Mazhar Gürgen Bayatlı(1)
“Büyük başın ağrısı da büyük olur.”
Çok şey verilenden, çok şey istenir. Allah, insanoğluna, çok şey vermiş. Akıl, iman, ahlak gibi değerlerle donatmış ve bütün mahlukata üstün kılmıştır. Üstünlüğünü bilmek, iyiyle kötüyü, Hakk’la batılı ayırmak; iyiliğe sahip, kötülüğe karşı çıkmak, bu idrakin, nimetin şükrünü eda etmek mecburiyetindedir. Şükrünü eda etmediğin nimet, gide gide ya fiilen veya gafletle kaybedilip yok hükmüne gelir.
Akıl nimeti, hiç şüphesiz, Yaratan’ın hidayeti, yani Hz. Adem’den Hz. Muhammed (s.a.s.)’e kadar devam eden “Ebedi Risalet” zinciriyle gelen ebedi hakikatlere iman ve amelle, insanı zirveye taşıyan mekarimi ahlak, edep, ihsan ve irfan gibi değerlerle kemale erer, cennete liyakat kazandırır.
İyilik, nimet gördüğü halde, “Bunlar benim eserim” zannedip, teşekkür ve şükür yerine gururunu besleyen kimse, nimete ve iyiliğe karşı körleşir. İyiliğe körlüğe, nankörlük denir. Nankörlüğe düşen insanın, insani değerlerden, yüceliklerden nasibi kesilmiştir. Giderek çıkarından başka bir değer göremez hale gelir, iyiyle kötüyü, Hakk ile batılı ayırma nimetini dahi kaybeder. Bütün nimetlerin sahibi olan Yaratan’ını, Allah’ını kaybedenin ufkunda artık sadece, maskelenerek uğrunda her fedakarlığı yapacağı fani zevkleri ve mezar karanlığı vardır. İrfan dilinde bunun adına, “Belhümadal= Hayvandan aşağılık” denir.
Üstad Necip Fazıl, “Ey düşmanım sen benim, ifademsin, hızımsın. // Gündüz geceye muhtaç, sen de bana lazımsın” diyor ya, Merhum Mazhar kardeşimiz için sadece “İyiydi” deyip geçmek çok eksik kalacaktı. Onu ifade edebilmek için onun, gayret ve fedakarlıklarla uzaklaştığı, adeta onun ifadesi haline gelen zıtlarına, düşmalarına, gecelerine de bakarak başlamak ihtiyacını duyduk.
Mazhar Gürgen Bayatlı kardeşimiz, tam ve kamil bir Müslümandı. İnandı ve inandığı gibi yaşamayı başardı. İyiliği-kötülüğü, Hakkı-batılı hakkıyla bildi. İyilik yolunda her fedakarlığa katlandı. Teşekkür alacağı son derece çok oldu. Gururlanacak işler yaptı ama hiç gururlanmadı. Son derece başarılı bir hayat yaşadı ama tevazu zengini olarak takındığı tacı, başı üzerinden hiç yere düşürmedi.
Yaptığı iyiliği görmez, unutur. Kendine yapılan iyiliği unutmazdı. Güzel düşündü, güzel yaşadı. Üslubu, tavırları da zarif ve güzeldi. Sevgi ve saygıyla anıldı. Bir tebessümün, güler yüzün de insani bir değer olduğunu, muhataba saygı olduğunu bilir, yüzünden eksik etmezdi. Mezarı nur, mekanı cennet olsun.
Milli Nizam Partisi’ni kurduktan sonra onu Niğde’nin Bor kazası MNP İlçe Başkanı olarak tanıdık. Sonra isimli-isimsiz birçok görevde bulundu. Unvansız ifa ettiği görev ve sorumluluklar, isimli bulunduklarından hem daha çok, hem de ağır hizmetler oldu. Mesela: Milli Gazete yönetiminde isim almadı ama, her eksiğini halletmek için canla başla koştu. Hepsini, Allah rızası için yaptı. Son derece başarıyla tamamladı.
İslamofobiciler, onun, Allah ve millet için fedakarlıklarının farkına varmış olmalılar ki, 12 Eylül 1980 Kenan Evren darbesini fırsat olarak kullanıp, ona çok işkence yaptılar. Allah ecrini ziyade kılıp şehitleriyle halketsin.
Milli Nizam Partisi’nde teşkilatının ön saflarında gayretle çalışan rahmetli Mazhar Gürgen Bayatlı; Eskişehir Kurucu İl Başkanımız Hasan Özkeçeci, Eskişehir Kurucu İl Bşk. Yar. Mehmet Sarıcaoğlu, muhitlerinde iyi ticari işleri olan, sevilen sayılan kimselerdi. Bütün bunlara rağmen MNP’nin kapatılması, bu üç kişiye öyle bir şok yaptı ki, işlerini tasfiye edip, halkın sevgi halesi içinde bulundukları bu diyarlardan İstanbul’a naklettiler. Elhamdülillah İstanbul’da da başarılı oldular. Haktan yana gayretlerini artırarak, sevgi-saygı yumaklarını büyüterek devam ettirdiler. Üçü de İstanbul’da vefat ettiler. Mezarları nur, mekanları cennet olsun... inşaallah.
Parti eğer bölüm demekse, Milli Nizam Partisi, kesinlikle bölüm, parça, bölük değildi. Bütündü. Sanki tüm ümmetti. Farklı bir şeydi. Dünyanın dört bucağından Kabe’de toplanan Müslümanlar gibi bir güven, samimiyet, kardeşlik, fedakarlık yaşanan bir yer, bir çatı, bir iklim gibiydi.
(YARIN DEVAM EDECEK)






