Mal fakirliği; derin ruhi fakirlik, Kanada örneği
Beden fakirliği dediğim, dünya hali. Basit ihtiyaçlar. Bugün yoktur, yarın olur. Bugün vardır, yarın olmaz. Aslında basit değersiz bir yokluktur. Geçici dünya hayatının da geçicisi bir yokluk. Ekmeli mahluk, eşrefi mahluk olan yüce insan fıtratı için değeri ne ki? Fakat, acısı, cürmünden, gerçek değerinden fazla olmalı ki, atalarımız, “Allah, insanı gördüğü günden geri bırakmasın” demişlerdir. Ama yokluğun maddi acısında bir değişiklik yoktur. Hatta tecrübeler dayanıklığı daha da artırmış olması gerekir. Gördüğü günden geri kalmanın asıl acısı, varlıklı günlerinde insan zannettiğin bazı kimselerin, sana karşı tavrının sadece kendi çıkarına bakış tarzı olduğunu görmektir akımından insan olmadıklarını görmektir. Aslında dost olacak gerçek insani yüceliği görmek fırsatı doğurmaktadır. Oysa, inişlerde öyle değerli insanlar görürsün ki, varlıklarını düşünmek, huzur iklimi için yeterlidir. Bukalemun tipleri hiç görmemek, yakın da olmamak gerekir..
İnsan üç gün çalışma imkanı bulsa, dünya fakirliği biter. “Derin fakirlik”, en yüce, en üstün değerler, inanç ve ahlak üzere yaratılmış olan insanın, kendi yüceliğinden ahlak ve erdemlerinden habersiz, fani dünyanın, daha da geçici üç günlük çıkarları peşinde yok olup gitmesidir. Oysa İslam, “İnsan bütün mahlukatın en üstünü ve en mükemmeli; ‘Eşref-i mahluk ve ekrem-i mahluktur” diyor.
İnsan, kendi değerini bilmez yanlış yapar, kendini imandan, edepten insanlıktan uzaklaştırırsa, altını çöplüğe atmış olmayacak mı? Hata, hızlı ürer. Yeni ve dönülmesi zor hatalar doğururlar. Onun özellikle doğurgan ilk hatayı, yapmamak insanı yüceliğin sağlıkla devamının temel şartıdır. O halde ilk iş insanın, kendi yüceliğini, maymundan farkını bilmeli ki ona sahip çıkabilsin. İnsanın bu yüceliğini koruyan zırh, iman ve ahlaktır.
İslam’dan gafil olduğu zaman hapishane hayatı yaşayan, İslam’la tefekkürünü açıp toplumlara ışık olan Malcom X, “Uğrunda hayatını verebileceği, hayattan üstün bir değeri olmayan kimsenin değeri de yoktur” der.
Mehmet Akif, “İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür.// İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür” diyor. Çünkü, insanın kendi kendisini tanımasına akıl, bilim tek başına yetmiyor. Gönül, sezgi, Bergson’un intisizyon dediği bütünü kavrama, akıl gibi parçalayarak değil, doğrudan neticeyi kavrayan vicdan da gerekiyor. Her mahluktan yüce fıtrat ve sorumluluklar sahibi insanın kendini tanıyabılması için bu da yetmiyor. Hz. Adem’den beri peygamberlere gelen, “Ebedi Risalet” hadiseninin insanlık tarihinin insana yakışan tek ve ana gövdesini teşkil etmesi de açık ve net olarak gösteriyor ki İslam’sız insanın kendini tanıması mümkün değildir.
Yunus’umuz onun için asırlar gerisinden sesleniyor: “İlim, ilim bilmektir. // İlim, kendin bilmektir. // Sen kendini bilmezsin. // Bu nice okumaktır.”
İnsan, imanıyla, hayattan üstün, ölümsüz ahlaki değerleriyle insandır. Yalnız kanun, insani yüceliği yansıtmaya ve yüce bir toplum meydana getirmeye yetmez.
Onun için Osmanlı’da kanun, denen şeyler, emir usul, esas ve yöntem açıklamalarından ibarettir. Nitekim, Padişah Kanuni, şeyhülislama, şiirle soruyor: “Karıncalar elma ağacına zarar veriyor. Kırsak mı? Niçin soruyor? Yani, “sen bizim anayasamızın baş alimisin, ana yasa ne diyor?”
İngiltere’de yazılı anayasa yok, kanunlar var. Osmanlı’da Anayasa var. Kanun yok. Kanunlar, kurumların yönetmeliği talimat ve temel ilkeler niteliğinde.Mesela, Mecelle: “Def-i mazarrat, celbi menfaattan yeğdir” diyor. Bu bir kanun hükmü değil. Hüküm vermek için bir düşünce mantığı geliştiriyor. Kanun anlamında bir hüküm yok. Kur’an-ı Kerim, fert, toplum ve tüm insanlık için anlatılınca, herkesin kolayca anladığı, avukata gerek kalmadan, gerçeğe ulaştıran, fert, toplum ve devlet hayatı için olduğu gibi insanın kendi yüceliğini tanıyıp, sorumluluklarını yerine getirmesi için ne lazımsa hepsini içeren kıyamete kadar geçerli insanlık rehberidir. Bütün ümmet 15 asırdır bu rehber için, “Şeriatın kestiği parmak acımaz” diyor ve gönülden uymaya gayret ediyor.
Bu yazıyı yazmaya şu acı haber vesile oldu: Kanada’da, 6 ay önce, ötenaziye izin veren bir kanun çıkıyor. 35 milyon nüfuslu bir ülkede, 744 kişi, tıbbi ölümle, öldürülmeleri için müracaat ediyor. Asıl yokluk, fakirlik burada. İnsan, kendi yüceliğini bilemiyor. Akıl ve sezgi, yol alıyor ama kapıdan imansız girilmiyor.
O halde Müslüman, fıtrat kardeşi insanlığın bu fakirliğine çare olmakla sorumludur. Güzel, temiz ve net bir örnek vermeye mecburuz. Aslında Müslüman, bu saadet hayatı yaşıyor. Fakat mozaik sevdamız, Pikasso resmi gibi netliği bozuyor. İntihara, teröre, vahşete, zehre doğru yol alan, bu feci ölümü kurtuluş zanneden kimse için, İslami, imani örnekliği her bakımdan netleştirmekle sorumluyuz. Biz elimizden geleni, en güzel üslupla, örnekle yapalım. Direnen, dirensin, yol açık...
Hamd Allah’a!






