--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Serdengeçti Osman Yüksel

Hasan Aksay
Hasan Aksay

Rahmetli Osman ağabeyin 33. ölüm yılı. O, millete memlekete hizmet etmek için bütün bir ömrünü, varlıkta-yoklukta hep aynı standartta, değişmeden, tam bir serdengeçti olarak yaşadı. Aziz milletimiz de, onu hiç unutmadı. Günler, makaleler, sohbetlerle anıldı, anılıyor, anılacak. 

Serdengeçti ve Üstad; çoğu kere birlikte anılır. Uyanış günlerinin çift motorlu uçağı gibiydiler. Öyle ki, biri hapishaneye girerse, şartmış gibi öbürü de girerdi. 

Rahmetlileri, yazıda da ayırmak istemiyorum. Yazacaklarım, uzaktan duyma, tahmin gibi şeyler değil. O zamanları tanıma imkanı olmayan genç okuyucularım için o günlere kısaca bakmakta yarar var, “En iyi tanıyanlardanım” demek, iddialı olur, “Yakın tanıyan biriyim”de mübalağa yok. Kısaca: 

Çocukluğumda Sebilürreşad babamın; Büyük Doğu ve Serdengeçti ağabeylerimin abone olduğu dergilerdi. Komşulara ben okurdum. Şiirleri de ezberden. Mesela: 1950 öncesi. Ödüllü İnönü şiir yarışması var. Sakarya şiirinin sağ üstünde bir  not: “Bu şiir, İnönü Şiir armağanı yarışmasına girmeye tenezzül etmez” diyor. 

Her ikisiyle tanışmam, konferans dinleyicisi gibi mesafeli değil, görüşerek, konuşarak. İkisiyle de aynı günde ve yerde. Bir süre önce Malatya’da, Ahmet Emin Yalman hadisesi olmuştu. Hüseyin Üzmez ve çok sayıda gençle beraber, İstanbul’dan Üstad; Ankara’dan Serdengeçti, derginizdeki yazıların olayda etkisi var diye tevkif edilip, Ankara hapishanesine konmuşlardı. 

1951; fakülteye kaydoldum, hapishanede haftada bir görüşme günü oluyor. Birkaç arkadaş her hafta gidiyorduk. “Misafirin var” haberi gidince, Osman Yüksel, hasta da olsa gelir, Üstad, bir gelirse, diğerinde selam gönderirdi.

Hapishaneden çıktılar. Serdengeçti’nin Denizciler Caddesi pasajında kitabevi var. Dergi de, evi de orada. Kitap raflarınıın arkası yataklık yer, orda kalır. Kitabevi, her gün, her saat gençlerle dolar, boşalır. Çoğu zaman Elmalı’dan gelmiş pekmezi vardır. Yoğurt, helva zeytin gibi ikramlar her zaman olur. Dervişhane gibi. 

Sevgiler karşılıklıdır ya. Kısa zaman sonra bana, “Sen tasavvuf okumalısın” dedi. Yargıtay hakimi Yüksel ağabeyi de olur demiş. Bir sene cumartesi günleri kitabevinin bir köşesinde tasavvuf dersi aldım.

Fakülte bitti. Beş sene sonra milletvekili olarak yine Ankaralı olunca, Üstad ve Osman ağabeyle yine sık sık beraber olmaya başladık.

Milli Gazete’yi çıkarmaya başladım, üçümüz de aynı gazetenin yazarı olduk. O zaman faks yok. Yazarlar, ya gelir gazetede yazısını yazar veya kendi getirir. Tabii Üstad bazan, “Adam gönder” der ama yine de çoğu zaman gelirdi. 

Osman Abi ile dört sene (1965-69) AP milletvekili olarak beraberdik.

Üstad’la, dört sene (1971-1974) MNP kongre konuşması) beraber yargılandık,  

İkisinin de son günlerinde, oturup uzun uzun konuştuk. Üstad, vefatından üç-dört gün önce telefon etti: “Nerdesin?” dedi. –İstanbul’dayım. Emredersen geleyim, dedim. Hemen gittim, 2,5-3 saat oturup konuştuk. 3-4 gün sonra vefat etti. 

Elmalı’da MSP’nin meydan mitingi vardı. Necmeddin Beyle gittik. Parti otobüsü üzerinden, önce ben konuştum, mikrofonu hocaya verip, Osman abiye gittim. Kapıyı çaldım. “İt açılır!” dedi, içerden. Hasta yataktaydı. “Hanım da sizi dinlemeye gitti. Kalkamıyorum. Şimdi sana nasıl ikram edeceğem?” diye espriler patlatıyordu ki,  İsmet hanım çıkıp geldi. “Siz otobüsten inince, bize gideceğinizi anladım da, iki cümle de Hoca’dan dinleyim istedim” diye özür diledi. 

İsmet hanım, çok zeki bir hanımdı. “Allah, eşleri, çoğu kez denk yaratır” derler ya? 

Necmeddin Beyden ayrılırken Osman Abiyi ziyarete gideceğim dediğim için rahat rahat 2-3 saat sohbet ettik. 

Çok geçmedi vefat etti. Bu yazıyı yazarken sanki, onları yan yana uğurlar gibi bütün hayat gözümde canlandı. İnşallah, okuyucuma da sesim yetişmiştir. 

Osman Abiden bir hatıra, Üstad’dan vecize ile bağlayalım: 

1960’lı yıllar. Adanalı gençler, benden Osman Ağabeyi istiyor. Pehlivan Palas, zamanın en iyi oteli. Yer ayırttm. Gece saat 1-2 arası ev sohbetlerini bitirip otele geldik. Biz odalara çıkarken gençleri uğurladık. Odayı görünce, “Ben bu yatakta yatarsam, hapishaneden korkar, namussuza namussuz diyemem” dedi tutturdu. Yaz günü, sıcak, sinek. Bizim ev köyde. Gençler gitti. Araya araya bir hanın damında iki yatak bulduk ama yorganı başına çeksen, koku ve sıcak, çekmesen sinek parçalıyor.

Üstad, “Yola çıktıklarını, yolda bulduklarınla değiştirirsen, hem yolunu kaybedersin, hem dostunu” derdi. Dostluğumuz, mezarla da sınırlı değil.  Hamd Allah’a!

Allah mekanlarını cennet ve dostlarıyla, ümmetle cennette buluşmak nasip eylesin. Yalnız kalmayı hiç sevmezlerdi.  

 

Hasan Aksay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle