VEDA-İ RAMAZAN VE NİMET-İ İSLAM
Ramazan’a veda, yeni Ramazan ve bayram hasreti doğuran bir vedadır. Bugün, kalben, bütün ümmetle birlikteyiz. İnşallah yeni Ramazanlarda sosyal, ekonomik, siyasi olarak da, bütün ümmet bir oluruz. Daha güçlü birlik ve beraberlikle kutlayacağımız bayramları yakın kılmasını Allah’tan niyaz ediyorum.
Fıtratımız, işin sonunu düşünmeyi gerektirir. Gelip geçici imkan ve güzelliklerin cazipliği inkar edilemese de artık yoktur. Mevsimler gibi periyodik yenilenen güzelliklerin hatırada bıraktığı kökler, gelecek tekrarın güzelliklerini besler ve ebediyete uzanan bir yol kurar. İnsan ömründe her Ramazan, bir öncekinden, daha güzel yaşanmak arzu ve iradesiyle beslenir. Örneğin, Ramazanda sahurdan iftara ağzımızdan içeri bir şey girdirmiyor, dilimizden, elimizden kötü bir şey çıkmasına izin vermedik. “İki gününü denk bırakan zarardadır. Müslüman, ömrünü zararla geçirmez.” O takdirde gelecek Ramazanlarımızı, bir kere daha fikren ve fiilen iyilik, güzellik ve dayanışmalarla zenginleştirmeliyiz.
Müslüman’ın gözü, ruhta, ölümsüzlükte olmalı. Ama bu dünyada ruhu, ahlakı, ifade edebilmek, yaşayıp hissedebilmek için ölümlü beden gerekiyor. Ölümlü bedene takılmamamız, üzerinden atlayarak taşıdığı ölümsüz ruhun azametini hissetmemiz imkanına geçiş için İslam iman hayatının yokluk içinde ortaya koyduğu, mezarda bırakılacak mucizevi bedenlerden birkaçına, bir ambar buğdaydan bir avuç mostura gibi makale sınırına sıkıştırarak işaret edelim:
Önümüzde Kurban ve Hac var. Her yıl Müslümanlar, Yüz milyonlarca kurbanla, dostlukla, kardeşlikle, insanlığa ziyafet sofraları kuruyor. Bu sofra öyle bir sofra ki, kimseyi ayırmıyor. Tam bir kardeşlik ve vahdet sofrası. Bütün devletler birleşse, yüz sene hazırlansa, bir kere olsun bu ziyafeti, bu ruh ve samimiyetle, dağda, çölde, yoksul diyarlarda gerçekleştiremez. Müslümanlar, bunu her sene yapıyor.
Şimdi Hac ve Umre için, dünyanın her yerinden, rengi, dili, ülkesi farklı milyonlar, eşsiz bir kardeşlik ikliminde buluşuyor. Hırsız yok, kavga yok, anlaşmazlık yok. Hac, ümmetin insanlığa örnek eşsiz bir huzur ve sükun iklimidir.
Namaz, bugün 1,5 milyar Müslüman’ı, Kabe merkezli yakın veya uzaktan daireler içinde günde beş kere aynı safta buluşturuyor. Cemaatler, omuz omuza fiilen saf oluyor. Farklı noktalarda kılınan namazlar da, aradaki mesafeye rağmen, aynı anda, aynı merkez etrafında saflaşmış ve aynı ibadettedirler. Ben dağda, kırda, cemaatle, cemaatsiz namaz kılarken, çoğu kere, her ırk, renk ve dilde Müslüman’dan oluşan bu muazzam safın bir ferdi olduğumu düşünür, heyecanını yaşarım.
Ezan, dengi olmayan ve olamayacak olan, her yönüyle eşsiz bir davettir.
Kur’an-ı Kerim’in 15 asırdır tek harfi düşmedi. Şanı yüce Kur’an hafızları milyarlar aştı.15 asırdır surelerinden bir kısmını ezberlememiş tek Müslüman yok. 3-5 baskı yapan bir kitap aranırken, Kuran’a yabancı kalmak düşünülebilir mi?
Görülen o ki, her türlü maddi imkanlarla desteklenen hareketler dahi İslam’la yaşanan ölümlü görüntü bedeninin hikmetleriyle dahi kıyas imkanı bulunmamaktadır. Kur’an-ı azim-ü şanla sunulan solmaz, pörsümez bir ebediyet ruhunun yer aldığı her şekil ve kalıp dahi erişilmez bir imkan, güç, üstünlük kazanmaktadır. Bu gerçeği, tarihi boyutlarıyla gözler önünde olan iki örnekle müşahhaslaştıralım:
Kapitalist, solcu, ateist, çıkar dünyasının desteklediği, Mısır’ın darbeci diktatörü Sisi, devlet gücü ve hiçbir vahşetten sakınmayan cinayetleriyle, çıkarcıya hizmet, mazluma korku salmaya çalışmasına rağmen aczi ve çaresizliği ortadadır.
Elemli sonları, bu günden görülmektedir. Muhammed Mursi ve İhvan, zindanda idam gününü bekliyor. İnsanlık vicdanı, tarih ve ebed, Mursi ve ihvanı yaşatacak. Ebediyet iklimi budur. Yunus’a, “Ballar balını buldum, kovanım yağma olsun” dedirten ölümsüz gerçek, Kur’an-ı Kerimin sunduğu ruhta. Kalpler, Allah’ı anmakla huzur bulur. Hamd Allah’a!






