Yetkiyi icraat olarak anlatma, aldatma gayreti
Bu halk oylamasında onaylayacağımız, Cumhurbaşkanlığı sistemi, birçok devlette uygulanan sistemlerden bir sistemdir. O halde bize uygunluğu bakımından dikkat edilmesi gereken noktalar detay noktalardır. Ana yapı diğer sistemler gibi birçok ülkede yürürlükte bir sistemdir. Endişe edilecek bir konu değildir.
Türkiye’de uygulanan mevcut parlamenter sistem, milletin istikrar sağlamak için bütün gayretlerine rağmen koalisyonlarla ülke yönetilemez hale gelmiş, ülke imkânları, potansiyelinin çok gerisinde kalmıştır. Başbakan ifadesiyle ülkeyi, “70 Cent’e muhtaç”; tankını, İsrail’e tamir ettirir hale gelmiş; ülke yönetiminde, darbe ve motel pazarlıkları rol oynamaya başlamıştır.
Zaten yetersiz olan darbe anayasaları, eskimiş, yıpranmış, yamalanmış ve ne zamandan beri millet iradesinin oluşturacağı anayasaya ihtiyaç, kesintisiz ortada olduğu halde, kısa ömürlü ve çok partili koalisyonların bünyelerinin müsait olmaması nedeniyle bir türlü, milli irade tarafından oluşturulmak şöyle dursun ele alınması dahi mümkün olmamıştır.
Milletin AK Parti’yle sağladığı istikrar, CHP’nin azınlıkta sürdürdüğü bürokratik ve gayr-ı meşru yollarla destekli, “411 milletvekilinin eli kaosa kalktı” veya “Cumhurbaşkanı seçimi için TBMM’nin toplantı nisabı 2/3’tür” gibi ucube keşifler ve daha önceden sürüp gelen Merve Kavakçı milletvekilliğinin düşürülmesinde gösterilen, “CHP Meclis Gurubu gürültüsünün fiili hakimiyet teamülü”nün doğurduğu mütecavizliğin millette oluşturacağı rahatsızlığı engellemek için AK Parti iktidarı, ilk yılların ağırlığını, ekonomik dirilişe vermiştir.
Böylece milli irade anayasası, bir önceki döneme kadar tehir edilmiştir. Bir önceki dönemde, “Mecliste grubu bulunan bütün partilerin üye sayılarına bakılmaksızın, eşit üyeyle katılarak anayasa taslağı yapmaları için, TBMM’de grubu bulunan dört partinin, yeni anayasayı bütünüyle yenilemek için ittifakla müşterek bir komisyon kurulmuş, iki sene gibi uzun zaman çalışmış görünmesine rağmen, muhalefet, kendi emeklerinin ürünü olan maddelerin dahi kanunlaşmasına izin vermemişlerdir. Herkes bilir ki, her darbenin ruhunda, yabancı ve düşman bir irade vardır. Olay, darbe anayasalarını tarihe gömmeye rıza gösterilmemesidir. Bu parça kanun, bu süreçle gelinen ve surda gedik açma zaruretinden doğan önemli bir kanundur. Batı’nın telaşı da bundandır.
İslam düşmanlığı hastalığı ile ciddi şekilde rahatsızlanan AB, Türkiye’nin kalkınma ve başarılarını dert edinmiştir. Kendi, 60 senedir sistemden sisteme, “Avrupa Ekonomik Topluluğu”ndan “Avrupa Birliği”negeçerek, milli paraları iptal edip EURO’ya geçerek, sistem dizileri icat ederken bir engel yok; Türkiye’ye karşı cinnet geçiriyor. Terör örgütleriyle birleşip, siyaseti, medyası ve ekonomisiyle, Türk halkına karşı, “Red” propagandası yürütüyor. İslam düşmanlığı, dünyada ilk defa başka bir ülke referandumuna, menfi yönde taraf olarak resmen sahaya iniyor. Bu, şaşkınlıktan öte bir cinnet halidir.
Kılıçdaroğlu, sofizmada devrim yapıp, “Yetkiye, icraat” deyip,en kötü, en hastalıklı ihtimallerden aklına geleni “felaket!” diye feryat ediyor. “TBMM karar versin” diye itiraz ettiği, “Referandum, TBMM’nin kanunu?” Haberi mi yok?
“Meclis dışlanıyor. Yetkisiz kaldı?” diye feryat ediyor. Parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı, “Canakkale’ye köprü” dese? Yaptırır mı? Yaptırır. Meclis, kanun çıkarıp yıktırabilir mi? Yıktıramaz. Çünkü iktidar olabilmek için Meclis ekseriyeti şart.
Peki, şimdi Cumhurbaşkanının yaptırdığı köprüyü, Meclis yıktırabilir mi? Yıktırır. Çünkü Cumhurbaşkanını Meclis çoğunluğu değil, millet seçiyor.
Tabii bu saçmalıklar, en akıl almaz ve marazlı ihtimalleri, her yetkinin en kötü şekilde kullanılacağına inançtan doğan bir saplantıdır. Yetki, hizmet için verilir. Her yetkiye, “İşte felaket!” diye bakmak, ucube bir düşünce ürünüdür. Milletin seçtiği bir Cumhurbaşkanının, olması gereken yetkilerini “Bütün muhtarların işine son verecek bir yetki” diye anlatan kimse, doktorun ilaç yazma yetkisini, insanları zehirleme yetkisi veriliyor; polise, askere verilen silah taşıma yetkisini, vatandaşı öldürme yetkisi; bir şirket veya fabrika müdürünün işe alma ve çıkarma yetkisi, “Eyvah!.. Bütün işçileri yarın kapıya koyacaklar”iftirasına döner.
Bu garip saçmalarını, çok başarılı bir sihirbazlık yaptığını zanneden şaşkını, Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım, efendice ikaz etmeye çalışıyor ama boşuna?.. Çünkü bile bile gömleğinin ilk düğmesini ters ilikleyen hilebaz, her düğmeyi yanlış iliklendiğini farketmemiş gibi davranma becerisini de gösterir ve yanlışlar dizisini, ahmak avlamak için sahnelediği bir illüzyonist marifeti olarak, utanç duyma yerine madalya bekler.
Referanduma karşı, tüm düşman çevre desteği aşikar olmasına rağmen, “Allah, Müslümanlara yardım etmez diyenler, ancak kâfirlerdir” değişmez hükmü gereğince, baştan beri tahmin yapmayarak, daha büyük bir nasip bekleme gayretime rağmen, ısrar karşısında “Evet” leri, % 60-62 olarak tahmin etmiştim ama, İslam dünyasının dualarına ilaveten, red cephesinin bu derece şaşkın ve mütecaviz saldırılarının uyanışlar doğurarak, “Evet” çıtasını daha da yükselecektir.Çıta ciddi olarak yükselirse, “Hatalar için genel af” daha erkene alınabilir?
Hamd Allah’a!






