THY- Euroleague

Savaş kapıda ama, riskleriyle kapıdan sığmıyor

16 Nisan 2018 Pazartesi

Savaş sözü nerdeyse kesintisiz gündemde yer buluyor. Çünkü güçlüler, mazlumlara saldırıp maddi manevi, üst, liman, toprak veya ekonomik, sosyal ve siyasi imkanlar kazanıyorlar. Silahına güvenen, o silahı kullanacak yeter sayıda adamını fedayı göze alamasa dahi terörist beslemeye gayret ederek İslam düşmanlığını körüklüyor. Tehditle, vahşetle ülke ve yönetimleri dize getirmek için yok yerde düşmanlık üretiyorlar. 

Diğer taraftan, milletinin katili, dünya kurallarına meydan okuyarakyüzlerce defa zehirli gaz bombalarıyla Müslüman soykırımı yapan, ilk gününden beri zulüm tahtında oturan zalim Esat’ı, yaşatmak için, medeniyetler beşiği koca bir ülkeyi harabeye çevirip, milyonla insanını şehit; milyonlarcasını yâd ellerde sığınmacı, on binlerce vatan evladını Akdeniz’in soğuk sularına gömdü. Gruplarla bir kısmını da bilmediği ülke sınırlarının dikenli tellerinde perişan etti.

Millet ölüyor. Esat yaşatılmaya çalışılıyor. İslam ümmeti ve vicdan sahibi insanlık, Türkiye ile beraber, “Esat yaşamasın” demiyor. “Esat gitsin, Millet, darbeyle gelenleri %99’la seçmeye mecbur kalmasın. Yöneticisini kendi seçsin” diyor, ama milyarla insanın feryadı neticesiz kalıyor. İran ve bazı İslam Ülke yöneticileri de dahil, hayatlarını İslam düşmanlığı ile şartlandırmış devlet yöneticileri, hatta kendine söz düşmeyen parti başkanları dahi, “Esat yaşamalı” demekte ısrarcı. BAAS darbecisi makamda kalmak için Müslüman öldürecek? Ama dünya bu kadar boş değil. Hak yerini bulacak. Esat gidecek. Millet kalacak. Bunca acılar? İnşallah bu acılar, ümmetin vahdetini sağlar. Boşa gitmez, bedelini bulmuş olur.      

Rusya’sı, Ukrayna ve Suriye’de edindiği deniz ve hava üslerini kaybetmeye razı olur mu? Avrupa grubunun başı Amerika, bugüne kadar sahip olduğu beşlerin de üzerindeki fiili otoritesinden, güreş tutmadan, “Pes!” diyebilir mi? “Pes demeyi” düşünmesi dahi, neler kaybettirir! 

Görünen, Beşler, “Batı-Doğu” ayrımı sahiline bir kere daha yanaşıyor. Rusya, Karadeniz’e çıktı. Kesmedi. Akdeniz’e sıçradı. “Dur!” diyen olmazsa, “Önüm boş” der mi? Söz düellosunun ucuzluğu, tehlike davetçisi olabilir. Tarafları, bilerek veya farkına varamadan, dönülmez bir noktaya getirebilir. 

Global dünyada artık Beşler, kendi imtiyazlarını, kendileri iptal edip, demokratik bir düzene geçilebilmeli; en azından, “Veto imtiyazları” makul bir sınıra çekilmelidir.

Beşler, bir güç dengesidir. AB’nin kurulmasından sonra Almanya’nın gösterdiği ekonomik diriliş başarısı ve ABD’nin inisiyatifiyle gayrı resmi olmakla beraber, fikri alınması gereken bir lider olarak, beşlerin ismi bazı çevrelerde, “5+1” olarak da adlandırılmaya başlamıştı. Merkel’in ehliyetsiz yönetiminin devam etmesi, “5+1’in, biri” bir süre önce fiilen düşürmüştü. 

Genel veağır şartlarına rağmentoparlanıp güçlenen İslam dünyasının dikkate alınması akıl sahibi herkes içinihmali mümkün olmayan bir ihtiyaçtı. 21. Asırda Türkiye siyasetinin kazandığı istikrar, Ak Parti Hükümetlerinin sahada ve masada kazandığı başarı; ümmetin, Türkiye’ye teveccühü; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diplomaside çözüm üretme başarısı, Türkiye’yi, Beşlerin beşi ile de bütün meseleleri ciddiyetle konuşup görüşen ve uzlaşmada yarar üreten, “5+1” konumuna getirmiştir. Ve bu 5+1 konumu” yalnız Batı grubunun, “5+1’i değil, tüm beşlerle her meseleyi istişare imkanıdır. Bu durum, güç dünyasına, mazlum dünyanın ve yarınların sesini de katmak bakımından dünya siyasetinde çok önemli yeni bir dönem ve fırsatlar doğurma imkanıdır.    

