Demokratik yapı, insani değerler üzerine inşa edilmeli
Globalleşmeyle beraber, gözler önüne serilen dünya manzarası, iç açıcı değildir. Partiler arası münasebet huzura; devletlerarası siyaset barış ve güvene imkân vermiyor. Çıkar kavgası, yangın çıkarıyor, söndüremiyor. Dünya, yaşanmaz hale geliyor.
Sömürge Valilerinin ehliyetsizliği görülünce değiştiriliyordu. Halk da, kuklacı da bir süre daha idare ediyordu. Ayaklanmalar başlayınca, Batı’nın kuklacı zekâsı, yerli halktan zalim bir kukla seçerek, “Sahte bir kalkınma” hayaliyle oyalamaya yöneldiler. Her iki taraf, yani halk da, kendinin getirdiğini zannettiği bu diktatörleri değiştiremeyip, ölümlerini beklediler. Mazlum dünyanın sorunları artmaya devam etti.
Kuklacılar, sömürüyü devam ettirmekten vazgeçmiyorlardı. Darbeci ekipler arayıp buldular, eğittiler. Terörist gruplar oluşturup milletleri perişan etmeye devam ettiler. Gelinen netice meydanda: Dünyanın önemli bir kesimi, göçmen ve sığınmacı haline geldi. Sömürgeciler, iş gücüne ihtiyacımız var diye önce sevinmişlerdi. Şimdi istemiyorlar. Besledikleri terörist ve darbeciler de, kendi başlarına da bela olacak duruma gelmek üzere. Böyle geldi. Böyle gidilemeyecek.
Geçen yüz yılda İslam dünyası parçalandı. Parçalamakla kalmadılar. Özel bir dikkat, teşvik ve fedakârlıklarla, iki İslam ülkesini dahi, birbirineyaklaştırmamak; ayrılığı devam ettirmek içinçalıştılar. İslam ülkelerinin kalkınması önlendi. Dayanışmak için kurulan kurumları, baskılarla atıl bırakıldı. Bir hatıra:
Erbakan’ın gayretleriyle hareketlenen; Erdoğan’ın gayretleri ve Dönem Başkanlığı ile önemli aksiyonlara adım atan; BM’den sonra en büyük devletler topluluğu olan İslam İş Birliği Konferansı örgütü, 21 Ağustos 1969’da, Kudüs El-Aksa Camii’nin Yahudiler tarafından yakılması üzerine, Eylül 1969’da beş devletle Rabat’ta, İslam Konferansı Örgütü olarak kurdu. Bu kadar İslam devleti var. Yalnız beş devlet.
Kuruldu ama bu kere de, dışarıdan yönlendirilen iç ve dış dinamiklerle, bu kurumun çalışmalarına izin verilmedi. MNP ile başlayan, Necmeddin Beyin gayretleri, MSP ile İslam Konferansı Örgütünü harekete geçirdi. Tohum toprakla buluştu. Çetin bir mücadeleyle de olsa, Türkiye, ilk defa bakan düzeyinde Turan Güneş katıldı. İKÖ 1974’te Pakistan’da yapılan bu ilk zirve toplantısına ben de katıldım.
Sonra yine ilk İKÖ Hariciye Bakanları toplantısı, yine Necmeddin Beyinısrarıyla 1966’da İstanbul’da yapıldı. Toplantı saatleri dışında, misafir bakanları Sheraton Oteline getiriyorum. Necmeddin Bey, her birine 1-2 saat, “İKÖ’yü niçin zirveye taşımak zorunda olduğumuzu” anlatıyordu.Engellerde, beklentimiz de büyüktü.
Milletlerarası münasebetleri karıştırıp savaş başlatmak; kırıp, döküp, yıkmak kolay. Ama bu yıkıntıdan çıkmak? Esat, Sisi de kendi milletini yaktı. Ülkelerini harap ettiler. Hitler, Mussolini de iyi başladıklarını zannediyorlardı. Sonu?
Devletlerarası ihtilaf, barışla çözülür. Barış, önce lider ve risk; sonra sabır vezaman gerektirir. İslam, barış dinidir. İslam ahlakı, komşuyla iyi geçinmeyi amirdir. İletişim, ulaşım çağı, bütün devletleri komşu yaptı. Zarurete kadar, barışla sorumluyuz. Mühim olan, bu sabır müzakeresi ve tedbir zamanını boş geçirmeyip manevi ve maddi olarak, istikrar içinde kalkınmaktır. Bu nimetlerin kadrini bilmek ve nankörlüğe düşmemektir. Nankörlük, dostu kaybettirir. Düşmana güç katar.Üzerinde güneş batmayan sömürgeleriyle öğünen devletler, bugün aylarca hükumet kuramıyorlar.
Böyle sıkıntılı bir devirde Türkiye, 16 yılda, IMF borçlarını ödeyip IMF’ye borç verdi. Kalkınmış 20 ülke arasına girdi. Şimdi Başkan, “Bu yıl 12’ye gelmeliyiz” diyor. Bu irade, nankörlüğe meydan bırakmaz inşallah.
Türkiye’de, Menderes aksiyonlarına kadar, 67 ilin yarısında, bir tek lise dahi yoktu. Bazı siyasi parti yöneticilerimiz hâlâ “Baraj, yol, köprü, nükleer enerji” denince, irkiliyorlar. “Ya iktidara gelirsek”, Millet, bizden de bunları ister korkusu. Allah’a şükür, bütünzorluklara, eksiklere rağmen, dev projeler devam ediyor. Savunmadan nükleer enerjiye, mazlumlara yardıma kadar her sahada gayretle çalışılıyor.
“Siyasiler, akvaryum balıkları gibi halkın gözleri önündedir” denir. Bu, zor bir iştir. Aynı zamanda önemli bir imkândır. Siyasi hizmetleriyle uzun zaman milletinin duasını alanlar, milletleri için baht olurlar. Tayyip Bey, MNP ile başlayan gönül bağı ve kesintisiz devam eden siyasi hayatı demokrasilerde az kimseye nasip olan uzun ve milletle bütünleşmiş, dualı bir süredir. Bahttır.
Bu baht, iş ve hizmet olarak millete ve insanlığa yansımış ve yansımaktadır. Türkiye’yi, “28 Şubat Post Modern Darbesi gibi, büyük bir felaketin eşiğinden almış, halk oylaması riskini sırtlayarak, milletle beraber, rayından çıkmış, uçurumdaki demokrasiyi, rayına oturtmaya çalışmış, çalışmaktadırlar.
Kuklacılar, her darbeyi 3-5 ayda hazırlarken, FETÖ darbesinin hazırlığına, dünyada ilk defa 40 yıl emek verdiler. Çünkü bu darbe tek devlet için değildi. Bütün İslam dünyasını ve bütün mazlumları hedefliyordu. Onun için İslam ve Osmanlı güvencesi imkânı doğuran maskelere önem verildiler. Allah’ın lütfu, milletimizin fedakârlığı, Lider’in kararlılığıyla, bu 40 yıllık darbe hazırlığı, başladığı yerde bitirildi. Yani milletimizin, istikrarlı bir şekilde Liderine sunduğu baht, kendine ve insanlığa geri döndü. İnşallah, istikrarla devam eder.
Kul kusursuz olmaz. Eksik çok. Zaman ve imkânlar dar. Millet ve ümmetçe, temel meselemiz, siyaseti, sistemiyle birlikte, ahlaki zemine oturtuncaya kadar, diriliş gayret ve fedakârlıklarımızı istikrarla devam ettirmektedir.
Dünyaca tanınan, barış taraftarlarınca sevilen bir liderimiz var. İnsanlık camiasında kazandığı güvenilirlik, kalkınma gücü, insani ilişkileri ve ürettiği çözüm yollarıyla insanlığa dönük yüzü ümit oluyor. Sadece İslam düşmanları, ne yapacaklarını şaşırıp, düşmanlıklarını artırıyor; tuzaklarını yeniliyorlar.
Birçok ülke, silah gücü olan ülkeler tarafından darbeler, terör ve işgallerle yangın yerine çevrildi. Bu ülkeleri yakan devletlerin hiçbiri geri imar için çalışmak şöyle dursun yıkıma devam ediyorlar. Hiçbir ülke, çözüm üretmiyor.
Filistin, Afganistan, Irak, Suriye, Yemen, Afrika’da birçok ülke hâlâ yanıyor. Çıkarcıların yangın yerine çevirdiği Suriye’de ilk defa Recep Tayyip Erdoğan diplomasisi ile girilen yerler vahaya dönüyor. Nimeti görmek ve bu insanlık ümidini yaşatmaya gayret etmek hepimizin sorumluluğudur.
Hamd Allah’a!






