• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hasan Aksay
Hasan Aksay
TÜM YAZILARI
22 Temmuz 2019

Mehmed Şevket Eygi

Rahmetli Mehmed Şevket Eygi ile tanışma ve dostluğumuz, fakülte yıllarından başladı. İkimiz de 1933 doğumluyuz. Yalnız ben A.Ü. İlahiyat Fakültesinden fakültenin 3. dönem mezunu olarak 1955’te; Şevket Bey, A.Ü. Siyasi Bilgiler Fakültesi Dış İlişkiler Bölümünden 1956’da mezun oldu. Elbette sene kaybı olacak kimse değildi. O, ilkokuldan itibaren Galatasaray Lisesinde Fransızca hazırlık okuduğu için, ben, fakülte ikinci sınıfa geçtiğimde; o, yeni kaydoldu. O zaman devlet fakülte mezunu arardı. Çünkü Ankara Üniversitesinin açılışı 1946 idi. Ortaokulu bitirdiğim zaman koca Maraş’ta bir tek lise yoktu. Ankara Gazi Lisesinde okudum. Şevket Bey, Hariciye’de de, Dahiliye’de de görev almadı.

Şevket Bey, asıl ilgi alanında kaldı denebilir. Siyasiler için, “Vitrin balıkları gibi herkesin önünde” denir. Siyasi değil ama samimi, açık, gizlisi saklısı olmayan bütün hayatıyla tanınan bir kimse. Bilinmeyen bir tarafı yok. Okuduğu okullar Batıcı. İlgi alanı ve hayatı baştan sona İslam’ı yaşamak ve mümkün olduğu kadar güçlü vasıtalarla anlatarak, milletine ve insanlığa yardımcı olmak. Estetik merakı ciddi. Önemli gördüğü, önem verdiği özellikleri var. Bilgisayar dönemine aldırmaz. “Dolma kalem taşımalı” der. Özel bir muhabbetle baktığı kedisi için vasiyet yazar. 

Üniversite yıllarımız, millet oyuyla, ilk iktidar. Halkın arzusu, Menderes’te yankı buluyordu. Bu büyük bir değişimdi. Gençlik de hareketlendi. Birçok arkadaş toplantıdan toplantıya koşuyorduk. Talebe cemiyetlerinde ciddi bir canlılık vardı. A.Ü. Talebe Birliği Kültür Kolu Başkanı idim. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi salonunda birkaç konferans tertipledik. Hepsinde salon doldu taştı. Mareşal Fevzi Çakmak günü, halk caddelere taştı. Şevket Bey, aksiyon adamı olmasına rağmen hiçbir cemiyet ve siyasi harekette olmadı. Galatasaray ve o zamanki SBF iklimi, fikrinin sosyal aksiyonuna müsait değildi. Aksiyonlarını sabırla adeta biriktirdi. Ama yine de, tek başına yapacak yol aradı. Buldu. Sosyal aksiyon için, gazete önemli imkândı. Ama asgari sermaye arkadaşı olmalıydı. Şevket Bey, azmi başardı. 

Şevket Beyle tanışmamız: A.Ü. İlahiyat 1949’da açıldı. A.Ü. Siyasal Bilgiler ile aynı alanda, “Kapı bir komşu” gibiyiz. Fakat “Bu mekân birliği bizi bir araya getirmedi”. Fikir birliğimiz tanıştırdı. Oysa o zaman İlahiyatta Cemiyet Başkanı; A.Ü. Talebe Birliğinde Kültür Kolu Başkanı; İstanbul’daki Milli Türk Talebe Federasyonu yönetim kurulundaydım. Demek istediğim, her fakültede arkadaşım vardı. Başka türlü seçilmek mümkün değildi. Fakülte hayatıyla başlayıp kesintisiz 70 yıldır devam eden 7 arkadaş kaldı: Prof. Necati Öner; (Hem hocamız, hem arkadaşımız) Hulusi Özkul; Hasan Fehmi Boztepe; Prof. İsmail Cerrahoğlu; Prof. Mehmed Hatiboğlu, Hüseyin Bayram. Seyfettin Akdoğan. Sonuncusu Eygi kardeşim olmak üzere diğerleriyle daha güzel bir dünyada buluşmak üzere uğurladık.

Malatya hadisesi olmuş. Necip Fazıl Kısakürek; Osman Yüksel Serdengeçti de tevkif edilerek Malatya’ya götürülmüşlerdi. Bir süre Malatya hapishanesinde kaldılar. (4-5 ay) Sonra Ankara Cezaevine getirildiler. Ankara’ya gelenler arasında, sonraları saatçi Musa Çağıl, Kızılay’daki küçük saatçi dükkânı, gençler ve birçok kimse için özlenen bir sohbet yeri oldu. Malcom X gibi.

