibi bir düşüncemiz yok. Üniversitelerarası Kurul’un belirlediği şartlara sahip olanlar, yabancı dille eğitime devam edebilirler!”

Yabancı dille öğretim kaldırılsın mı, kaldırılmasın mı tartışmalarının perde gerisinde başka niyetler yatıyor. Zira; karardan ODTÜ, Boğaziçi, Bilkent, Galatasaray ve Koç Üniversiteleri etkilenmeyecek. Karar biraz yeni kurulacak vakıf üniversitelerinin, mesela “Arapça” öğretim yapmasının önünü kesmeye yönelik gibi geldi bize.. Bu tartışmalar, bana Mustafa Karahasanoğlu Ağabeyin geçenlerde anlattığı bir olayı hatırlattı.

 1960’lı yıllar. Öğrenci, köyünde ilkokulu bitirmiş, ortaokul için şehre inmiş. Tabii derslerin arasında İngilizce de var. Öğretmen anlatıyor:

-That is a pencil.

-This is a book.

Oysa çocuk, daha Türkçe’yi tam belleyememiş. Televizyonda Çiller’in dün akşamki “Ulusa Sesleniş” programını dinler gibi dinliyor İngilizce öğretmenini.

Sonra da gidip Mustafa Ağabey’e dert yanıyor: 

“Mustafa abeyy! Bi karı geliyı.. Gonuşuyo, gonuşuyo emme, ben hiçbi şey anlameyim. Dat dada, dit, dit didi dit deyi hep... Napçem bilmem...”

Olay mizah değil, ayniyle vaki. Şimdi sıkı durun, olayın daha vahim yönünü aktaracağım.

34 sene önce İngilizce öğretmek için kafa patlatan o öğretmen, bugün emekli.

Ve sabahın köründe girdiği maaş kuyruğunda çile çekiyor!

“Mustafa abeyyy!.” diyen öğrenci ise bir işadamı! Hâlâ “dat dada dit” demeye devam ediyor! Ama diliyle değil, son model yabancı otomobilinin klaksonuyla!

Üniversitelerde “yabancı dille eğitim” olsun mu, olmasın mı?

Sabahın köründe bankanın önünde maaş kuyruğuna girecek bir emekli olacaksak hayır!

Müdür beylerde keyifler gıcır!

Artık, bu işin şakası filan kalmadı... Aleni olarak teklif ediyorum:

-Milli Eğitim’i Nevzat Ayaz’dan alalım. Maliye Bakanı İsmet Atilla’ya bağlayalım!..

Hoppala!.. Bu da nereden çıktı demeden önce, şu olup-biten kepazeliği bir dinleyin.

Malum; Anayasa’nın 42. maddesinin 5. paragrafı. “İlköğretim, devlet okullarında parasızdır” diyor. Ancak, ‘Anayasa’nın rafa kaldırılıp, “Babayasa”nın geçerli olduğu bir ülkenin en büyük vilayeti İstanbul’da, kayıt esnasında alınan “haraç”lar, takside bağlanıp, “İlköğretim Vergisi”ne dönüştürüldü.

 Naci Akay Bey, bu konuda çok kararlı ve gerekçesi de hazırdı:

“Bu ülkede, Anayasa’ya aykırı olduğu halde, özel televizyonlar aylar boyu yayın yapmadılar mı?..”

Haklıydı... Bu düşünceden dolayıdır ki, Akay’ın, “Anayasayı delen” uygulaması pek tepki görmedi...

Fakaaaat!.. Eskilerin, “Alışmış, kudurmuştan beterdir” sözü, uygulama olarak karşılarına çıkınca, veliler tekrar isyana başladılar...

Burnumuza, yine pis kokular gelmeye başladı...

...

Hani haraç takside bağlanmıştı?.. Ne gezer!. Bazı okul müdürleri, velileri sıkboğaz etmeye başlamışlar yine:

“Nasıl olsa 10 ay üzerinden toplam 1 milyon vereceksin... Gel şunun tamamını ver... Ama sen bizdensin, 500 bini peşin, geri kalanını da gelecek ay ödersin!.. Hadi sana bi kıyak daha... 500 bini şimdi ver, diğer 500 bini 250, 250 taksit yapalım!!..” şaka değil, 15-20 ayrı okulda bu uygulama başlamış bile!.

Bir öğrenci velisi, olayı aktarıp, müdürlere şöyle sesleniyordu:

“Ne oluyoruz beyler?.. Repoya para yatırıp, kısa yoldan köşe mi olmak istiyorsunuz?.. Okul servislerinden aldığınız avanta yetmedi mi?..”

Bu işe ise, maalesef öğretmenler alet ediliyor… Öğretmenler, Maliye’nin “vergi tahsildarı” gibi “para toplama’ peşine düşmüşken, bazı müdür beylerimiz, “sıfır kilometre” gıcır gıcır, cici arabalarıyla, sağda-solda volta atmakta!.. İlgililerine duyurulur... 

 ************************************************

Tavuktan kömür çıkar mı?

 

Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan? 

Bu tartışma yüzyıllardır yapılıyor. Ama hiç kimse, tavuktan “kömür” çıkacağını tartışmıyor. Zira olmayacak bir şey.

O da oldu sonunda. Kışın yaklaştığı ve Ankara Büyükşehir Belediyesi Zabıta ekiplerinin “kaçak kömür”e göz açtırmadığı şu günlerde, bazen tavuktan değilse de, “tavuk arabası”ndan “kömür” çıkabiliyor.

İşte fotoğraf.. Kaçak kömür takibi yoğunlaşınca, bir “uyanık” vatandaş, yüklemiş 3 ton kaçak kömürü, soğuk hava donanımlı tavuk arabasına, düşmüş yola. 

Nasıl olsa hiç kimse şüphelenmez! Ama, uyanığın da bir uyanığı olduğu unutulmamalı.

Bir başka vatandaş da, çevirmiş Alo 153’ü, “Çevirin filanca arabayı, sorun bakalım, tavuk mu kömürden çıkar, kömür mü tavuktan?” demiş.

Zabıta sormuş sorusunu. Ancak vatandaş bilememiş. Bilemeyince de hem paradan olmuş, hem kömürden! Tavuk arabasının parka çekilmesi de cabası.

Uyarım, Ankaralılara... Siz siz olun; ne Melih’in diline, ne zabıtasının eline düşmeyin! Mümkünatı yok, kurtulamazsınız.

 

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23