Kadir Demirel kardeşimizi ebediyete uğurlarken...
Bir edep timsali olan Kadir Bey, mübarek Ramazan ayında iftara giderken, büyük yolculuğa geçti. İyi yetişmiş, daima iyi ve doğru safta görev üstlenmiş güzel nasipli ve güzel bir kimseydi. Onu düşünürken, aynı görevdeki selefi Hasan Karakaya’nın, daha dün kadar yakın hissettiğimiz, Hicaz diyarında, umre esnasında iken kaybındaki güzel niyetlerle, eylemlerle buluşturup düşünmemek mümkün mü?
Türkiye, medya konusunda şartları ağır, imkânları kısır devirler yaşadı. Bu sahadaki gayretlerin, meyveye davranabilmesi için gereken maddi ve manevi imkânlar içinde bulunduğu siyasi ve sosyal iklimler düşünüldüğü zaman, bu sahada geri kalmamızın nedenleri netleşiyor. Diğer taraftan, Allah’a şükür bu boşluklar süratle doldurulmakta ve mesafe kapatılmaktadır. Nitekim medya camiamızın milletçe kabul gören çok değerli yönetici ve yazarlarımız işte var ki, kısa aralıklarla değerli bir Genel Yayın Yönetmenimiz Kadir Beyi; Akif Emre kardeşimiz gibi değerli bir yazarımızı kısa aralıklarla inandıkları ebedi aleme, dualarla uğurladık.
Bu günlerde, iyilerin ebediyet yolculuğu çok kalabalık oldu. Geçen hafta Şırnak’ta yüksek gerilim hattına takılarak düşen helikopter kazasında şehit olan kahramanlarımız, bu millet, vatan, ümmet ve insanlık yaşasın gayreti içinde olan, iyiliği, iyileri, adaleti, hukuku, insanlığı yaşatmak uğruna hayatlarını adayan insanlardı. Mekânları cennet olsun. Onların kahramanlık, gayret ve örnekliklerinden gafil kalmamız duasıyla isimlerini bir kere daha kaydedelim:
Tümgeneral Aydoğan Aydın, Albay Oğuzhan Küçükdemir, Albay Gökhan Peker, Yarbay Songül Yakıt, Binbaşı Koray Onay, Yüzbaşı İlker Acar, Yüzbaşı Nuri Şener, Pilot Yüzbaşı Serhat Sığınak, Pilot Üsteğmen Abdulmuttalip Kesikbaş, Başçavuş Mehmet Erdoğan, Teknik Başçavuş Fevzi Kıral, Uzman Çavuş Zeki Koç ve Uzman Çavuş Hakan İncekal şehit oldular. İnandığımız, iman ettiğimiz, gerçek diriliğe eriştiler. İnsanlığın nihai makamına yükseldiler.
Böylece, erdem, iyilik ve hizmetleriyle gönüllere taht kuran insanlarımızdan büyük bir kafile, Ramazanla beraber ebediyet yolculuğuna çıktı. Bu yolculuğa hanım kahramanlarımızdan da katılan oldu. Hanımların, sürekli kahramanlık alanları anneliktir. Yani, kahramanlar yetiştirmektir. Kahramanlar yetiştirme,enyüce kahramanlık türüdür. Zor bir sanattır. Aile saadetini inşa etme gayret ve fedakârlıklarıyla başlar. Bu gayretin, hayat boyu devamıyla sağlanan güven, sevgi, saygı ve huzur iklimini devam ettirmek karşılıklı fedakârlık ister. İşte bu manevi iklimdir, her tür kahramanın en önemli gıdası.
Zaman zaman evrensel boyutta azgınlaşan siyasi, sosyal ve manevi buhranlara rağmen hamdolsun kahramanlarımız, en kurak sahalarda dahi hiç eksilmiyor. “On parmağında on marifet” anlatımına uygun olarak Müslüman kadın, kahraman yetiştirme sanatına ilaveler yaparak, farklı destanlarla iyilik albümünü zenginleştiriyor. Bunlardan, başörtüsü özgürlük mücadelesinin ilk bayraktarlarındanolan, üniversite yıllarında MTTB’de, sonra hayatta Müslümana yakışan en güzel tavırlarıyla örnek bir hayat yaşayan,Şefkat Vakfı kurucusu, Eczacı Fevziye Nuroğlu kardeşimiz de Hakk’a yürüdü. İsmiyle de, soyadıyla müsemma, yani ismi de onu, soyadı da, hali de, emeli de, eserleri de onu doğru anlatır. Ramazan ayının ilk Perşembe günü Fatih Camii’nden dualarla uğurlandı.
Edepte-hayâda, sevgide-saygıda, vefada-sehada, kahramanlıkta-afda kısaca her güzellikte, güzel insanlarımızı, diğer bir ifadeyle İslam ahlakıyla yaşayanlarımızı çoğaltmaya, tanımaya, güzelliklerinden güç ve imkân doğurmaya gayret edebilelim. Güzel örnek, güç ve enerji kaynağıdır. Her toplumun, her milletin, en önemli ihtiyaçlarındandır. Toplumların, ifrat ve tefritlerden kurtularak, dengeli ve güçlü bir hayata kavuşmasında önemli bir imkândır.
İslam ahlakına, yani kahramanlık değer ve gayretlerine sahip olmak ne büyük nasiptir. Merhum Nureddin Topçu, bu konuda, keskin, uyarıcı, sarsıcı bir ifadeyle diyor ki: “Tarihinde büyükler ve büyüklükler olmayan milletler, ister istemez küçük doğar, küçük ölürler. Tarihinde büyükler ve büyüklükler olduğu halde onlardan gafil olan toplumlar bahtsızdırlar. Tarihinde büyükler ve büyüklükler olduğu halde onları boğmaya çalışan nesiller, iki elleri kanlı canidirler.”
Balık hafızalı olmamak, değerlerimizi kaybetmemek, iyiyi kötüyle, dostu düşmanla, doğruyu yanlışla karıştırmama dikkatimizi korumalıyız.
Çeşitli meslekten bu kadar değerli insanımızı kısa zamanda ebedi hayata yolladık. Demek ki; insanlığa, vatana, millete hizmet için çırpınan ne kadar büyük bir insan kadrosuna sahibiz. Bu nimet şükür gerektirir. Değerlerimizin değerini öldükten sonra da olsa anlamak iyidir ama yetmez. Sağken anlamalıyız ki, şükrünü eda ederek, o değerleri, o ahlakı, o başarıları üretip, çoğaltabilelim.
Başta, isimlerini sayarak uğurladığımız bu kahramanlarımıza ve bütün ümmetimizden ahirete intikal edenlerin mekânları cennet olsun...
Hamd Allah’a!






