Siyasi parti, muhalefet değil, iktidar boşluğundan doğar
Yeni parti deniyor. 91 partimiz var. Her partiye, % 1,1 rey düşüyor. Parti, iktidar olmak için kurulur. Muhalefet imkânı, partiden ibaret değil. Fikir, eylem ve şahsiyet gibi çok imkân var. Çok fazla parti, millet oyunu tozlaştırır. Milli iradenin gücü zayıflar. İstikrar kaybolur. Devlet de millet de zaafa düşer.
Lider, partide kendini gösterdiği gibi; hiçbir partili değilken, dışarıdan davet edilerek olur. De Gaulle, Fransa Cumhurbaşkanlığına davet edildi. Demirel, Adalet Partisi başkanlığına dışardangeldi. Erbakan, Milli Nizam Parti kuruluşu başladıktan sonra davet edildi.
Dünya liderlikte bitmez. Sadrazam, padişahına güç katar. Hakkıyla yapılan görevdedir değer. Bir koruma, öyle olur ki lideri kurtarır. İslam, “Yaptığı işi en iyi yapanı, Allah sever” diyor.
Liderlik, parti kurmak, Başkan olmak ve darbe yapmakla olacak şey değildir. Öyle olsaydı, her ülkede binlerce lider olurdu. Özellikle siyasi liderlerin, geliş yolu gibi, gidişi de, bedel ve risk içerir. Belediye başkanlığına,20 aday çıkıyor da, milletin, bir tanesi için, “Oh!” diyemediği oluyor. A. Dilipak, Ahmet Vefik Paşa’nın yöneticide gereken 16 vasfı yazdı. Siyasette: 1) Allah’ın lütfu. 2) Milletin liyakati de şart.
Türkiye’de iktidar boşluğu yok. 16 seneden beri istikrarla seçim kazanan, istikrarla kalkınan, darbeleri püskürten ülkede, iktidar boşluğundan söz edilemez.
Muhalefet boşluğuna gelince: Ödünç oy transferi; milletvekili transferi gibi kanuna sığmaz, akıl almaz bir Ana Muhalefet boşluğu var. Tek nakaratı, “Yol, köprü, havaalanı istememek”. Kalkınma karşıtlığıdır.Politika üretme yerine marifeti, “Esat’la birlikte darbe avukatlığı” gibi, millete ters, çıkmaz sokaklarda dolaşmaktır.
“Türkiye kalkınmasın” demek, tankını İsrail’de tamir ettirmeye; radarımızın yazılımını okuyamamaya mahkûm mu kalalım? Türkiye, tankını, yazılımı yaptı; son 17 yılda, kalkınmada, 39’da iken, 13 sıraya gelmekten milletçe memnunuz.
Ana muhalefet, 1960 darbesinin öncüsüydü. 1980 darbesinde, Kenan Evren tarafsız görüntüiçin, bütün partileri kapattı. “Aynı isimle parti kurulamaz. Kapatılan partinin devamı olduğu söylenemez” dendi. CHP’den üç parti çıktı. Netice, tam tersi.
Anayasa ve kanun; “Kapatılan partinin mal varlığı devlete intikal eder” diyor.
İş Bankası yine CHP’nin. CHP kapatılmadı mı? Bu CHP, 70 yaşında mı?
Eski CHP yok. Bankası var. CHP, üç parti oldu. Bankası, tek vücut.
Zenon, “Bir ırmakta, iki kere yıkanamazsın. Çünkü o sular akıp gitmiştir”der. Parti kapanmış! İsim yasaklanmış! CHP, hâlâ banka sahibi. Bu konuda iki hatıra:
Milli Nizam Partisini kurduğumuz zaman, Kızılay’da, telefon hattı yok. Nakil var. Pahalı. Bulmak zor. Evdeki telefonu naklettirdim. Parti kapatıldı. Telefon borcunu bana ödettirdiler. Telefon makinelerini istedim. Verilmedi.
Hicret Mecmuasını, Türkçe, Arapça çıkarıyorduk. Arapça için Libya Büyükelçisinden emanet daktilo almıştım. Evren darbesi girip her şeyi almış. Çok büyük bir daktilo, elçiliğin damgası var. Basın organıyız. Daktilo ve eşyalarımızdan geçtik, elçiliğin daktilosunu iade edemedim. Olmaz!
CHP, her zaman özeldir. Alkışla milletvekili ihraç edilebilir mi? CHP yapar!
Partiler, milletin, mevcutlar içinde olmayan yenibir parti ihtiyacı duyduğu zaman kurulursa, milletçe bakılır beslenir. Parti fidanken, millet dikkatiyle başarısını besleyemezse, bodurlaşır. Bir bakıma, parti kurmanın, fidan dikme gibi mevsimi var: Darbe; ülkenin koalisyon çıkmazına girmesi; iktidar boşluğu ve milletin hayati bir ihtiyacının iktidarlarca, “Yok” sayılması halindekurulur. Örneği çoktur: 1) Tek Parti’den sonra, DP. Menderes. 1960 darbesinden sonra, AP Gümüşpala; 1980 darbesinden sonra ANAP Özal. 2) Ülkenin tarihi; değerleri; dini özgürlüğünün eksikliğinde, Milli Nizam Partisi, Erbakan.
Bir parti tek başına % 52 oy alır; ülkedeki eksikleri, imkânları zorlayan bir gayretle tamamlamaya devam ederken, yeni bir partinin ülkeye de, kuranlara da faydadan ziyade zarar vereceğini düşünürüm. İsmi konu edilenlerin, böyle bir deneme yapacağını düşünemem.
Siyasette görülen boşluk, ana muhalefet boşluğudur. Görünen o ki bu seçim, ana muhalefetin, bina veya liderini değiştirmede önemli bir basamak olacaktır.
Dünyanın genel durumu da sıkıntılı. Büyük güç liderleri, öyle bir çıkmaza girdiler ki, insanlığın meselelerinin, insansız ve lidersiz çözülemeyeceğini unuttular. Silah, zulüm, kan dökmekten başka imkân göremez oldular.
Batı, komünizm yerine, düşman olarak İslam’ı seçti. Müslüman devletlerin dağınıklığı ve BM beşlisinde sandalyesinin olmaması, fiilen ve hukuken güç dengesi olmayan, dünyanın dörtte birini teşkil eden suçsuz insan ve devletleri düşman ilan ettiler. BM Beşlileri, Batı öncülüğünde birbirini koruyarak İslam ülkelerinde soykırım yapıyor ve işgal ediyorlar.
Şimdi Türkiye, bu vahşete, hayır diyor. Allah’ın lütfuyla Cumhurbaşkanımız Erdoğan, masada üstün bir diplomasi ve üslup; sahada destansı güzellikte başarılarla dünyaya anlatıyor. Allah’ın lütfu, milletin vahdetle desteği, yönetimin, “İki gününü denk kılmama” gayretiyle, dar geçitler geçiliyor. Tümsek aşılacak!
Latin Amerika istilası, Venezuela’dan başlıyor. Afrika, zaten sömürge alanı. Beşler’den Makron, “Ben zaten oradayım” diyor. Çin, Doğu Türkistan’ı yok ediyor. Japonya, Trump’a ödül istiyor. Bu silah üstünlüğü ittifakla, insanlığı mı yok edecek? İnsanlık kendi icadı silaha yenik düşemez.
Ak Parti dönemiyle Türkiye, dünya ülkeleri içinde özel bir durum yakaladı. Allah’ın yardımı, milletin birliği, AK Parti ve Erdoğan başarısıyla, istikrarla kalkındı. Darbeler önlendi. Saldırı ve krizlere direndi. Başarıldı, başarılıyor.
Ana Muhalefet, 2023’te Cumhurbaşkanı seçimi için, şimdiden başka partiden aday arıyor. Başkent belediye Başkan adayı da, hâlâ “MHP’liyim” diyor. Asırlık Ana Muhalefet içinayıp ve kendi seçmenine hakaret değil mi? Bari dışarda aday arama!
Mevla, görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
Hamd Allah’a!






