“Kaht-ı rical” her insanın baş sorunu
Birçok ülkede, seçimlerde büyük paralar harcanıyor. Reklamlar yapılıyor. Yine de, oy verenlerin önemli bir kısmının gönlü rahat değil. “Öbür aday daha...” diye berikine veriyor. Şimdi İngiltere ve Amerika seçimini yaptı. Fransa’da ilk tur tamam. İtalya ve Almanya’da seçim göründü. Aday imkanında farklı bir durum yok.
Milletin bu kadar ilgi gayretinin neticesi bu mu olmalı? Oy verdiği insana olsun gönül rahatlığı ile “Evet” diyemiyor? Yanlışlık adayda mı, seçmende mi? yoksa seçim sistemi veya parti yapılanması veya uygulamalarda mı? Yani insan kalitesinde, yetersizliğinde mi? İşçi, ustayı; usta işçiyi mi eleştiriyor?
Yönetim, her işin en önemli kısmıdır. Atalarımız, “Bin işçide bir başçı” demiş. Ticarette, sanayide, sanatta, kısacası her meslekte, her işte, o işi yönetecek insanı bulmak baş meseledir. Bütün işlerin başı da devlet adamını bulmaktır. Ama devlet adamı saksıda yetişmiyor ki. Kolay değil. Mahsul yetiştirmek için toprak, devlet adamı yetiştirmek için de millet gerekir. İnsanın insanlığı, milletin milletliği, ahlakıyla, ahlakını hayat haline getirip yaşaması ve nesillerini yaşatmasıyla mümkündür. Yoksa, firavun saltanatı sürseler, tarihin çöplüğünde yok olmaya mahkûmdurlar. Unutulmaz asr-ı saadetler, tarihe hediye edilen iman ve ahlak abideleridir...
Bugün Batı ve Doğu’da ciddi bir kaht-ı rical, devlet adamı yokluğu ve zulüm yaşanmaktadır. Çünkü insan, ölümsüz, hayattan üstün değerlerini ifade eden iman ve ahlakını kaybederse, kalıcı bir değeri, vefası kalmaz. Gerçek nezaketin kökü ahlaktır, ahlakın görünen yüzü, çiçeğidir. Farksızlığına rağmen, kokusuz yapma çiçeği gerçeğinden ayrı tutmak için nasıl dikkat gerekirse, gerçek nezaketi, sahtesinden ayırmak için de dikkat gerekir. Fakat çıkarcı nezaket var ya o, çoğu zaman içine dinamit yerleştirilmiş yapma çiçektir. Çok dikkat ister.
Ahlaki, ölümsüz köklerden mahrum nezaket, sağlam bir şahsiyet kazanmaya yetmez. Münafıklığa dönünce engel dahi olur. Dürüstlük, güvenilirlik, dostluk için olduğu gibi devlet adamlığı için de olmazsa olmaz vasıfların başında gelir. Çıkara göre inşa edilen köksüz etik değerler, yanıltmakta kullanılır, gerektiğinde kaybolur. Ahlak, ebedi risaletin, imandan doğan meyvesidir. Kaybolmak şöyle dursun, zorlukta netleşir. Tarihler bunun şahididir.
İkinci önemli ölçü, devlet adamının ehliyet ve yeteneğieserinde gözükür. Amerika Irak’ı batırdı. Rusya ve İran, Beşşar Esat’ı teşvik edip, Suriye’yi batırdı. Şimdi 50 devletle konsorsiyum, vahşeti sürdürmek için oyalıyor? Çözüm yok. Yıkım çok. “Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.”
İki küçük örnek daha: 1) 20. Asırda siyaset, iki kutuplu dünyayı, devletler topluluğunu doğurdu. Büyük kutup Batı, gözü kara kutup Rusya idi. Şimdi bu ikili Ortadoğu’yu yakıyor, yıkıyor. İşgal ediyor. Ne öldürdüğünü gömüyor? Ne göçe zorlayıp vatansız bıraktığı milyonlara yol ve yer gösteriyor? En adi katil bunu yapmaz. Hiç olmazsa sığınacak bir yer gösterir. 2) Avrupa Birliği, AET dendi, AB dendi. Yarım asır oyalandı. Nasreddin Hoca’nın kar helvası gibi kendileri de beğenmedi ki, “Nasıl yıkalım ki altında kalmadan şu AB’den kurtulalım” der gibi, kara kara düşünür bir halleri var. Yoksa herkes, “Faturayı öbürlerine ödetip, ben kârlı çıkayım” hesabında mı? Her iki halin de ifadesi o ki, devlet adamı yok!..
Devlet adamı için son derece önemli olan bir husus da dostunu, düşmanını bilmektir. Atasözü, “Arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim” der. Çıkarından başka değer tanımayanın dostu mu olur? Çıkar değişir dostluk biter. Dostluk, şahsiyeti, ahlakı zaruri kılar. Çağın güçlü gözüken bir kısım devlet adamı, “Biz çıkarımızı biliriz” diye, teröristi dost edinen devlet, iki kere yanılıyor: 1) Çıkarını terörist denginde arayan devlet, kendini teröristle eşitlemiş, onurunu kaybetmiştir. 2) Devlet olarak güven ve itibar kaybolur. “Su kaybolursa derede, rüzgar kaybolursa tepede bulursun. Ahlak ve itibarını kaybedersen, bulabileceğin yer yoktur.”
Dünyadan güven ve itibarı kaldırmak, dünyayı en acı, ağır yokluğa mahkûm etmektir. Ahlakın kaybı insanlığın kaybı olunca, ne kadar zengin olsan, güç bulsan, tahta çıksan, gönül tahtı boş ve aç kalır.
Bugün makineler iş yapıyor. Geçmişte yalnız el emeği, alın teriyle geçinebilen insan, emeğinin yüz katı, bin katı üretime sahip. Teknoloji gelişti. Yeni keşifler var. Yani aynı emekle, üretim iki kat, on kat, bin kat artıyor. Ama aç ve açıkta insan geçmiş devirlerden daha az değil. İnsana sunulacak nimet, israf edilip çöpe atılıyor. Nankör, nimeti kıskanıp engelliyor. Nimete saygısız yaklaşım, kıymet bilmezlik, bereket bırakmıyor.
Üretimde başarı kazanan insan, üretiminden yararlanmaya gelince, insanlığı, yardımlaşmayı, cömertliği, Hakkı hukuku unutuyor, maymunlaşıyor. “Ekmel-i mahluk, eşref-i mahluk” insan kayboluyor. Sonradan olma maymun kopyacılığı da seviye kaybı doğuruyor, insan, “Belhum adal” hale geliyor. İnsanlıkta dahi ayrı bir seviye ve hizmet merhalesi, makamı olan devlet adamlığı artık nasıl olur? “Kaht-ı rical”, bu durumun adıdır.
Kaht-ı ricali yaşayan insanlık, ümidini sisteme bağlayıp, öyle bir siyasi sistem doğuralım ki, “Devlette adam kalmasa da, sistem işleri yürütsün” diye uğraşıyor. Ama heyhat!.. Nafile... İman ve ahlak olmadan, ekmel-i ve eşref-i mahluk insan olmadan yalnız sistem iş yapmıyor. Şair boşa mı söylüyor, “Ben öldükten sonra bu kuşlar uçar, bu dereler böyle çağlar mı dersin?” diye. İnsansız iş olmuyor? Olsa neye yarar? İnsanlığın ürettiği zenginlik, insanlığa yarayan yolda kullanılmadıktan sonra, zenginlik olmuş, güç doğmuş neye yarar?
Hamd Allah’a!






