--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Particiliğin, hizipçilik olma tehlikesi

Hasan Aksay
Hasan Aksay

Demokratik sistemin esası olan partiden gaye; ülke kalkınması ve millet hizmeti için farklı fikir ve gruplar arasında yarış açarak, hizmeti takdir hakkını, hakemliğini, halka devretmektir. Milletin, hizmete mi, felakete mi layık olduğuna bizzat kendi oylarıyla talip olması demektir. Şimdilerde Mısır örneğinde gördüğümüz gerçek şu ki, Müslüman milletin önüne adaletle bir sandık konursa, daha ilk turda Mursi’yi seçiyor. Hizmetler görülmeye ve dünya Mısır’ın adaletli sesini duymaya başlıyor. Bir yıl içinde Mursi, kaç defa meydanlara çıkıp millete hesap verdi, yaptıklarını anlattı.

Siyasi hizmetlerin merkez sarayı ve kadrosu olan partileri, hizipçiliğin, grup çıkarcılığının merkezi haline getirmek, sistemi ters çevirmektir. Siyaseti, tank tamirini İsrail’e havale etmeyi, ihtiyacı gidermek, “günü kurtarmak” gibi gösterip, gerçekte, “istikbali karartmak” hiç değildir. Siyaset, günü olduğu gibi, geleceği, asırları da içine alan bir ufukla, imkanları zorlayarak yürütülen hizmet aşkıdır.

Siyaset, tek başına hizmet aşkı ile yürütülemez. Mutlaka bir kadro ve arkasında bir millet gerektirir. Diğer taraftan, lider doğuramamış bir millet ve kadroyla da siyaset olmaz. Siyasetin olmaması demek, millet gücünün, kalkınmasının, gerçek boyutlarıyla harekete geçmemesi demektir. Arı beyi yoksa arı kovanı olmaz. İki arı beyinin bir kovanda olmaması gibi, iki başlı liderlik de olmaz. Güçlü bir veziri azamı olmayan lider de gücünün tamamını iş ve eser haline getirmek imkanını sınırlamak zorunda kalmıştır. Tarih bu konularda çok örnekler vermiştir. Osmanlı’da veziri azamın yeterli veya yetersiz olmasının icraattaki başarıya nasıl yansıdığı çok açık görülmüştür. Ancak hiçbir veziri azamın tek adam olmadığı da açıktır. Hatta savaşa bizzat katılan padişahların, yani bütün işi takip eden tek adamların başarıları daima ayrı bir güç ve imkan ortaya koymuştur. Ticarette de, ikinci adamsız gelişen büyük bir şirket yoktur ama, işlerine hakim olmayan bir birinci adamsız da hiçbir şey olmaz. Şirket, miras olarak kalsa da yeni sahibi yetersizse, büyümek şöyle dursun mutlaka küçülecektir. 

Bu zorluklar, kabile yönetiminden, monarşi, oligarşi ve demokrasiye kadar her siyasi sistemde, değişik farklılıklarla yaşanmış ve yaşanmaktadır. Demokrasilerde; fitne ve iftira dizginlerinin oldukça gevşek tutulduğu, özellikle ülkenin ve milletin zor durumuna rağmen, bazı muhalefet grupları kazanma ümitlerini kaybedip kazanmalarının yegane imkanını, ülke istikrarını kaybettirmede aramaya başladıkları zaman, demokrasi sistem olarak, yani kökten, tehlike alarmı veriyor demektir. Beşşar Esad, milletine karşı direnebilmek için, Suriye üzerinde emelleri olan Rusya ve İran ile anlaşarak, halkına karşı soykırıma girişti. Mısır’ın Sisi’si, milletten kendi için hiçbir ümidi olmadığı için, İsrail ve Batı’ya her darbecinin olduğu gibi büyük vaatlerde bulunarak ve Mısır’daki Müslümanlara, 15 asırdan beri ilk defa bir Hıristiyanı Cumhurbaşkanı yaparak, milletine düşmanlık yapma yetkisini kazandı.

Altını anlamak için mihenk taşı yeter. Felaketin işaretleri, çöplük kokusu gibi uzaktan hissedilir. Etrafı düşmanlıklarla kuşatılmış, terörün sınır aşmaya çalıştığı ülkelerde bu işaretler, adeta zil çalmaktadır.Siyasi sorumluluktan uzak kimse, “Batsın bu dünya” dememeli ama diyebilir. Devlet adamlığına talip kimse, hele parti, “Batsın bu ülke” diyen bir eylemde bulunuyorsa, tehlike kapıdadır. Özellikle ülke siyasi yangınlarla kuşatılmış, sözde dost devletler gerçekte terör örgütü destekçisi ise, seçimde hiç ümidi olmayan bazı partiler, milletin oylarını parçalayıp tozlaştırmak için yollara düşmüş iseler; bazı çıkarcılar da kendi partilerini bırakıp terör örgütüne çalışıyorsa, bütün işaretler, hız limitinin kaldırıldığı bu otobanın köprüsünün dinamitlendiğini haber veriyor. Haziran seçimleri, kaosu fiilen dillendirdi. İstikrarı kaybetmenin, 13 yıldır kesintisiz kalkınma nimetine nankörlüğün, faturasına dikkat çekti. Kendi bindiği dalı kesen hizipçiliği teşhis etti. Kasım seçimleri, millet olma şuuruyla, siyaseti hizipçilerin elinden  kurtarma ve tekrar Devlete sahip çıkmak imkanını taşıyor. Seçimlerin; iyilik yapma gücümüzü artırmasını, milletimiz, ümmetimiz ve bütün insanlık için hayırlı neticeler doğurmasını Allah’tan niyaz ediyorum.    

Hasan Aksay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle