Yeni Türkiye, CHP’yi yenilenmeye zorlar
Siyasi partiler, demokratik sistemin vazgeçilmezleridir. Seçim için aday bulmak yetmez. Kadro lazım. Sorumluluğu paylaşan parti, millet lazım. Parlamenter sistem de, Başkanlık sistemi de milletsiz, hizmetsiz, sade laf ve yola, köprüye itirazla yürümez. Sistemler arasındaki fark, avantaj farklarıdır. Başkanlık sisteminin, büyük avantajı, koalisyonlarla ülke iktidarsız, hizmetsiz kalmaz.
Kazanmayacağı belli yeni parti aday çıkarır, bunu, tanıtım olarak kullanır. Ancak kaybedeceği açık, asırlık bir ana muhalefetin, açık ara kaybetmek üzüntüden başka ne işe yarar?
Özellikle CHP gibi,Cumhuriyet yapısını tek başına oluşturup, imkânları üzerine oturmuş, banka sahibi olmak gibi kanunlar üstü imtiyazlarını hâlâ koruyan bir partinin, milletlerin kalkınma yarışı yaptığı bir çağda, hizmet olarak gösterebileceği bir eseri; hatta bir projesi; hizmete desteği görülmeyen, darbe desteği için mahallede tencere ve tava çaldıran; partilisini, “Kapı önüne bırakma” tehdidine kalan bir partinin, neticesi belli teke tekli bir yarış yıkım olur?
Kılıçdaroğlu’nun, ana muhalefet olarak algılayıp, uyguladığı, kendisine özgü tek yol, her hizmete itiraz şeklindeki çıkmaz sokaklara girip, halkın zihnini bulandırarak iktidarı yıprattığını zannetmektir. Bu da, bir çıkmaz sokakta diye, Beşşar Esat’a kadar gitti. İstemediği köprünün adını koymak istiyor. Hayret!
Referandumda milletimiz, çoğu ülkede ulaşılmaz bir çoğunluk ve sükûnetle oyunu kullandı. Son derece sağlıklı, güzel bir seçim yaptı, yaşadı. Seçimin dürüst ve adil cereyanına hiç tesiri olmayan, aksine seçmenin oy hakkını koruyan YSK kararına, çıkmaz sokak olduğunu bile bile, itiraz etti, ediyor?
Danıştay’a gidiyor. İstiyor ki, “Red” cevabı biraz geciksin de Kılıçdaroğlu, “Hakkı yenmiş gibi” konuşsun? CHP sözcüsü, “Kazananlar kaybedenlerin hakkını yiyormuş gibi, “% 49’un hakkını biz savunacağız” diyor. Demokrasilerde, kanun çoğunlukla çıkarılır. CHP’ye göre azınlığın dediği mi kanun olmalı? Hangi azınlığın dediği “Kanun” olursa haksızlık olmayacak? CHP’nin, yani % 24’ün “Evet” dediği kanun olacaksa, CHP, hakkı yenen % 76’yı mı savunacak?
Hukuk, hukuksuzluğun çıkmaz sokağıdır. CHP itirazlarının, hukuk kapısından döneceğini bildiği için daha baştan ne kadar kapı varsa çalacağını sayıyor. Danıştay’dan istediği karar çıksa, “Sözüm söz” deyip, Anayasa Mahkemesine: AİHM’e dava açılır mı demek, bu davanın boş kasnak olduğunu biliyorlardı.
CHP 98 senedir, ülkeye bir çivi çakmamakta, çaktırmamakta; millet de, tank tamiri için İsrail’e gitmemekte kararlı. Bu şartlarda, CHP aday bulur ama, bu aday “Cumhurbaşkanı olacağım” diye çıkıp, “Parti Başkanlığına” oturmayı hedefleyen kimsedir. Olan Kılıçdaroğlu’na olur.
Parlamenter veya başkanlık sistemi, milletin ve partilerin demokrasideki önemini değiştirmez. Yol imkânlarını farklılaştırır. Millet, parti ve taban, her sistemde iktidarların olmazsa olmaz şartıdır.
Trump, partisiyle irtibatını kaybeden bir hıza girince, direksiyon hakimiyetinde sıkıntıya düştü.
Şimdi Fransa’da partisiz Emmanuel Macron bugün seçilecek. Çünkü yalnız Fransa değil Batı partileri, “Kaht-ı rical” denilen bir yokluk yaşıyor. İki, karşısında Le Pen gibi bir tehlike var. Üç, bakanlıkta denenmiş, başarılı ve en azından onu bakanlığa getiren siyasi gruplara yakınlığı bilinen bir kimse.
Bugün Fransa, Almanya gibi ülkelerde yaşanan tanınmış lider yokluğu, CHP ve darbelerle doğurulan maddi ve manevi imkânsızlıklar, bizde de uzun süre yaşandı. 1961’de Cumhurbaşkanı seçmeni olacak olan milletvekilleri seçilirken halk, “Ali Fuat Başgil’i” seçeceksiniz” diyordu. Başgil, AP listesinden “Bağımsız seçilmişti”. Tam partisiz değil. Macron da benzer durumda. Partisi yoksa da yeri belli. Le Pen karşıtı partilerle mi gayrı resmi bir koalisyon gibi mi; bir parti ile mi irtibatlanacak veya yeni bir parti mi kuracak zaman gösterir. Tahmin tutmaz.
CHP, nostaljik aşıkları olsa da, kaybeden, kendini yenileyemeyen, küçülen, ihtiyaca cevap vermekten uzak görünüyor.
Banka elden gidecek. Banka gittikten sonra, birbiriyle zıtlaşan itirazcıları da kaybolurlar. CHP kendini yenileyebilecekse, gereksiz dava ve “istemeyiz nakaratı” ile oyalanma kolaycılığını bırakıp, geç kaldığını görmeli değil mi?






