Üniversitelerimizde güzel şeyler oluyor
Geçen hafta Sayın Doç. Dr. Merve Kavakçı’nın daveti üzerine, Üsküdar Üniversitesi, PAMER Postkolonyal Araştırmalar Merkezi ve Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünün, dört hafta sürecek, sertifika diplomalı programının açılış derslerine katıldım. Dersler, sorulu cevaplı. Öğle yemekleri okulun lokantasında, program ücreti, aşağı yukarı yemekle iade ediliyor. Bereketi okula yetiyor.
Her cümlesi önemliydi diyebileceğim bu derslerin, özetinin özetini de, bir makaleye sığdırabilme imkanı yok. Yarım anlatışla perişan etmek de olmaz. Kısaca, üniversitelerimizdeki bu tür günün önemli konusu üzerindeki memnuniyet verici çalışmasınadikkat çekmek istiyorum.
Bu seminer, postkolonyal araştırmalar ile başlayan ve sahasını giderek genişletmekte olan Pamer Merkezinin bir çalışmasıdır. Pamer Müdürü Doç. Dr. Sayın Merve Kavakçı, çalışmaları hakkında genel bir takdimden sonra, bu seminerlerin önemi ve yeri hakkında doyurucu bilgiler sundu.
Üç saatte, üç konuşmacı dinledik. İkinci konuşmacımız, Üsküdar Üniversitesi Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sayın Mithat Baydur, sonra da İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sayın Ersan Şen, bilgileri, dinleyicinin kafasına sokmak isteyen bir heyecanla anlattı. Dolu dolu dersler yaptılar.
Mesela, değişen paradigmalara dikkat çektiler. Hani şair diyor ya, “Dünya döner o dönmez, çünkü sabittir inadında.” Osmanlı Cihan İmparatorluğu dönemi, uluslararası ilişkiler, bir noktadan sonra, Osmanlı’ya göre düşünülüyordu. 20. Asırda Milletler Cemiyeti ve BM’nin paravan ismi arkasındaki veto imtiyazı bulunan beş devlete göre düşünüldü. Şimdi, “Dünya beşten büyüktür” diyoruz. Dünya düzenini kurgularken mevcut düşüncenin hareket noktasını, yani paradigmasını değiştiriyoruz. Çünkü dünya, yani şartlar değişiyor. Paradigma, politika gibi şartlara bağlıdır. Bu hakikatten uzaklaşmak değil, hakikatın zamana göre değişkenlik gösteren yüzünde dolaşmaktır. İhtiyaç, kışın karına, yazın sıcağına göredir.
Siyasi imtiyazlar, kullanmaktan ziyade, bir şahsı veya kurumu onore için zannedilir. Tam tersidir. Aşırı derecede kullanılır. Aşırılık, bir yanlıştır. Fazladan da yanlışlar yaptırır. Böylece imtiyazlı kendi sonunu, kendi getirir. İmtiyaz, yetkiden fazla ve etkin kullanılır. “Teşbihte hata olmaz.” Her anahtar bir kapıyı açar. Hırsızın maymuncuğu her kapıyı açar. Makam yetkisi, tek kapı açar. Bilgi öyle; zenginlik öyle. Siyasi imtiyazlar da maymuncuk gibidir. Her kapıyı açar, tehlikelidir. Hem cazibesi tehlikeli; hem neticesi.
Birleşmiş Milletler’deki bu beş veto, Irak’ı, Suriye’yi, Ukrayna’yı paylaşın diye değil, bu devletlerin imtiyaza ihtiyacı yok. Kullanacak da değiller. Ama yetkili olsunlar da barışı korusunlar denmiştir. İki psikolojik sapma, akıllarına galip geliyor. Tam zıddını yaşıyorlar. 1) İmtiyazı kullanmazsak unutulur, kaybederiz. Sonra mecbur olsak da kullanamayız korkusu. Üzerlerine hiç vazife olmayan işte bile zulmediyorlar. Şimdi Halep’te 5-10 gün bombalamaya ara verilsin de, Çin veto ediyor. 2) “Fırsat varken imtiyazı genişletelim” deyip, dünyanın belası kesiliyorlar.
Rusya, Ukrayna’da 30 bin insan öldürmüş. Suriye’de soykırım yapıyor. Kırım’ı aldı. Suriye’de üsler kuruyor. İran, Rusya’nın koltuğu altında katliamda?
İsrail imtiyazı çok daha derin. İnsani yardım gemilerini dahi, uluslararası denizde vuruyor. Dünya güçlüleri, vahşet seyrine doymuyor.
Türkiye’nin tek imtiyazlısı CHP. Partiler kanununa görehiçbir parti ticaret yapamaz, büfe dahi açamaz. CHP hariç. CHP’nin on binlerce çalışanı, iş ve kredi ümidi verdiği İş Bankası var. 2. imtiyazı Kemalizm inhisarcılığı. Bu imtiyazların tek kusuru, yalnız Türkiye’de geçer. Fakat Kemalist imtiyaz, İsrail imtiyazı gibi genişler, arzu edilen her şeyi kapsar. Mesela CHP milletvekilleri, ayağa kalkar, bir milletvekiline, “Çık dışarı!” diye tempo tutarlar. Milletvekili azledilmiş olur.
Yeni anayasa, CHP’yi normal bir parti haline getirince, CHP, muhalefet gücü, darbe aşkından doğar yanlışından kurtulur, “Ona müsaade etmem, buna etmem, köprü, yol istemem” gibi saçmalıklar, muhalefet gereği olmaktan çıkar. Kadıköy mitingi, Gezi desteği; Adana mitingi, darbeci sayımıyla huzursuzluk üretimine döndürülemez. Normal partide seçmen buna müsaade etmez.
İngiliz’de anayasa yazılı değil, kanunlar yazılı. Osmanlı’da anayasa yazılı, tek harfi değişmiyor, Kur’an-ı Kerim’de. Kanunlar yazılı değil, şerhi fetvada. Herkes gerekçesiyle beraber anlıyor, öğreniyor. Avukat zarureti yok. Tek celsede hüküm. Yıllar süren dava zulümdür. “Şeriatın kestiği parmak acımaz” denir.
Üniversitelerimizin güzel yanına dikkat çektik. Yanlışa red diyelim: Terör üreten üniversitelerden gençliği kurtarmak öncelikli görevdir. ODTÜ’den kaç nesil geldi geçti? Terör hastalığı öğrencide olsaydı, yapı değişmeli değil mi idi? “Her derdin olur çaresi, meşhur meseldir.”






