Cumhurbaşkanımız köklü çözüme çağırdı
Müslümanlar arasında iyi ilişkiler çözümü asırlardan, Adem’den beri, “Ebedi Risalet” Tevhid ve vahdet dini olarak bilinen, medeniyet kuran bir çözümdür. Ümmetin tamamının, kısık seslerle her zaman temenni ettiği bir sözdür. Ne var ki, bir iki asırdan beri bu sözü, güçlü bir sese kavuşturmak imkanı bulunamadı. Son baharında Osmanlı’nın, bu sesle Abdülhamid Han-ı Sani, 33 yıl direndi. Göz, görmedi; kulak, duymadı. Sonbaharın, kışı kapıdaydı. Cennet mekan ne hizmet yaptıysa felaket dediler. Şimdi köprüye yola karşı çıktıkları gibi. Kimler yanılmadı ki? Fitne, bir iz bırakmaya görsün? Gün guruba döner. Kötülük yapsa millete… Baştacı edeceklerdi. Milletine hainlik, onun vicdanına sığmazdı, sığmadı...
Menderes’le halk, oy gücünü yakaladı. Erbakan’la İslam Konferansında yer aldı. Yetmedi, “D-8 Kalkınan 8 İslam Ülkesi” dayanışması kuruldu. Ses, siyasi tona geçemedi. Siyasi güçtür, milletleri harekete geçiren. Siyasi sorumluluk, dosta güven,haini korkusunda başarısız kaldığı zaman, motor gücü vardır.
Türkiye artık, tank tamiri için İsrail’e ihale zorunda bırakılan, tamiri için yeni tank bedeli ödeyen ülke değil, en modern tankları yapan, satan bir ülkedir. Bu ses, beklenen ses, kulağa erişmektedir.
Köklü çözüm için, adalet, ahlak, insani, imani ölümsüz değerleri hayattan üstün tutarak, inanarak bir araya gelmek ilk şarttır. Böyle bir vahdet, “Asr-ı saadet” müjdesidir. Herkes bunu ister ama, çıkar pusulası yanıltıyor. İmkan, imanımızda. Allah’ın rahmeti, şah damarı kadar yakın.
Globalleşen ve çıkar ölçüsüyle hareket eden dünyada, devletlerin ufalanarak devam şansı, güçlü bir devlet şemsiyesiyle ancak mümkündür. Şemsiye sahibi, nerede, ne zaman bedel ister? Ne ister? Ne isterse yalnız kendinin konuşabileceği şartlarda ister. Atasözü boş değil: “Dal altında dal büyümez.”
İslam, tüm insanlığı birliğe, adalete, barışa, sevgi ve saygıya çağırıyor. Çağrısı ile ne eşsiz düzenler kurulduğu, halen kardeşlik, güven yalnız Kâbe’de milyonlar yılın her günü-saati, bir sel gibi akarak, bütün dünyadaki Müslüman vahdetini, sevgisini sergiliyor. Böylesine eşsiz vahdeti kim parçalayıp perişan ediyor.
Fitne, İslam çağrısının tam tersine, çıkarcılığa, hakkından fazlasını kapma kavgasına ve güç yarışına çağırıyor. Fransız Başbakanlarından Kardinal Riclieu:
“Devlet cennete gidecek değil” sofizması, sanki devleti yöneten insan değilmiş gibi yanıltmayla başlayıp, “O halde devletin ahlaka ihtiyacı yoktur. Devletler çıkarına göre hareket etmelidir” sözü, yanlışı, bugün hâlâ, “Dış politikada çıkar esastır” kuralıyla, uluslararası her tür felaketin doğurgan anasıdır.
Çıkarcılığın, insana teklif ettiği ufuk, savaş, aldatma, aldatılma tehlikesine maruz, güvensiz bir dünyadır. Bu iklimin yorgunu insan, “Yaşam kalitesi” diye bir hayal kovalıyor. O ki, dudak boyası kadar kirli ve geçici? Koşarken gün batıyor!
“Ekmel-i mahluk ve eşref-i mahluk” olan insan, Hz. Adem’den beri her peygamberin kendi devrinde, “Ebedi Risalet” dediğimiz, İslam ahlakına sarılarak vahdetini koruduğu sürece, hangi çağda olursa olsun, zamanının barış kuran huzur devleti olmuştur. “Mülkün temeli adalettir”. Adalet, yalnız ahlaki iklimde boy atar ve meyve verir. Materyalist ahlakın çıkarı, adaleti kurutur.
İslam dünyasının, dağınıklıktan kurtulması, kendisi için olduğu kadar, dünyanın huzur ve sükunu için imkan olacaktır. Milletlerin parçalanıp, dağınık hale gelmesi; güçsüz duruma düşmesi, zenginliklerini paylaşmak isteyen çıkar dünyasını tahrik eden bir cazibe doğurmaktadır. Ve bu cazibe, güçlü devletlerin, terör örgütlerini, darbeleri ve İslamofobia; PEGİDA gibi kin ve nefret gruplarını doğuran ve besleyen güce dönüşmektedir. Kısacası, bugün dünyanın, bitirilmesi gereken en önemli ve acil sorunu, İslam dünyasının dağınıklıktan ve zafiyetten kurtarılmasıdır.
Türkiye ve Katar, bu ihtiyaca cevap vermek için besmeleyi çekip yola çıktılar. İslam ahlakı ve tarihine sahip ve varisi Cumhurbaşkanımız, Bahreyn’de Müslümanlara hitap ederek dedi ki:
“Tüm İslam aleminin, hatta insanlığın geleceği için, birlik olma, birlikte hareket etme zamanı çoktan gelmiştir. Komşuları zillet içinde yaşarken, aynı kıbleye yöneldiği kardeşleri zulüm görürken, hiçbir toplum sadece kendi konforunu düşünemez” ve Katar’da devam etti:
“Kimse tamamen kardeşlik esasına dayalı bu yakınlaşmadan kaygılanmasın. Bu işbirliğini bölgedeki tüm ülkelere yaymak istiyoruz.”
İyiliğin talibi ve sahibi tahmin edilenlerin çok üstündedir.
Birlikte olalım, zilleti bitirelim.