Suriye meselesi, neden uluslararası bilek güreşine dönüşüyor? Son olaylar, ne diyor? Bakalım: Rusya, Ukrayna’ya saldırdı. Bir parçayla birlikte Kırım? Şimdi Suriye’de asgari liman ve üslerle genişliyor. Kabına sığmıyor? Amerika, darbe ile Mısır’a, silah ticaretiyle de Mısır’la beraber, Mısır’ın dostlarını da çember içine aldı. İş bitti mi? İş başlamaya görsün biter mi? Yani kabına sığmamak bir başlarsa, bu tek insan, dünyaya sığmaz. Ülkesine sığmayan devlet başkanları için imkan bitmiş değil. Avrupa Birliği gibi, birkaç devlet bir araya gelir, birliğini kurar. Çağrısını yapar, gelen varsa sınırlar genişler.

Globalleşen dünyada, eskinin uzak ülkeleri de komşu oldu. Komşu, komşuya muhtaç. BM’nin imtiyazlı beşlerinin her biri, ayrı tarafa çekerek, “Benimle olacak, gerekiyorsa, en yakın komşuna düşmanlık yapacaksın” durumuna zorluyor. Bu tehdit, dünyanın büyük kısmı adalete, huzura, refaha, güvene muhtaç hale getiriyor. Şüphesiz en ağır tehdit, ifadeye ihtiyaç duymadan, tehdidin ağırlığını muhatabına yaşatıp, gereğini yaptıran tehdittir. Çıkarından başka bir değer tanımayan güç odakları, kendi çıkarına hizmet istiyor ve önemli ölçüde de başarıyorlar. Başbakan Bülent Ecevit’in, Milletvekili Merve Kavakçı’yı TBMM’nden atmak için çığlığı ve CHP milletvekillerinin ayağa kalkarak tempo tutup bağırmaları kanun ve usul gereği olsa bağırmaya da; ayağa kalkıp tempo tutmaya da, elbette gerek yoktu? Bağırıp çağırmakla, “Milletvekili azletmek” kendi buluşları da olamazdı? Ne olabilirdi? Fransa masonları toplanıp, Türk masonlarına, “Başörtüsüne geçit vermeyin” demişti. Batı’nın İslam düşmanlığına uyum mu idi? 

İnsanlık vicdanın yaşamaya değer bulduğu dünya, iman, ahlak, adaletle, merhameti, saygıyı, sevgiyi, barışı hakim kılacak bir dünyadır. Bu, barıştır. Ulaşım ve iletişimle doğan yeni dünya şartları da barışı, hukuku ve ahlakı zaruri kılmaktadır. Bugünkü dünya devletleri arasındaki hukuksuzluk, vahşet ve güvensizliği, globalleşen dünyaya taşınmamalıdır. Hayat, boşluk kabul etmez. Genelleşen hukuk ve güven beklentisi, tek başına kalsa da cevabını doğuracak güçlü bir beklentidir.

Devletler arası münasebetlerde, diplomatik ikaz sınırlarını aşan söz ve eylemler, siyasi depremlere yol açan fay kırıklarına benzetilebilir. Fazla tahribat yapmayan bir deprem, büyük kırılmanın habercisi olabileceği gibi, büyük kırılmayı doğuracak gaz birikimini tahliye suretiyle, en azından tehlikeyi geriye atma görevi de görebilir. 

Devletlerin, sözlü, askeri, ekonomik, sosyal ve siyasi her çeşit ihtilafları, büyütmeden ciddiye alarak, küçükken halletmekte yarar vardır. Devletler arası meseleler de, bazı parti başkanları gibi, gündemde yer almak veya iç politikada kullanarak oy kapmak içinse bunun da gerektirdiği payı alması gerekir. Çok görünür olmayan bu tür fay kırıklarının boyu, derecesi ve varacağı hesap edilen nokta, iyi bir devlet istihbaratı ve bu istihbaratı değerlendirecek siyasi kadronun ehliyetiyle ortaya çıkar. Fetret dönemleri hariç, diplomasi, devlet adamlarımızın sanatıdır. 

Ulaşım ve iletişim imkansızlıklarıyla sınırlı olarak eski dönemlerde, güçlü ve adil devletler, güçlerinin ulaştığı sınırlar içinde güveni ve barışı sağlamışlardır. 1.Dünya Savaşına kadar, 3-4 Asır, bu devletlerin en önemli sonuncusu, Osmanlı İmparatorluğu idi. 

Birinci Dünya Savaşı ile bu gücü, imtiyazlı beşler adına İngiltere’nin temsil ettiği Batı Grubu devraldı. Kendiemrinde, demokratik görüntülü BM teşkilatı kuruldu. Ama önemli olan Güvenlik Komisyonuna veto hakkı olan 5 değişmez üye kondu. İkinci dünya savaşıyla, İngiltere’nin, etkinlik yüksekliği olan sandalyesine ABD geçti. Değişen bir şey olmadı. Beşlerin İsrail’in zulmüne karşı çıkmak yerine, teşvik eder duruma gelmesi dünya düzenini tamamen zulme kaydırdı. 

Batı topluluğunun ana eksenindeki devletlerinin yönetim sıkıntıları, Rusya’nın, sandalye yüksekliği farkına dikkat etmeden sınırlarını genişletme atağına yol açtı. Ama savaş ve özellikle milletlerarası savaşlar, planlandığı gibi gitmeyebilir. “Evdeki hesap, çarşıya uymaz.” 

Üçüncü Dünya Savaşını gösteren fay kırığı, ahlak, adalet, sevgi ve barışı giderek daha fazla kaybettiren devlet güçlerinin çıkarcılığı ve zulmü gözler önündedir. Birinci dünya savaşı gibi, İkinci dünya savaşı da zulme hizmet etmiştir. İnsanlığın, haya, edep, sevgi, saygı gibi ölümsüz ahlaki değerlerini ve bu değerlerle kazandığı yüceliğin kaybı neticesinde insan, köpeğini, insanlardan fazla sever; ailesine, anne babasına yapmadığı hizmeti, köpeğine yapmaktan gurur duyar hale gelmiş ve tedavisi zor bir yanlışa düşmüştür. Annesine bir bardak su verirken zorlanıyor; köpeğini arap sabunuyla yıkama becerisiyle övünüyor.

Mazlum topraklarında cereyan eden savaşların ateşi, beşleri, karşılıklı olarak ateşin içine çekmedikçe, 3. Dünya Savaşının fay hattı kırılmaz. Fakat, ülkeleri yangına atanların, neticede kendilerini de yangın içinde bulduklarını tarih defalarca göstermiştir.

İsrail’e kayıtsız şartsız destek veremediği takdirde, Amerika’nın mevcut siyasi yapısı, medyası, sosyal, ekonomik, bürokrasisi; Masonluk gibi uluslararası resmi ve gayri resmi yapılanmalarında ciddi depremler olacaktır. 

ABD için ikinci zorluk da fevkalade önemlidir. Üç çeyrek Asırdır, “Dünya lideri tahtında” oturan Amerika, aksiyon düşüklüğü nedeniyle tahtından inmeyi kabullenmesinin maddi ve manevi önemli kayıplar doğuracağında hiç şüphe yoktur. Her siyasi güç, gerektiği yerde var olmak ve varlığını göstermekle sorumludur. Gerektiği yerde bulunmayan siyasi güç yok duruma düşer. BM’nin, veto yetkisi kullanan en üst siyasi yetkili beşleri, BM’in uygulanamayan bütün kararlarından sorumludurlar. Suriye’de zehirli gaz kullanılmasından olduğu gibi, İsrail’in Filistin topraklarını işgal edip yerleşmesinden de sorumludur.  

3. Dünya Savaş kapıya geldi ama, riskleriyle beraber hiç kimse için cazip tarafı yok. Bilek güreşleri, mazlum milletler topraklarında yapılıyor. Bilek güreşi yapanlar, o fakir fukaraya masraflarını ödetiyorlar. Sömürgeciler, Ortadoğu ve Afrika’yı uğrak yeri yaptılar. Ambargolarla yapılan ekonomik savaş kolay, kârlı ve kontrolü mümkün. Suriye’deki bu gerginlik de ambargoya dönüşerek noktalanacak görünüyor

“Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler.”

Hamd Allah’a

 

YORUM YAZ