--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Türkiye’de diriliş, İslamofobide şaşılık depremi

Hasan Aksay
Hasan Aksay

Türkiye, İslam dünyası, ender zor dönem imtihanlarından birini, ender derecede başarıyla verme nasibini yaşıyor. Zorluk kolaylığa dönüşüyor. Dirilişin bütün canlılığı yaşanıyor. İstemezleri karalar bağladı. Fakat, “Dostuz” diyenlerde, AB’de bu deprem gibi şaşkınlık! Amerika, denize düşmüş gibi hududumuzda yılana sarıldı; Rusya, geldi Müslüman bombalıyor. Bu nasıl dostluk?

Tankını İsrail’e tamir ettiren, darbeler ülkesi haline getirilen Türkiye istikrar içinde kalkınıyor. İktidarıyla uyum içinde başarıdan başarıya koşarken, dış destekli olduğunda şüphe olmayan darbelere karşı millet-devlet beraberliği ve başarıların arkasından referandum ve kalkınmada da başarının devam etmesi, anlaşmalı dostlarımızın boyalarını döküp tanınmaz hale getirdi. 

Devletleri, AB’ye katılabilir hale getirmek için yardım üstüne yardım yapar görünen anlaşmalı dostumuz, yarım asırlık ortağımız AB, yardım şöyle dursun, “Gümrük anlaşması yükünü” avantaja çevirme rafta kaldığı gibi, normale dahi indirmeyip oyalıyor. Yarım asırdır sırada beklettiği Türkiye’nin kendi imkanıyla kalkınmasından, referandum başarılarından şeytan çarpmışa dönüyor.

Türkiye, Almanya’dan seneler önce NATO’nun üyesi. NATO adına ne çetin savaşlara girdi. Kore’de yazdığı kahramanlık destanları…

Türkiye kalkınınca, bütün İslam dünyasıyla bütünleşerek tüm dünya mazlumlarının adalet içinde yaşamalarını sağlayıp, kalkındırmak istediği tarihen bilinen gerçektir. “Su, yine aktığı yere akar.” Onun için Türkiye düşmanlığı da bütün sömürgecileri, Türkiye’ye karşı birleştiren tarihi bir gerçek olarak karşımızdadır. Mesele, Hakk ve Batıl mücadelesi.

AB’ye başlangıçta girmesek veya adaletsizliği görünce ayrılsak olabilirdi. Bu kadar zaman, “Dost” dediğimiz insanları, “Böyle dostunu düşmanını tanımaz halde bırakıp” gidebilir miyiz? Hem de, “Türkiye gelirse, bizi düzeltir” kanaatiyle sevinç iklimi doğunca, depresyon geçirdiği noktada. İnsanlığın “Çıkarcılıktan ibaret, anlık bir hadise olmadığını” anlatıp, zoru başaralım.

İnsanın, yani kendisinin, “Ekmel-i mahluk ve eşref-i mahluk” olduğunu bilemeyen insandan daha çaresiz ve yardıma muhtaç kim vardır? Bunları bırakıp “Ne haliniz varsa görün?” dememek gayreti, sabrı değer.Ötenazi”denumut bekleyen; gençliğini uyuşturucuya emanet eden toplumu “Nankörlük yapıyor” diye, hemen kendi haline bırakmamaya gayret etmeye çalışalım.

Yaratılmışların en üstünü insandır. Yaratılmışlar içinde insanın üstünde bir değer yoktur, düşünülemez. Silah ve güç yıkıyor, öldürüyor. ABD, kıtalar ötesinden gelip Irak’ı  kısa sürede yakıp, yıktı. Yapmaya gelince, 60 devlet, teröristleri de yanına alıp “Bu kere yapacağız” diyor, yine yakıyor, öldürüyor. “Yıkmak insanlara, yapmak gibi kıymet mi verir/Onu en çulpa adamlar da emin ol becerir.”

İnsanın görevi yapmaktır. Silmi, barışı hakim kılmak, iyilik yapmaktır. Yapmak zor. İmtihan, zoru başarmaktır. İlkokul sualiyle üniversite diploması olmaz.

Geçen asırda İslam dünyası, zulümlere, yokluk ve imkânsızlıklara maruz kaldı. Beşeri zaaf ve hata hariç, iman ve ahlakından bir şey kaybetmemek için harika direniş gösterdi. Öylesine direndi ki, İslam düşmanları, İslam kalesinden taş koparamıyor. İslam’a saldırmak için, bir kısım münafıkları meşhur edip, onların zavallılıklarıyla İslam’ı karalamaya çalıştılar.

İmkansızlık ve zulüm altında, tanıtım ve korunma vasıtalarından mahrum Afganistan’dan, Sudan’dan, Irak’tan, Suriye’den, Afrika’ya kadar soykırımlara rağmen, büyük mucize denebilecek, Allah’ın bir rahmeti gerçekleşmiş, İslam alemi kendi imkanlarıyla haklılığını dahi duyuramadığı bir dünyada, gel gör ki nereye geldi. 

Geçen asrın başında İslam dünyasının toplam nüfusu, üç yüz milyondu. Bugün, bir milyar sekiz yüz milyon. Yani, dünya nüfusunun iki katına çıkamadığı bir asırda; Müslümanlar altı kat artmıştır. Yaratılmışların en üstünü, yapıcı imkanı ahlaklı insan olduğuna göre İslam dünyası, Allah’ın lutfü keremiyle, ümmet vahdetiyle eksiklerini kısa zamanda tamamlayacak ve tüm insanlığa hizmet edecektir.

Şartlar bu kemal ve liyakati görünür hale getiren, çetin liyakat imtihanı zorluklarıyla birlikte, normal yolunda ilerlemektedir.

Hamd Allah’a!.. 

 

Hasan Aksay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle