Kalkınmayı engelleyerek halkın önünü kesmek
Özal direndi. Menderes’in başına getirdiklerini Turgut Özal merhumun başına da, mizanseni değiştirerek getirdiler.
Dünya hayatında, iyilikte de, kötülükte de derece almak için imtihan bitmez. Menderes rahmetliden sonra, aziz milletimiz direnmek için Adalet Partisini seçmişti. Adalet Partisi Genel Başkanı 1960 darbesinde emekli edilen Orgeneral Ragıp Gümüşpala idi. 1963 Kısmi Senato seçimlerine gelindi. Gümüşpala, Genel İdare Kurulundan beni de aldı. Bir ay kadar önce Karadeniz’den başlayarak beraber yola çıktık. Rize teşkilatı, benim seçimlere kadar Rize’de kalmamı istedi. Gümüşpala da, “Kal” dedi. Gayet sıhhatli idi. Ne oldu? Nasıl oldu? Hâlâ hayret ederim?
Gümüşpala’nın vefatından sonra AP Başkanı Sadettin Bilgiç oldu. Kongreye kadar yaklaşık iki sene o yürüttü. Yine milletin hizmet yolunda ümidi olduğumuz kanaatinde idik.
Bilgiç’in Genel İdare Kurulu listesinde idim. Bütün durum yüzde yüz, bizim listenin kazanacağını gösteriyordu. Son gece ne olduysa oldu. Oylama sabahı, yüzde yüz bize oy verecek bir il teşkilatı 3 kişi seçmiş, bana, “Size oy verirsek, dünya Türkiye’ye ters dönecekmiş” size oy veremeyeceğiz, dediler.
Müslüman halkın oylarının aslında hiçbir kıymetinin olmadığını göstermekti. Demokrasi ve Cumhuriyet adı verilen ve özgürlük modeli olarak gösterilen bu siyasi sistemin, İslam dünyası için tek ve en önemli somutlaştırılmış modeli Batı kopyacılığına ayarlanmış CHP modeliydi.
MİLLİ İRADE
PARÇALANAMAZ
Akıl almaz bir fitneyi dilden dile dolaştırıyorlar. “Ak Partiliyim. Erdoğan’a oy vereceğim. Mecliste, Ak Partiye yok!” Hem Ak Parti ve Erdoğan’la övünürcesine, Ak Partili olduğunu ilan edecek.Başkanlık sistemini temelinden dinamitleyecek. Meclisle hükümeti savaştıracak; hizmet üretimi ve istikrarı imkansızlaştıracak ve dönüp milletin aklıyla alay edercesine, “Ben Ak Partiliyim ama ders vermek istiyorum” diyecek. Bunlara sormak lazım;
Belediye Başkanı olarak beğendiğin kimseye oy verirken, onun yapmak istediği köprüyü yıkacak, yolu dere yatağına katacak insanları arayıp mı meclis üyesi yapacaksın? Bu şehre hıyanet olmaz mı?
Bir marketin olsa, market personelini, market müdürü olarak seçtiğin kimseyle uyuşmaz insanlardan mı seçersin?
Ailende huzuru ararken, karın, çocukların; gelinin, damadın; annen-baban her biri ayrı telden çalsın. Ne işte, ne fikirde, sofrada dahi birleşemesinler mi istersin?
İthal bir mala benzeyen bu çirkin propaganda, 1960 darbesine giderken, Ankara’da büyük binalar karşısında yol kenarlarına oturmuş bazı kimseler, mırıldanır gibi konuşurlardı, “Şu koca bina İçişleri Bakanınınmış” gibi; Anadolu’ya yayılan, “Ankara Hukuk Fakültesinin önünde Menderes’i öğrenciler yuhalamış. Menderes askerlere emir vermiş. Askerler ateş edip 60’tan fazla talebeyi öldürmüş. Cenazede olay çıkmasın diye de kıyma makinalarında doğrayıp kanalizasyona vermişler” gibi utanmazlıklar.
Bu fitneler bedava yayılmıyor.
Profesyonel hizmetliler tarafından, hazır kıtalarla oluşturulduğu birçok hadise de yaşanmaktadır. Bunlardan Taksim’deki, “Gezi Darbesi” bir günde nasıl Türkiye’yi sardı.
Bu fikri nerde buldun? Yoksa CHP’liler, belediye başkanlığında, CHP’liye; Belediye Meclisinde Ak Partiliye mi veriyor? “Çatal kazık yere batmaz.” Seçtiklerim kavga değil, millete hizmet etsin diyorsan, yetki ve kadro gerekir.
Ne münasebet! CHP’den mi akıl alıyorum!
Ödünç milletvekili satmak. HDP, barajı geçsin diye oy aktarmak gibi cins gariplikleri CHP kullanır. İthal de olabilir. Zira HDP barajı geçince, otuzunu Ak Partiden alacaksa, yirmisini de CHP’den alacak. Galiba hasetlik fıkrası boş değil: Kral, hasetliğiyle meşhur adama, “Bir kese altın” vermiş. Adam çok sevinir. Komşuna da iki kese” deyince, Hasud, “Benim bir gözümü kör et” der.
İki başlı ne insan var, ne hayvan. Birbirine ters iki karar arasında bocalayan, karar veremeyen insandan daha bahtsız kimse yoktur. Bahtsızdır çünkü, hiçbir şey hakkında açık ve net ne fikre; ne karara sahip olamamak demektir. Oysa Allah’ın, insanı, bütün mahlukattan üstün kılan nimeti, “İyiyi, kötüden ayırma ve karar verme gücü” olan akıldır. Bu kararsızlık, en basit ifadesiyle aklını ters kullanmaktır. Hiç kullanmamaktan daha beterdir.
Bu mantığın seçimde kullanılması, bilerek, bilmeyerek fitnedir:
Bir seçmenin, “İktidar olsun, hizmet etsin diye başkana oy verirsem; TBMM’de muhalefete vereceğim” demek, milli iradeyi, “Kendi kendiyle kavgaya” sokmak, iş yapamaz duruma getirmektir.
Marketin olsa, müdür tayin ettiğin kimse, “Ne diyorsa” tersini yapacak personel mi alırsın? Belediye reisi ile meclis ters düşsün diye seçim mi olur? Şirket de, belediye de batar!
Milletimiz, değil kendi başında kavga, değil kavgayı, fitneyi kendi eliyle çıkarmak; hiç kimsenin evinde, işinde kavga olsun istemez.Evde baba ne diyorsa anne tersini söylerse; otobüste şoför, gaza basarken, muavini frene basarsa, ne bu ev, ev olur; ne böyle otobüsle yol alınır. Hangi millet, bile bile kendi istikrarını bozar ki, milletimiz gibi medeniyetler kurmuş, ahlaki hamidiye sahibi bir millet, kendi oylarıyla tepesinde kavga istesin.
Rey verdiğinin kim olduğunu bilmezsen, düşmanını kendin seçersin.
Hz. Ömer vali tayin edeceği ahaliden birisine sorar;
“Şu kimseyi vali tayin etmek istiyorum. Tanıyor musun?”
- Tanıyorum. Çok iyi.
–Ticaret yaptın mı?
–Yok.
-Yolculuk yaptın mı?
-Yok.
–Komşuluk yaptım mı?
-Yok.
– Eee, vali tayin edeceğim diyorum. Tanımadığın kimseyi tanıyorum diyorsun?
Tanımanın iki ana yolu ve taşımaları gereken vasıfları;
Tanıyıp güvenmek için ana yolun ilki iman ve ahlaktır.
Diğer bir ana mesele ehliyet meselesidir. Sahte doktor adamı öldürür.
DEVLET ADAMI VE
SON SÖZ
Devlet yalan söylemez. İftiradan, zanla konuşmaktan, halkı ahmak yerine koymaktan sakınır. Ahlaka aykırı hiçbir davranıştan yarar beklemez. Er geç zarara dönüşeceğini, görecek feraset ve akıl sahibidir.
Devlet adamı, işçiyi, sanayiciyi, çiftçiyi sanatkarı, tahrik etmenin ülke ve millet hainliği bir fitne olduğunu bilir.
Kin ve hırsına kapılmayan, oyunu, vatan millet ilerlesin, düşmana el açar duruma, tankımızı İsrail’e tamir ettirmekle övünür hallere düşmez.
Bu vasıfla muhalefet cephesi toptan benden sıfır alıyor. Çünkü:
Seçim tahminlerinde önemli bir yanlışlık:
Basiretle iyiliği gören milletimiz, bütün baskı ve zorluklara, Arslanköy ve Semerkent hadiselerine rağmen, iyiliğe nankörlük yapmamıştır.
Hamd Allah’a.