Hapishanenin görüşme günlerinde her hafta gidiyordum. Şevket Beyle görüşmede buluştuk. 70 yılda bu dünyadaki bitti. İslam nimetiyle bu dünyada tanıdığımız, tanımadığımız; İslam kardeşliği ile bir ve bütün olduğumuz ve Hz Adem’den beri bütün peygamberlerin hakkı hak; batılı, batıl bilen tevhit akidesine sahip kardeşlerimizle de buluşacağız. .

Hapishanede üstat arada bir çağrımıza gelir. Gelmediği zaman, Serdengeçti, selamını getirirdi. Hapishane sonrası Osman Yüksel Bey, dergi ve kitap satışı için Denizciler Caddesinde dükkân açtı. Kitap dolaplarıyla bir kısmını böldü. Orası da evi olmuştu. Şevket bey de müdavimlerindendi. Serdengeçti’nin ağabeyi Selami Bey, Yargıtay’da tetkik hakimiydi. Arada bir uğrardı. Bir gün bana, “Devamını aksatmaman şartıyla, her hafta bir saat sana tasavvuf dersi vereyim” dedi. Bu dersler, her ay İstanbul’daki federasyon toplantılarına kadar devam etti. Denizciler Caddesi; daha sonra, ön avlusu, gelen öğrenci ve misafirleri için çok daha müsait dükkâna geçti. Çıkmaz bir sokaktı. Ama zaten arayan bulurdu.

Cumartesi günleri genelde üniversiteliler günüydü. İkindi akşam arası, zeytin, helva, Akseki’den gelme pekmez ve Anadolu’dan gelen halkın getirdiği şeylerden öğrencilere bir sofra mutlaka kurulurdu. Rahmetli Eygi, kalabalık çok müsait veya kendinin dersi işi varsa, Osman ağabeyi bir kızdırırdı. “Ağabey bu davet hiç bitmiyor. Bu kadar şeyi nasıl cer ediyorsun. Bu ceroloji ilminden bize de öğret” der. Osman Ağabey kovalar, giderdi.       

Allah, insanı ekmeli mahlûk ve eşrefi mahluk olarak yaratmıştır. Eygi bey kardeşimiz, bu fıtrata ters, yoğun bir telkine maruz kaldığı okulların, tam tersi bir hayatın mücadelesini verdi. Mücadelesini verdiği hayatı yaşadı. Kaymakamlık ve elçilik istemek yerine, Diyanet’te çalıştı.

Dergi çıkardı. Gazete çıkardı. Yayınevi kurdu. Osman Yüksel ağabey gibi, sadece insanlar için faydalı kitaplar için, “Kitapçı dükkânı” açtı. Uzaktan bakan insan için bu dört iş, aynı hizmet grubudur. Doğrudur. Büyük bir şirket olursun. Bunları bir çatı altında toplarsın. Ama aynı şahıs bu işin dördünü birden yapamaz. Her birine ayrı bir yönetici ve ihtisas gerekir. Dergi muayyen bir konuda, derinlikli olarak özel gruplara hitap eder. Edebiyat; ekonomi gibi. Okuyucusu, pazarlaması farklıdır. Aylık, en az haftalıktır. Gazete ve kitap yayıncılığı, her yönüyle farklı meslekler olmanın ötesinde farklı sanatlardır. 

Merhum Mehmed Şevket Eygi, her türlü yayının yazarı, basanı ve tek başına satanı olarak, yaptığı işi iyi yapmak gayretiyle başarılı olmuştur. Bu işlerin yanında aksiyondan da geri durmamıştır. “Sabah namazında, camide buluşalım” demiş ve gerçekleştirerek önemli bir aksiyon meydana getirmiştir. Nur içinde yatsın. Mekânı Cennet olsun. Müslüman için ölüm yok. Allah’ın rahmetiyle daha güzel bir hayata diriliş vardır. Sultan Süleyman’ın Torunu, Padişah 3. Murat Han güzel söyler: “Bu dünya fanidir sakın aldanma! // Mağrur olup, “Tac-u-tahta dayanma! // Yedi iklim benim deyu güvenme! // Uyan! Ey gözlerim, gafletten uyan! // Uyan! Uykusu çok güzlerim uyan!”

Hamd Allah’a!

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23