Uluslararası siyaset hızlandı, problemler ürüyor
Dünya güçlerinin, önemli kısmını bir araya getiren toplantılarla, görüşüp konuşmaları çok hızlandı. Neredeyse devletlerin bakanlar kurulu gibi bir araya gelecek. Bu kadar hızlı bir dünya trafiği, “Dün” denecek kadar yakın zamanlarda görülmüş olması şöyle dursun, hayali dahi mümkün değildi. Globalleşme ile bayram ve seyranlar mı sıklaştı, sıklaşıyor? Kötü koku, çirkin haberler mi var?
İnsanlar, konuşup görüşerek anlaşabileceklerine göre, liderlerin görüşüp konuşmalarında elbette, dünya barışı ve insanlık için fayda vardır. Fakat görünen o ki, kendilerini güçlü hissedenler, terörist kiralayıp has gladyatör edinerek dünya dengelerini bozuyorlar. Bozdukları kadar olsun iyilik yapmak şöyle dursun tek iyiliklerini görmek mümkün değil.
Bugün kukla darbeci ve silahlandırıp yönlendirdikleri teröristleri kuklaları Afganistan’dan, Suriye’den, Mısır’dan Yemen’e kadar yakıp yıktıkları yerleri harap ettiler. Yaptıkları, imar ettikleri tek yer var mı? Yapacaklar mı? Üççeyrek asır önce, İsrail’i silahlandırıp, aynen, bugün kukla teröristleri silahlandırıp Afrika ve tüm İslam ülkeleri ve tüm mazlum ülkeleri yaktıkları Filistin’i yakmışlardı. Sözde iyilik getireceklerdi. Asırlardır hâlâ yanıyor. Hem de Filistin halkı, devletiyle beraber giriş çıkışı kontrol altına alınmış olarak bombalanıyor.
Türkiye’nin gittiği yerde, imkan dahilinde bir ışık gözüküyor. Ot bitiyor diye, çıkarcı politikacılarda Türkiye ve İslam’a karşı maskeli düşmanlık tavan yapıyor.
Dünyanın önemli güçlerini temsil eden yetkililer, böyle toplantılarla, her iyiliği konuşup planlanabilecekleri gibi; her tuzağı düşünüp yapma fırsatı arayabildikleri görünüyor. Bir çözüm çıkmıyor.
Değişmeyen hakikat, “Milletler layık olduğu idareye kavuşurlar.” Bu kural her konuda en geçerli ölçüdür. Fert olarak mağaraya çekilip, “Kimseye kötülüğüm dokunmasın” demek ne kadar yetmezse, akşama kadar dedikodu yapmak, ümitsizlik ekmek, “Düşmandan hayır gelmez” demek de yetmez. İyi bir şeyler yapmak, hiç olmazsa, karınca misali. Hani karıncaya bu bacakla hacca ulaşamazsın demişler de, o yine yoluna devamla, “Hiç olmazsa yolunda olurum ya!” demiş.
Ulaşım ve iletişim imkânlarıyla dünya küçüldü. Silah teknolojisindeki gelişmelerle, güçlü devletlerin tehdidi her yere ulaştı. Savaş çeşitleri çoğaldı. Darbe, ambargo, hatta tek başına silah ticareti dahi sömürü ve sömürgecilik için önemli imkânlardan oldu. Ahlaksızlık ve onursuzluk marifet olunca, terörist kiralayarak, stratejik dostlarına saldırtan devletler ortaya çıktı. Yardım ediyorum diyerek girip, yangın yerine çevirdiği ülkelerde, üsler edinip, teröriste yağdırdığı silah paralarını, savaş tazminatı gibi kılıflarla katlayarak tahsil edecek.
Terörle, devletini parçalayıp, devletçikler olmak hayaliyle, ihanete düşenler, tarih boyunca, kendi yıkımı altında can veren, anılırsa lanetle anılan kimselerdir. İhaneti açık hain bir darbeciden, devlet adamı; üç-beş yıllık ömürle devlet sahibi olunmaz. Darbeci ve terörist, sömürgecilerin ana kuklalarından iki tipinin yerleşik ve değiştirilemez isimleridir. Bu kuklaların sağladığı bütün imkânları kuklacı derlemeyi ümit etmiştir. Kukla ile toplanan bahşişte, çoğu zaman, çadır kurup yıkma masrafını karşılamaz. Onun için, hiçbir kuklacı türünün abat olduğu görülmemiştir. Kuklacılık durumuna düşen devletler de, güçlü görünseler dahi, çöküş dönemlerini yaşayan devletlerdir. Aslan, kendi işini kendi görür. Çakal artığına tenezzül etmez.
