--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Vekâlet savaşları

Hasan Aksay
Hasan Aksay

Çıkarcı sömürgeciler, maceraya, kendi milletine dahi düşmanlığa teşne, hasta ruhlu teröristleri, tutkularıyla satın alıp, kendi çıkarları için savaşan taşeronlar haline getiriyorlar. Böylece sırça köşkte oturanlar için ve onların destek ve komutları ile yapılan savaşlara “Vekâlet savaşları” deniyor. 

Vekâlet savaşı taşeronlarının adı, bazen darbeci, bazen terörist, sermaye medyası veya profesyonel eylemcidir. Darbe zeminini hazırlamakta medya ve profesyonel eylemciler öne çıkarsa da, nadir olarak iktidar olma ümidini kaybetmiş, milletine ters, bahtsız ve muhteris bir parti, istikrar düşmanlıklarıyla bu tahribatta en büyük vebali yüklenebilmektedir. 

Yıkıcı bir propagandanın tutsağı bu tür profesyonel eylemcilerde her işte bir kötülük aramak, giderek bir tiryakilik ve karakter haline gelmekte, her türlü yalan ve iftira ile olayları süsleyip karartırlar. Yaptıkları kötülük ve vahşetten utanmak, şöyle dursun, hizmet ve hakedişlerinin bir vesikası olur olmaz her yerde laf açar tartışırlar. Utanma, duygusu olan kimse gece yarısına kadar mahallede teneke, tencere kapağı çalabilir mi? Müslüman ülkesinde camiye karşı eyleme geçip, “Yaptırmayacağız!” diye edepsizlik yapabilir mi? Bunlar profesyonel rezil eylemcilerdir.

Savaşın meşruiyeti, bir milletin bir devletin, haklarını korumak veya zulme maruz kalmış bir toplumu zulümden kurtarmaktan gelir. Daha adil ve ahlaki bir hayat ve imkânı sağlama gayesi taşımayan savaş meşru değil, zulümdür. Saldırgan olmayan, suçsuz bir ülkeyi eski halini arar duruma düşürmek, savaş suçudur. Rusya ve Batı, Afganistan ve Ortadoğu başta olmak üzere, dünyada doğurdukları vahşet savaşlarından ve savaş gerekçesi yaptıkları yalan ve iftiralardan sorumludurlar.

Osmanlı gittiği ülkelerde her zaman adil bir yönetim oluşturmuştur. Halk memnun olduğu için asırlarca birlikte yaşama mümkün olmuştur. Sömürgeciler, milyonlarca insan öldürmüş, adeta muhalif bırakmamış, yine de kalamamıştır. Çağımızın işgalci devletleri, hatta zalim diktatör ve darbecilerinin değil rejimleri, kendileri dahi çoğu kere ömürlerini, kurdukları saltanatla tamamlayamadılar. “Adalet, mülkün esasıdır.” Adalet için de, insanlık ön şarttır. İnsanlık olmadan adalet olmaz. Şimdi Batı’nın ve Rusya’nın Ortadoğu’da doğurup, sürdürdüğü vahşetin, göçe zorladığı insanlara yaptığı muamelenin insanlık ve adaletten bir nasibi var mıdır? 

Netice itibariyle insan, her devirde insandır. Vicdan, insandaki, ölümü, adaleti, ahireti düşündüren fıtratının adıdır. Vicdansızlığın baş nedeni, insanı hayvandan da aşağı düşürenşartlanmışlığı, maymunluk telkiniyle, hayvandan beter doyumsuz çıkarcılığı; zevk ve rahatından başka değer tanımaz hale gelmesidir. 

1) Çıkarcılık, insani değerleri tahrip eder. 2) Yönetici ve sistem bozukluğu halkı bozar. 3) Halk, oyunu verirken şahsi çıkarını düşünürse, yönetim bozulur ve neticede bozulma halka döner ve “Milletler, layık oldukları idareye kavuşurlar.” 4) Her konuda olduğu gibi bu konuda da tek harfi değişmeyen ve değişmeyecek olan tek güvenli liman, Kur’an-ı Kerim ahlakıdır.

Sömürgecilik, vekâlet savaşlarından yeni bir hamle umuyor. Taşeron hainler besleyerek onları savaştırmak, hasadı kendi yapmak istiyor. Ülkeleri ufalayıp lokma yapacağım diye, dünyayı idare edilemez hale getiriyor. “Gücü yeten, yetene” diyor. 

Vekâlet savaşları denen bu savaş, insanlığa suikasttır. Irak saldırısını yalanla başlattılar. Filistin, İslam ülkelerini yeniden işgal hareketinin ilk adımıydı. İslam diyarlarını tarih ve coğrafyasıyla yıkıp, yok etme düşmanlığına dönüştü. İran bile bu düşmanlığa katılıp bir parça kapmak hırsıyla Suriye’de Müslüman kırımında rol aldı. “Ben olmasam da yapıyorlardı” bahanesi vicdana sığmaz...

Vekâlet savaşları, Batı’nın teröristlerle ittifak kurarak, kendinin arkadan destek vermesi, hareket sahasını, her maskeye müsait hale getirmektir. Bu savaş türü son derece kaypak, taundan beter bulaşıcı olan, asıl muharrik gücünün, “Ben kavgayı sonlandırmak için sahadaydım” gerekçesine dahi kendince sığınabileceği kadar, asıl haine imkân tanıyan bir felakettir.

Vekâlet savaşları, görüntüde bir taşeron savaşı olduğundan İslam dünyasında girmediği ülke kalmamış gibidir. En huzurlusunda dahi, hiç olmazsa bir darbe zemini oluşturma gayretinde olanlar veya “İstikrarı yıkarsam bana da sıra gelebilir” şeklinde hastalıklı bir düşünceye yakalanan muhalefeti, yıkıcılığa çeviren partiler, vekâlet savaşı taşeronlarına taş çıkartmaktadır.

“Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez”diyen bir halk deyimimiz var. Bu felaketin çıkış kapısı, zaten vahdet içinde olan ümmetin, siyasi vahdete ermesidir. Bu acı ilaçlar da o ibreti doğurmak için doğan bir rahmet olduğunun bilinmesini beklemektedir.

Hamd Allah’a!...  

 

Hasan Aksay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle