Siyasi görev, eylem, propaganda ve sloganlar?

26 Ağustos 2019 Pazartesi

Siyasi yetki ve görevin ana dayanağı,devletin, dış ve iç düşmana karşı, kalkınıp, güçlenip, her tür tedbir, imkan ve dayanışma ile devleti, yani Hakkı, ahlakı yüceltmektir. İnsanın, erişebileceği en yüksek makam, bu yoldaki gayret ve fedakarlık ile kazanılan şehitliktir. Yetimin, fakir fukaranın adaletle himayesidir. 

Dış düşman, belli. Buna rağmen istihbarat şart. İç düşman, kat kat maskelidir. Teröristtir. Darbecidir. Kriptodur. Düşünce hastasıdır. Ahmaktır. Ahmaklara karşı, Peygamberimiz gibi yumuşak bir tedavi önemlidir. Hani, saçları arasında Kureyş’e mesaj götüren yaşlı kadın, “Mekke’deakrabalarım kaldı. Zulüm etmesinler diye” yaptım demişti. Fakat ölçüde: O zamanki cehalet? Bugünkü bilgi, şeytanlık, çıkarcılık gibi farklarla birlikte, devletin, ümmetin, insanlığın durumuda dikkate alınarak, huzurun temini için gereken tedbirlerde,eksik bırakılmamalıdır.

Karanlıkta Fil’in, “Kulağını yoklayıp, yorgan; bacağını, sütun” deme yanlışına düşmemek için, başlıktaki kavramları, bütün olarak değerlendirmek gerekir. Milletimizin dili Türkçedir. Ne var ki nadir olarak da olsa, bazı bakan ve Baro başkanlarının, görevlerini bilememesi, belki de “Görev kavramını” bilmiyor. Zira tersini yaparak, övünüyorlar. CHP’li Adalet Bakanı, salonda kalabalığa hitap ediyor: “Yeni 500 kadro aldım. Elbette, CHP’lileri tayin ettim” diye övünüyor. Adaletsizlik zulümdür. Özellikle yetkilinin böyle bir ifadesi, devletine hainliktir. 

İzmir Baro Başkanı, Devletimizin Başkanlık Sarayında yapılan, “Adli Yıl Açılış Toplantısını” gayri meşru göstermek için, baroları eyleme çağırıyor. Bazı barolar da katılıyor. Ülkenin, gayri resmi bir savaş içinde bulunduğu bir dönemde, bütün devlet erkanının katıldığı böylesine önemli bir toplantıyı, gayri meşru gösterme gayreti, bir anarşi ve fitne tohumudur. 

Devletin birlik ve bütünlüğünü temsil eden sarayı, gayri meşru gösterme eylemi ise hainliktir. Toplantıyı böyle gösterme gayretiyse, devleti inkardır. 

Milletin Ankara Başkanlık Sarayı, 1071’den beri şehir ve yer değiştirerek, bu saraylardan çıkan kararlarla, şehadete yürünmüştür. Bu saraylar, devletimizle beraber, bütün ümmet şehitlerini temsil eden, değerler kaynağıdır. Bütün insanlığa huzur, güven, adalet getiren kararlar merkezidir. Tarihe altın sayfalar yazmıştır. İnşallah kararlarıyla, yeni insanlık destanları yazacaktır. Bu saraylar, milletimiz ve insanlığın, bir mekana tespit edilmiş onur bayraklarıdır. 

İnsanın, kısa ve doğru tariflerinden biri, “İnsan, siyasi canlıdır” der. İnsan, en büyük değerdir. Onun için özellikle globalleşme, iki devletli bir dünyaya doğru yol alacaktır. Sömürgecilerin, kolay sömürmek için,böldüğü uydu devletler, zamanla kabile devletleri gibi yok olacak. İnsanlık, iman, ahlak, hak ve çıkar grubu olarak iki grupta toplanacaktır. Başlangıçtaçıkar grubu önde görünse de, ahlak ve iman dediğimiz insanlık, tahmin edilemeyen süratle ön alacaktır. İnsanlık tarihi, şahididir. 

Siyaset, yönetim anlamında geniş bir sahada kullanılır. Hepsinde, tek adama kanunla verilen karar yetkisidir. Ailede, baba;şirkette müdür, yetki makamıdır. Devlet Başkanının, “Karar verme yetkisi siyasi yetkidir”. Zira, her söze uymak imkansızdır. Bu tür siyasi kararından da yalnız başkan sorumludur. 

Siyasi karar yetkisi, devlet yönetiminin, sebebi ve gayesini koruyan, kanunla tespit edilmiş kendi görev ve sorumlulukları dışında her şeyi, usulü dairesinde ret ve kontrol etme yetkisidir.

 Çok partili sistem, birçok ülkede  ayrımcılığa yol açmaktadır. Sistem, iyilik yarışına, döndürülebilir, Devlet, insanın, gözü gibi koruması gereken nimettir. Bunun için siyasi sistemi, iyilik yarışı haline getirmek şarttır. Büyük ölçüde mümkündür.

Kılıçdaroğlu, Parlamenter sistemi, “Cumhurbaşkanı ve Hükümet” olarak, iki başlı bir yönetim zannediyor? Oysa zan, bilgi değil. Çoğu zaman yanılgıdır. Kim tayin eder Başbakanı? Kanun ve kararları en son kim imzalar? Cumhurbaşkanı, imzalamadan bir kanun ve kararın yürürlüğü mümkün mü? Değil? Devlet parçalı değil, tarihte olduğu gibi tam bir bütündür.

Özellikle seçimle gelenlerin, ister belediye, ister, baro, ister parti başkanı olsun devlet düzeni içinde önemli bir grubu temsil ettikleri halde, görevlerini bilmeyerek dışına çıkmaları, kabadayılık olmadığı gibi, oy verenler içinde de utanç olur.

Her konuda istikrar, insan ve devamlılık gerektirir. Bir kere, yetkide kademe, kadrolarda istikrar olmadan, değişimler ister istemez zaman kaybıdır. Tehlikeli geçitlerde zaman kaybı, beklenmedik yıkımların davetçisidir. Devlette istikrar, tarihte de zirvedeki devlet başkanıyla sağlandı. Kusur arayarak, tashihi mümkün olmayan farklılıkları dert edinmek, insanın kendi huzuruyla savaşıdır.

İzmir Baro başkanı, Baroları, devlete karşı eyleme çağırmakla ne istiyor? Milletin huzurunu kaçırıyor. Herkesi, kendi yanlışıyla meşgul ediyor? “Reklamın kötüsü olmaz” sözü? Kısa ömürlü, saman alevine umut kadar aldatıcıdır. 

Belediyeler, genel siyasetin denetimindedir. CHP; DP iktidarlarında, Ankara, İstanbul ve İzmir valileri, aynı zamanda Belediye Başkanı idi. Söz, yerinde güzeldir. “Seçimle gelen seçimle gider” sloganı, genelleşirse, suçun, cinayetin, hatta hainliğin koruyucusu olur. Devlet, suça izin vermez.

Kanun dışına çıkmış, üç Belediye Başkanının görevden alınmasını, “Kayyım Darbesi” diye manşet; “Sandıktan çıkan iradeye yine darbe” diye manşet, atanlar var. Devletin, görevini yapmasına,“Darbe”diyenler, düşman darbesine zemin hazırlar. Bu tür yayınlar, hain bir düşman tuzağı olan darbeyi masumlaştırır.

Türkiye’nin ahlaki siyaseti, asırlardır insanlık için rahmet oldu. Bu iradeye, düşman bile böyle iftiradan utanır.“Düşmansevindirensöz ve eylem” için, Atasözü ikaz eder: “Elden gelen övün olmaz.Olsa da, vaktinde bulunmaz”.

Siyasi Eylem ve sloganların ruhunu anlamak için, önce, “Dost niyeti ve sözüne mi? Düşmanınkine mi benziyor?” Diye bakalım ki, rengi, ruhu görülsün!

İki, bu eylemin maksadı ne? Yapıcı mı? Yıkıcı mı? Dost, yıkıcı olamaz! 

ÜÇ, Yeni kadronun boyunu ölçmeden mevcudu yıkmak, maceradır. Siyasi macera, yeniden asırlar kaybetmektir. Büyük milletler, maceradan sakınır. 

Hamd Allah’a! 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Mustafa Mustafa 18 gün önce
    Bu âyet mealinden ne anladık.Ahzâb Sûresi. 36- Allah ve Rasülü. birşeye hükmettikleri zaman, mü'min erkek ve mümin kadının kendi işlerinde artık başka bir şeyi seçmeye hakları yoktur. Kim Allah'a ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (Ahzab 33/36)Allah, yani (O’nun sözlerini içeren) Kıtab’ı[1*] bir işi kesinleştirmişse inanıp güvenmiş bir erkeğin ve kadının, o konuda bir tercih hakkı kalmaz[2*]. Kim, Allah'a yani (O’nun sözlerini içeren) Kıtab’ına baş kaldırırsa açık bir şekilde sapmış olur. [1*] Resul (رسول), “gönderilen”demektir. Bir bilgiyi iletmek için gönderilen elçiye resul dendiği gibi onunla gönderilen bilgiye de resul denir (Müfredat). Kur’an’daki resul kelimeleri ya elçi ya da Allah’ın Kitabı anlamındadır. Elçi ölümlü, Kitap kalıcıdır. Uhud savaşında Nebîmiz’in öldüğüne dair haberlerin yayılması üzerine Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Muhammed sadece elçidir. Ondan önce de elçiler geldi. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz?” (Al-i İmran 3/144) Aramızda sürekli kalacak olan  resul, Kur’an olduğu için bu âyetteki resule başka anlam verilemez
  • AlkanAlkan18 gün önce
    Şule Yüksel e Allah rahmet etsin. Zorgünlerde baş örtüsü mücadelesi verdi ve örnek bir hanım efendiydi.günümüzde gururla savunduğunuz baş örtüsü serbestliği baş örtüsü mücadelesini kazandık zan nedenler o örtünün altındaki başı kaybettik şuuru azmi mücadeleyi en önemlisi takvayı kaybettik. Başı örtülü ama giyimi kuşamı halve hareketleri İslami olmayan batılı tarzı BİR noktada fetöcü bayanları taklidi andıran bir giyim tarzı oluştu. Bu iktidarla birlikte gelişerek yenilenen fakat islamdan uzaklaşan yeni bir din anlayışı ortaya çıktı. Bu nu görmeyen ler Şule yükelin yaşam tarzı ve mücadelesini anlatması riyaKarlık ve iki yüzlülüktür.
  • müslümmüslüm25 gün önce
    Sayın Aksay17 yılda geldiğimiz noktada ne hak, ne hukuk, ne adalet, nede insanlık bıraktık. Milletin yarısını hain terürist ilan ettik. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemeye başladık. Vurgunda, soygunda, hak yemede,, israfta öncekileri kat bekat geride bıraktık. Bumuydu bizim dava dediğimiz, uğruna can verdiğimiz, şimdi neredeyiz. BirazAllah için taraflı değil tarafsız ve İslami bir düşünce ile bakınız. Şu an maddi olarak diğerlerinden ne farkımız kalmış, Manevi oarak zinayı suç olmaktan çıkarmışız, İstanbul sözleşmesi gibi bir rezalete imza atmışız. Lafa birine o konuda yanlış yaptık, diğerine nas değildir dedik konuyu kapattık. Müslümanlık anlayışımız bumu. Allahın emirlerine karşı çıkmak İslamın neresinde var. Televizyon proğramlarına bak. Kafir ülkeleriyle aralarında ne fark var. Daha sayayımmı...

Günün Özeti