Netice:
Yukarıda kısaca işaret edip birinden diğerine geçtiğim konuların her birini, tamamlamak istesen tek başına makaleye sığmaz. Fakat benim okuyucularımın görüp bildiği şeyler. Onun için kısaca hatırlatıp, bunları süzerek bir neticeye varmak istiyorum:
Bakıyorum, bütün yazılar, söylentiler, dikkatler, mahalli seçimler üzerindeki adaylar üzerinde yoğunlaşıyor.
Doğrudur. Adaylarımızı en dürüst en başarılı olacak kimselerden seçmek zorundayız. Bundan sorumluyuz. Onun için, Neyzen, “Reyini verdiğin şahsın, kim olduğun bilmezsen; // Kendi düşmanını, kendin seçmektir” diyor.
Dünya siyaseten çok değişti ve değişiyor. Buna işaret için de, yukarıda, dünya liderlerinin neredeyse, bir devletin bakanlar kurulu sıklığında toplanmaya başladıklarına işaret ettim. Şimdi bu gerçeğin yanına yarım asır önceki bir gerçeği daha koyalım. O Zaman İsmet Paşa Başbakan, koalisyonun büyük ortağı AP GİK üyesi ve Milletvekili idim. İnönü, Başkan’la görüşmek üzere Washington’a gitmiş ve görüşme çok kısa sürmüştü. Şimdi, yapılan uluslararası toplantılar dahi genellikle iki gün olarak programlanıyor ve ikili görüşmelere imkanlar hazırlanıyor. Hatta bazen, önceden görüşme programlanıyor, sonra iptal edilerek bir meseleye, dünya kamuoyunda da dikkat çekilmek isteniyor.
Eskiden bizim köyde muhtar çok önemli idi. Özellikle CHP tek parti iktidarları döneminde, ekmek karnesi için; ölüne Sümerbank’tan kefen bezi alacaksan, okula gideceksen, muhakkak bir veya bir kaç kere muhtara gidecektin. Şimdi muhtar çok daha önemli görevler yüklense de, herkes için senede bir olsun uğramak mecburiyetinde olmadığı bir makam. Görevlerinin çoğunu, halkın haberi olmadan yapıyorlar. Yanlış yapanı şikayet edecek merciler var.
Muhtar, eski köy muhtarları kadar kral değil. Hatta belediye başkanları ve yukarısındaki makamlardan zirvedeki görevlilere kadar hak aramalarla, şikayetlerle, yanlışı düzeltme imkanları başlıyor, başladı. Bu yol daha da açılacak. Yolun aşılacak olması, bu görevlerin önemini küçültmüyor.
Fakat önemi küçülmeyip, aksine her gün önemi artanlar var. Kaybedilen bazı fırsatlar vardır. Telafisi mümkündür. Fakat bir kısım fırsat ve imkânların temelini yıkarak kaybedersek, bu imkânları yeniden kazanmanın, kendi iç imkânlarımızla kolayca kazanabileceğimizi düşünmek hayaldir. Portakal fidanı iştahla sürüp büyürken tomurcuğu koparılsa, çok zaman kaybeder.
Türkiye, devlet olarak, 16 seneden beri, milletimizin vahdeti, iktidar kadrolarımızın, samimiyet ve gayretle yakaladığı, Allah’ın yardımıyla güç kazanmış bir istikrarı var. Bu istikrar ve kalkınma, halimiz ve takatimize göre hak ettiğimiz bir istikrardır. Demek istediğim tomurcuklarını koparmayalım. Muhtar seçimine de dikkat edelim. Fakat!
Dünyada İslam düşmanlığı, dolayısıyla ve ayrıca özellikle Türkiye ve Türkiye’nin siyasi yönetimindeki istikrara yöneltilen düşmanlıklar zirve yaparak devam ediyor. Düşman hududumuzu silah deposu yaptı. Kırk yıldır icat ve inşa ederek içimize soktuğu terörist ordusuna, şimdilerde bir de, “Gladyatör” unvanıyla madalya ile ödüllendirildikleri anlaşılmaktadır.
Genel istikrarımız, bugünlerde her şeyin üzerinde. Mahalli seçimler, genel seçimlerin temeli. Bilerek istikrarımızı temelinden yıkmak isteyenlerin, çok sebepleri var. Değirmen sele gittikten sonra, içindeki bulgurunu bulamazsın.
“Çok yanlış var” deyip, “Hâlâ AB diyorlar. AB bizi almayacak. Bunlar, bunu bile anlayamadı” diyorsun. Bizim Avrupa’da bu kadar insanımız, ticaretimiz ve ilişkilerimiz var. Bu ilişkileri daha da kötüleştirmenin ne yararı var? Falan yerde rüşvet var. Malzemen bu. Şikâyet ettin de. Tepeden hemen halledilsin. Hırsızı şikâyet eden az, dürüstü şikâyet eden çok. Hepsini tepeden halledecek olsan, hiç dürüst adam bırakmaz bu hainler.
“Allah, Müslümanlara yardım etmez diyen kâfirlerdir.”
Hamd Allah’a!






