Hasan Celal Güzel
Üç ismi de güzellikler ifade eden en güçlü ve en çok kullanılan kelimeler. Hasan bey kardeşimiz, isimlerinin hakkını veren, millet için, ümmet için, iyilik ve insanlık için samimiyetle, gayretle ve fedakarlıklarla güzelleştirdiği,ses veren bir hayat yaşadı. Allah Rahmet etsin; mekanı cennet olsun. Yakınlarının, arkadaşlarının, sevenlerin, millet ve ümmetin başı sağ olsun.
Hasan Beyi AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirip içişleri bakanlığında görevli olduğu günlerden tanıyorum, samimiyetle vatan ve millete hizmet vesilesi arayan gayret içinde olduğu bir zamanda görüp tanımıştım. Vatan millet yolunda iyi niyetle iş görmeye çalışan kimselere yardım etmek için fedakar bir gayret içindeydi. Hasan Beyi her gördüğüm ve düşündüğümde o sahnedeki gayret, samimiyet ve fedakarlık gözümün önüne gelir. Zaten benim görüp bildiğim hayatında da o güzel çizgileri bozan değil, altını bir kere daha çizerek sabitleştiren, koruyan güzellikler vardır.
Hasan Bey, gerektiğinde bürokrat, gerektiğinde siyasi, gerektiğinde bakan, gerektiğinde ehliyetli bir müşavir, gerektiğinde yazar, gerektiğinde yayıncı, gerektiğinde ilmi ve fikri çalışmalar yapacak kurumlar kurup yöneten, son derece çalışkan, kabiliyetli, on parmağında on marifet olan kıymetli bir Anadolu insanı kardeşimizdi.
Nerede olursa olsun, hangi makamda ve görevde bulunursa bulunsun, samimiyetini, gayretini, millete hizmet aşkını, şartlarla sınırlayabilmesinin dahi imkanı yoktu denilebilir. Örneğin son çeyrek asrını son derece önemli bir kültür hizmetiyle taçlandıran, 1994 sonunda kurduğu büyük ölçekli Yeni Türkiye mecmuası ve arkadan Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezinin kurulması, Hasan Beyin maddi imkanlarıyla düşünülmesi mümkün bir hadise olmamakla beraber, Hasan Beyin samimiyeti ve milletimizin ve ümmetin böyle bir araştırma ve yayına ihtiyacı sebebiyle, Hasan Bey için sıkıntılı da olsa, mutlaka yapılması ve başarılması gerekli bir görev olmuştur.
Böyle önemli bir kültür hizmetini kurup, başarılarla yürütmekten büyük bir memnuniyet ve huzur duyarak, mümkün olduğunca her gün uğradığı ve hizmet ürünlerini, uluslararasına ulaşan araştırmalardan, yayınlara, konferanslara kadar genişleterek devam ettirmiştir. Hasan Celal Güzel’in bu çeyrek asırlık yayın ve kültür hizmetlerinin, son sekiz yılını bölerek, Osmanlı Cihan İmparatorluğunda ilk Halife Padişah Yavuz Sultan Selim’in, ömrünün sonundaki8 yılın bereketiyle beraber anarak, kültür hayatımıza, aynı şekilde bir hilafet bereketi getirmesini Allah’tan niyaz ediyorum.
Bilindiği gibi Yavuz Sultan Selim Han, 8 yıllık Padişahlık dönemindeki bereket ve rahmetin, Osmanlı Cihan İmparatorluğunda dahi, ayrı ve önemli bir yeri vardır. Hilafetin Osmanlı’daki başlangıcıdır. Yavuz Sultan Selim Han 8 yılda, 4 milyon 282.000 km2 toprak sahibi ülkeleri, İmparatorluğa katarak, Osmanlı Cihan İmparatorluğunu 2 milyon 375.000 km2’den 6 milyon 557.000 km2’ye çıkarmış; bütün bölgeyi, güven ve huzura kavuşturmuş ve beş asra yakın bütün bu topraklardaki insanlar, hiçbir sömürgecinin saldırısına uğrama endişesine düşmeden, vahdet ve güven içinde yaşamışlardır.
Şimdi milletimizin yeniden diriliş döneminde, elbette bu dirilişin nimet ve imkanlarıyla, bir asırdan beri düşünülmesinde dahi ciddi güçlükler olan bir kültür hareketi, Hasan Celal Güzel’in gayretleriyle, kuruculuğu, başkanlığı ve yönetiminde gerçekleşmesi nasip olmuştur. Bu nasip, tek başına kalsa dahi son derece önemli bir nasiptir. Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezinin son sekiz yılda, en büyük ebatta 40.000 sayfalık, uluslararası araştırmaları da içine alan bir külliyat ortaya konmuştur.
Hasan Bey siyasette, çalışma, ehliyet ve dirayetle gidilebilecek en yüksek kademe bakanlıktır. Ondan sonraki basamaklarda sosyal, siyasi, zaman, iklim ve şans payı çok daha fazla artar. Hasan Bey, Devlet ve Milli Eğitim Bakanlıkları gibi son derece önemli iki bakanlığa kadar gitti ve başarıyla ifa etti. Onun hakkında çok güzel şeyler yazıldı, yazılıyor, yazılacak, ibret ve kültür zenginliğimizde yerini alacaktır.
Yeri bura değil ama şimdi internetlerde dolaşan, Radikal’deki 05/03/2006 tarihli, “Meğer ben ne enayiymişim!” makalesi, makalelere konu oluyor. Çıkarcılığa Osmanlı tokadı atıyor. Yapılan yorumlar da daha ziyade bu istikamettedir. Ama Hasan Beyin samimiyeti ve dobra ifade yiğitliği, bana göre bu, “İtiraf Ediyorum” makalesine bir yiğitlik daha sığdırmış ve “Kul kusursuz olmaz” sözünü de eklemiştir. Çıkarcılar suçlu ama, iyilik cephesini zayıf bırakanların hiç eksiği, noksanı yok mu? Vahdet, istişare, dayanışma ve fedakarlıklarımızı güçlendirmeye, eksiklerimizi tamamlayıp, dikkat ve gayretimizi artırmaya ihtiyacımız var. Çıkarından başka derdi olmayan kimseden ne beklenir? Önemli olan iyilik cephesinde eksik, zaaf ve açık kapı bırakmamaktır.
Milletimizin bütün fertlerini ve tüm insanlığı hakaretten korumalıyız. Gerekiyorsa bu konuda kanun da çıkarılmalıdır. Fakat tarihi kimselerin, müspetleri esas olmakla beraber, zaten elbette müspetleri nedeniyle anılıyor. Eksik görülenler de eğer varsa onlar da söylenebilmeli ki, özellikle demokrasi döneminde, milletin, tarihi büyüklük ve derinliğinden kazanacağı ibretler, devlet ve millet hayatı için önemli olacaktır. Siyasi ibret hazinesinin zenginliği, millet ömrüne ve gücüne kaynak doğuracak önemli bir milli servettir. Bu bakımdan kanunla hiçbir tarihi şahsın sadece başarılarının konuşulmasına izin verilmesi veya fiilen bu hale getirilmesi, millet için de, devlet için de, istikbal için de ciddi bir kayıp olur.
Fikir ve iman karşıtları dışında, tanıyan herkesin sevip saydığı merhum kardeşimiz Hasan Beye, tekrar Allah’tan rahmet; akraba, dost ve sevenlerine, milletimize, ümmetimize başsağlığı diliyorum.






