--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Beklenen dörtlü zirve İstanbul’daydı

Hasan Aksay
Hasan Aksay

“Buluşlar Asrı” diyebileceğimiz asrımızda ulaşım, iletişimle başlayan globalleşme dünyamızı adeta küçülttü. Bütün ülkeler, aynı mahallenin komşuları haline geldi. Sınırlar şeffaflaştı. İnsanların iş ve çalışma sahaları sınırları taştı. Ekonomik, sosyal ve siyasi sahalarda bu yeni şartların gereklerine göre yapılanmalar başladı. Bütün bu değişimlere rağmen, değişimine en çok ihtiyaç duyulan uluslararası zulüm yapısı daha da çirkinleşerek devam etti. Geçmişte, hiç olmazsa terör ve teröristlere karşı olduklarını söyleyen Amerika; terörist silahlandırarak, eğiterek, Ortadoğu’da kan dökmekten öte, stratejik ortağını tehdide, ambargoya yeltenebiliyor. AB, terörist sığınağı haline geldi. Dünya barışının sağlanıp korunması için dayanışmaları beklenen devletler, barış yerine, darbe ve terör destekçiliğiyle, dünyayı yangın yerine çeviriyorlar. 

Çağın güçlü devletlerinin, bombalayarak, milyonlarca insan katlederek, bir tek ülkede barış ve huzur sağladıkları görüldü mü? Devletleri, terörle, fitnelerle parçalayarak hazır lokma yaptılar. Toplumları, güç dilenen ayrılığa düşürdüler. 

“Soğuk savaş” denilen geçen asır, dünya devletlerini, iki güç kampının kanatları altına sığınmak zorunda bırakan bir felaketti. Bağımsızlar denen grup kendi halkının daha az zalimi değildi. Bunlar, arada imiş gibi geçinen diktatörlerdi. Yani soğuk savaşta, yalnız kuklalar değil; kuklacı rolü oynayan, siyasi cambazların da huzur bakımından, dünya barışına hizmet edecek halleri yoktu.

Bir devletin barışa hizmet edebilmesi, her şeyden önce iktidarın, milletiyle beraber özgürlüğe ve özgürlüğün ağır bedelini ödemeye karar vermesi gerekir. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, devlet ve milletimiz bu kararlılıkla yürüyor. Elhamdülillah milletimiz, katliama uğrayan Suriyeli kardeşlerimiz için Ensar oldu. Cumhurbaşkanımızın, dur-durak tanımayan gayretleri, iman ve ümitle, diplomatik temaslarla, Türkiye, Rusya ve İran, üçlü bir zirveyle, Astana’da barışa giden yeni bir yol açıp, ilk yolcuları oldular. Milletçe ordumuzun kahramanlıklarıyla, harabeye dönen Suriye’de Allah’ın lütfuyla vahalar ve geri dönüş başladı. Bugüne kadar vahşetin bu derece harap ettiği ülkede, gücü dışlayarak diplomasiyle vahaya dönüş yoktur. Türkiye’nin girdiği her yer canlandı. Huzur buldu. Hamd olsun Allah’a!   

Bu arada, Sayın Cumhurbaşkanımız, yeni yollar açmaya devam etti. İİT’nindönem başkanı olarak İstanbul’da geniş katılımlı bir toplantı yaptı. BM Genel Kuruluna götürmek için Kudüs için önemli kararlar alındı. Bu kararlar BM Genel kurulunda, en güzel şekilde savunuldu. Son derece önemli bir kabul oyuyla, dünya barışı yolunda tarihi bir başarı sağlandı. İnsanlık barışı değerlerine doğru yeni bir imkân, yeni bir kapının açılış müjdesi gibiydi.

27 Ekim 2018. fiilen araziye inerek Suriye halkını özgürlüğüne kavuşturma yürüyüşü, önemli bir merhale kazandı. Türkiye’nin ev sahipliğinde, İstanbul’da, Rusya, Almanya ve Fransa liderleriyle dörtlü zirve toplandı. Önemli ittifaklar sağlandı. Kararlar alındı. Toplanabilmek önemli. Kararlar önemli.  

Yayınlanmış bu kararları tekrarlamadan, şimdi, görülmeyen temeldeki üç önemli aksiyonu kaybetmemek için, öne çıkarmak istiyorum:

Siyasi çözümlerin en zoru, başlamış ve müzminleşmiş, çıkarcıların, leş kargaları gibi üşüştüğü kanlı bir savaşta, doğrudan araziye inerek ve kuvvet dengelerini esas almadan, kırıma uğramış, perişan edilmiş halkın özgürlüğe çıkış yolunudiplomasiyle açmaktı. Allah’ın lütfuyla devletimiz bunu başardı. Bu bir.

İçerdenana muhalefet; dışarıdan İran dahi Esat’a koşup, elini Müslüman kanına bularken, Cumhurbaşkanımız, Hakka dayandı. NATO’nun önemli kanatları, Rusya ile İstanbul Zirvesinde önemli kararlara imza attılar.  

Zirvenin bu başarılı toplantısından, Sayın Cumhurbaşkanımız, Trump’a verilmesi gereken önemli mesajı da eksiklik bırakmadı.

Bu şartlar altında, MİLLETÇE BİZE DÜŞEN BAŞ SORUMLULUK:

Milletçe, ümmetçe, ağır bir fetret döneminden çıkışta, diriliş hamlelerinin en hayati safhalarını yaşıyoruz.

“Kul kusursuz olmaz” Diriliş dönemlerinin, alt yapı eksiklerinden, diğer yetersizliklerine; dar zamana çok iş sıkıştırmak zaruretine kadar, kusur doğuran sebep eksik olmaz. Kusur aramayı bırakıp, hedefe kilitlenmek gerekiyor.

Hedefe giden yolda ve dirilişte baş sorumluluğumuz, seçilmiş liderimize engel değil, güç olacaktır. Seçimler, ülke hizmetinde pay sahibi olmanın en önemli fırsatlarıdır. Mahalli seçimi, basit görmek, en tehlikeli siyasi yanılgıdır. Mahalli seçim temeldir. Yanlış, binayı göçürür. Dirilişin temelinden taş sökülmez.

Bize düşen, ömrümüz oldukça, millet, ümmet, insanlık için sonuna kadar gayrettir. “Görelim Mevla neyler; // Neylerse güzel eyler.”

Hamd Allah’a!

 

Hasan Aksay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle