--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Referandum bitti, bu süreçte ne ibretler doğdu?

Hasan Aksay
Hasan Aksay

Geriye önemli ve net bir millet kararı kaldı. Bir de, “Bu süreci nasıl tamamladık?” diye fert fert, milletçe düşüneceğimiz, dikkat etmemiz gereken hususları, görevimizi daha ileri bir noktaya taşıyabilmemiz; edep ve irfanla, Hakkın rızasını gözeterek daha mükemmel bir şekilde yerine getirebilmemiz için bu süreçten ne ibretler çıkarabilir ve bu ibretleri güzel amel haline getirip hayatı güzelleştirebiliriz? 

Bu süreçte yaşadığımız, seslendirilmesi gereken ibretler olduğu gibi, farklı yorumlara müsait olaylar da vardır. Artık teknolojik imkanlar, açılan sandıkların gösterdiği imkan üzerinden neticeyi değerlendirme fırsatı veriyor yazara. Ama süreçte yaşananların önemli bir kısmı neticenin gölgesinde kayboluyor ve ibretiyle beraber kaçan fırsat haline geliyor. Sıcağı sıcağına, bu süreç üzerinde düşünüp değerlendirerek bu sürecin kazanımlarını kaybetmemekte yarar vardır. 

“Evet” tarafı olduğum için önce bu tarafın vazifesini yapıp yapmadığına bakıyorum. 7’den 70’e görevini yaptı diyorum.Bu süreçte, heyecan ve gayret sahibi bazı kardeşlerimiz, gönüllerin uzandığı ütopik bir hedefe göre eleştiri olduysa, haksız olur. Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın, şimdiye kadar bu makamlardaki kimselerde görülmeyen bir gayretle sorumluluklarını zirveye taşımaları ve bunların sözlerinin nakledilmesi bazı değerlendirmeleri bu farka zorladı.

Gölgede kalan teşkilatın, gayreti az zannedildi. Yakından bakınca, bu zannın, yanlış olduğu görülüyor. Haksızlık olur. Delilleri ortadadır. Bütün toplantılar dolmuş, taşmıştır. Türkiye’nin her yerinde, sadece 81 ilde değil, bucak ve köylerde bile toplantılar yapılmıştır. Yalnız Ak Parti değil, MHP de görkemli toplantılar yapmıştır. STK’lar, şahıslar, kendiliklerinden toplantılar yapmışlardır. “İmzan kafi” diye yapılan açıklama toplantılarına, miting gibi arkadaşlar katılmıştır. Cumhurbaşkanı ve Başbakanın yaptıkları o görülmemiş büyüklükteki mitinglerin gölgesinde küçük bir toplantı yapılamaz ama coşku bunu dahi gerçekleştirmiştir.

Öylesine dinamik bir süreç yürütülmüştür ki, “Hayır” tarafının bütün kanatlarında, AB’de dahi adeta deprem doğurmuştur. Öfke ve şaşkınlık hakim olmuştur. “Denize düşen yılana sarılır” denir, bu derece normal bir sistem değişikliği, Türkiye’ye dost, tarafsız ve Türkiye’nin yerini dahi bilmeyen fakat, “Milletlerin özgürce hareket edebilmeleri dünya barışına hizmet eder” diye düşünen herkesin memnun olacağının beklendiği bir gelişme hamlesine karşı, dost devletler dahi gördük ki, “Teröristlere sarılıp” Türkiye’nin koalisyonlar çıkmazından kurtulamaması için hukuk, nizam tanımadan düşman tavır takındılar.

Gerek Almanya, Hollanda gibi bazı dost(!) devletlerde, gerek Ak Parti’nin, referandum mitinglerine, milletin gösterdiği teveccühü bir deprem gibi algılayan Kılıçdaroğlu ve Konya milletvekili Bozkurt gibi içeriden de bazı CHP’liler, ucube tepkiler ortaya koymuşlar, TBMM kürsüsünü sökmeye varan kaba kuvvet denemeleri yapmışlardır. Bu referandum, adeta senelerdir beslenen İslamofobi hastalığını, ilk olarak Almanya ve Hollanda’dan başlayarak, bir şok rolü oynayıp adeta patlatmış ve düşmanlığa döndürür tavırlara sokmuştur. Batıda,İslamofobi olan bu hastalık, Türkiye’nin hızlı kalkınmasını dert ediniyor. Darbeye giden koalisyonlar necburiyetinin yok olmasıyla, darbelerin dış kanadının da etkinliğini kaybedeceğinden endişeleniyor!

Burada nokta koyup, yoktan icad edilen bu düşmanlığın, bize ne dediğine bakmak gerekiyor. Merhum Üstad Necip Fazıl, “Ey düşmanım sen benim, ifademsin, hızımsın; // Gündüz geceye muhtaç, sen de bana lazımsın” diyordu.

Dünyadaki herkesi fıtratta eş; iyilikte kardeş bilen Müslüman, hiç kimse hakkında kötülük düşünmediği halde, ABD’den, AB’ye; Çin’e kadar, birçok ülkede, elbette hepsinin değil ama birçok kimsenin bu derece yanlış, bu derece ters fikirlere saplanıyor, tanısın, tanımasın, resmi kayıtlarında dost, hatta stratejik ortak dediği Müslümana düşmanlık ediyorsa, bunun öncelikli sorumlusu elbette kendisidir. Önemli olan ise bizim sorumluluğumuz yok mu sorusundadır?

Bu yanlışın esası Hakk ve Batıl ayrımı ve düşüncenin paradigma zıtlığıdır. Müslüman, Hakk ve hukuktan, ahlak ve edebe kadar ölümsüz, Hz. Adem’den beri tüm insanlığın değişmez değerleriyle düşünüyor. Ateist, bu ölümlü dünya çıkarını düşünerek yönleniyor.

Her cepheden gözüken açık yanlışımız: Onlar, ahlaksızlığı, felaketi, kendi çıkarlarını cazipleştiriyor? Biz, iyiliği, ahlakı, dostluğu, güveni cazipleştirmekte zayıf kalıyoruz? Oysa insanlık İslam’ı arıyor. İki olay:

ANATOLİA Prodüksiyonun, Müslüman olan insanların kendi ağızlarından hayat hikayelerini anlatan dizileri var. Ukrayna’nın Başkenti Kiev Üniversitesinde öğrenci bir kız anlatıyor: “Ben Müslüman olalı daha iki sene olmadı. Bu yarım bilgilerimle, annemi, babamı, kardeşlerimi Müslüman yaptım. Demek Müslümanlar, bilgilendirme vazifesini yapsalar, insanlık bekliyor. Sorumlusunuz” diyor? Haksız diyebilir miyiz?  

 Unutamadığım, 9-10 senelik eski bir gazete haberi. Brezilyalı bir avukat, “Hıristiyanlık artık beni tatmin etmiyordu. Yıllarca gerçek dini aradım. Bunun için dağlarda ilkel kabilelerin inançlarını yakından tanımak için gittim. Ancak İslam’ı araştırmamıştım. Çünkü üniversitedeki en yakın iki arkadaşım Müslümandı ve onlar da aynen bizim gibi yaşıyorlardı. Yıllar sonra bir davanın avukatı olarak Şam’a geldim de elhamdülillah gerçek Müslümanlıkla tanışıp, Müslüman oldum” diyordu. Elbette sorumluyuz. 

İnsanlığın aradığı, otoban girişini işgal edip, “Burada yol yok” levhası asmış durumda olup olmadığımızı sorgulamak zorundayız!

 

Hasan Aksay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle