TBMM’nin alnındaki ihtar
TBMM’nin alnına konması gereken, “Buraya edeble girilir” ihtarı açıktan konmuyor. Bu yüce makamın tahtının altında gizlenmiş kalıyor. Çünkü meclise gelen herkes, bu aziz milletin yüce iradesinin mehabetini gönülden yaşayıp zaten, edeble, irfanla, saygıyla, kalp gözüyle gördüğünden, dünya gözüyle görenlerden, çok daha içten, derinden bir saygı ve sevgiyle giriyor.
Biliyor ki, bu aziz milletin milli iradesi, aynı zamanda, TBMM’nin tahtında,Osmanlı’dan devreden Hilafet makamının azameti mesturdur. Ölümsüz bütün insani değerleri temsil ettiğinde ve “Alemin cümle kapısı” gibi genel bir konuma sahip olduğunda, manevi ve insani değerlerin bütünü, dünya hayatında da ebedileştirdiğinde hiç şüphe yoktur.
Bu kapı, bütün insanlığa karşı, iyiliği yaşatıp, kötülüğü ortadan kaldırmanın kapısıdır. Bu kapıya gelenin nereye girdiğinin şuurunda olması gerekir. Bu aziz milletin izzeti, yönetim makamının izzeti, tarih boyu dünyayı aydınlatmış, gören kalplerin uyanmasına vesile olmuştur. Aynı izzetle beraber, sorumluluk ve görevi ağırlaşarak devam etmektedir.
Bu hüviyette bir makam, köpeğe mekan olamaz. Girememeleri gerekir. Giremezler. Çünkü bu kapıda mestur olarak, “EDEB YAHU” yazılıdır. Edepsizliğe, köpekliğe, hainliğe, fitneye yer yoktur.
Bu Meclis’in, İstiklal Marşını yazdığı döneminde, millet iradesini, millete hizmeti sembolize eden, milletin fikrini ve bu kuruma gösterilmesi gereken saygıyı, İstiklal Marşımız anlatır. Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey (H.A.Ulaş), bu meclisi, kürsüden, milletin ümidi; fikri ve istikbali olarak niteleyerek, “Ey ümmid-i millet sana da mı taarruz? Ey istikbal-i millet sana da mı taarruz? Ey fikr-i millet sana da mı taarruz” diye haykırıyor. Çünkü bu meclis, bütün şehit ve gazileri ile şanlı tarihimizi, milletimizin iradesini taşıyor. TBMM, şehit ve gazi kanlarıyla inşa edilmiş muhteşem bir abidedir.
Milletimizin kahraman evlatları, bu meclise saygıyı, edeple girmeyi, insanlık şerefi olarak bir taç gibi başlarının üzerinde tutarlar. Bu meclis, saygısızlık yapılacak bir yer değildir. Bu mecliste köpeğin, işi de yoktur, yeri de yoktur. Bu gibi manevi değerleri, gayr-ı ciddi konularla sulandırımaya çalışılması, edeb dışıdır. Ahlak dışıdır. Ümit ediyor ve ümit etmek istiyorum ki uzak olmayan bir zamanda, TBMM iç yönetmeliği, milli ve insani değerlerimizi dikkate alarak yeniden düzenlenecektir. Milli iradenin mehabetine gölge düşüren eylem ve yanlışlar da tarihe karışacaktır.
Bazı ülkelerin meclisinde eylem ve kavga olması, bize örnek değildir. Biz Müslüman ülkeyiz. Tarihimiz belli, yolumuz belli. Bizim ahlakımız, kanun gücündedir, vicdanımızın anayasasındadır.
Biz farklıyız. Bir kısım sömürgeciler, kendi üstünlüklerini, kıyafet ve sahip oldukları imkanlarla ölçerler. İnsanlara, fakir ülkelere, tepeden bakmak, kendilerini üstün zannetmek için mesela; kravatı şart koşar ve fark doğurur. Balolarına ve meclislerine ancak bu şartları yerine getirerek girilir.
Biz Müslümanız. Farkımız, insanlıkta, ölümsüz insani değerlerdedir. Elbisede, malda, mülkte, makamda değil, saygıda, sevgide, dürüstlükte, insanlıkta, “Ekmel-i ve eşref-i mahluk” fıtratını kaybetmemektedir. Hz. Adem’den beri bu fıtratın değişmez değerleri vardır. Bunlar, edeb, haya’dan başlar, dürüstlük, doğru söz, merhamet, adalet gibi devam ederek, fıtrattaki insani yüceliği yaşatır. İnsani yüceliğe denk başka bir şey yoktur ki, insan onunla yükselebilsin. İnsan, ahlakıyla insandır ve ahlakıyla yaratılmışlar içinde en yüce tek değerdir. Değerini bilip, kaybetmemelidir. Müslümanın yaşam kalitesi insanlığında; materyalistin yaşam kalitesi, geçici imkanlarındadır. Bize göre, Firavun kadar imkan ve makam sahibi olsa da kıymeti yoktur. Sonu lanetliktir. Bir Yunus, bir Mevlana olamaz. Hele öbür dünyada?
Türkiye, istatistiklere göre %98 Müslümandır. İslam, insana hayattan üstün değerler sunar.. Müslüman, imani, ahlaki, insani değerleri korumak zorundadır. Malcom X, İslam’ı tanıyıp yaşadıktan sonra, “Hayattan üstün değeri olmayanın, kendinin değeri de yoktur. Bırak gitsin” der.
Müslüman olarak, değerlerimizi yaşamazsak, insani yüceliğimizi, ışığımızı ve yolumuzu kaybederiz. Dünya krizlerden çıkamıyor. Sıkıntıda. Zenginlik başına bela oldu. Ahlakın hayattan çekilmesi, dünyanın karanlıkta kalması ve kör dövüşüne girmesi demek olduğu, bugünden gözüküyor. Bütün bu güzelliklerin merkezinde, dünyaya örnek olmak sorumluluğu ile gayreti gereken TBMM’yi, kavgayla, köpekle, algı operasyonlarıyla oyalamak milletimize olduğu kadar insanlığa da zarardır.
“Edeb başa taç imiş, her derde ilaç imiş.” Selâm ve dua ile...






