--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Batı’nın sorunu görünenin arkasında

Hasan Aksay
Hasan Aksay

AB ve ABD’yi birbirinden ayırmak kolay değil. Ama giderek ayrılıyorlar. Avrupa, Amerika’yı sömüren, yeniden inşa ederek yerleşen ana kara. Başlangıçta Avrupa’lıların bir sömürge karası olarak baktığı Amerika, özellikle geçen asırda 1. ve 2. Dünya savaşlarının arkasından teknolojisi, nüfusu, yerleşime açık olması, yani çeşitli ülkelerden gelen yeni ve aktif nufusu, uluslararası kurumlara ekonomik imkân sağlamaktaki cömertliği ve yönetimdeki birlik ve kıvraklığı ile maddi ve teknolojik güç olarak öne geçmiş, siyasi kadrolarının başarısıyla, sözü dinlenen veya kararı beklenen duruma gelmiştir.

Değişen 21. asırla hem Avrupa’nın, hem Amerika’nın parlayan ışıklarının arada bir solan renkleri, çoğu kimse tarafından farkedilmeye başlamıştır. Bu yeni asırda Çin ve Türkiye gibi ülkeler, çok geriden başlamış olmalarına rağmen ışığı dünleriyle kıyaslanamayacak derecede istikrarla parlamakta ve ciddi bir ümit ışığı haline gelmektedir.

Özellikle 20. asrın sonu ve 21. asır bilgi ve teknolojilerin gelişmesinde, benzeri yaşanmamış yeni imkânlar doğurmakta ve insanlığın önünün ne kadar açık olduğunu göstermektedir. Oysa daha 1920’de radyonun çok dar bir mesafede yayını üzerine, ABD’nin teknoloji Bakanı yerinde oturan yetkili, “Keşfedecek yeni bir şey kalmadı” diyecek kadar, istikbale dar bir ufukla bakıyorlardı. Şartlar bu iklimi doğuruyordu. Bu günün şartları, “Keşfedecek çok şey var” ümidiyle dolu. Siyasi kadroların anlayış seviye ve çalışkanlıklarıyla orantılı olarak, yüz yıllık maddi kalkınma, 10-15 yıla sığdırılabilmektedir. Türkiye’nin kalkınması, dıştan olduğu gibi içten de ciddi gayretlerle, darbelerle, devlet destekli terörlerle engellenmeye çalışılmasına rağmen, AK Parti’nin 15 yıllık istikrar döneminde, önemli gelişmeler yaşanmıştır. Engelleme yerine, destek doğsaydı demek ki ülke, geldiğimiz yerle kıyaslanmayacak derecede ileri bir yere gelebilecekti. 

Şüphesiz Batı ve Amerika’nın ışıkları, yani refah ve teknolojisi öndedir. Fakat fazla bir şey kaybetmese de, kendini dünkü kadar güven içinde görmediği ve görülmediği, sıçrayış kabiliyetini yitirdiği, yorgun ve obezite halini kendi de fark etmektedir. Nitekim, ABD Başkanı Trump,“Amerika’yı yeniden toparlayacağım” deyip, icraatına da, Obama dönemi icraatlarını tersine çevirmekle başladığı görülmektedir. Yani öncelikli işi, “8 yıllık yolu geri dönmektir.” Yani; 8 yıl, ABD hayatında kaybedilmiş yıllar olacak, bir de buna yıkım masrafı, süresi ve tahripkâr süresi katılacaktır. Bu çağda, 8 yıl dahi millet hayatında çok önemli çok önemli bir kayıptır. 

Obama’nın sekiz yılda yaptıklarının topunu, yok hükmünde görmek, ne kadar doğrudur? Örneğin, fakir-fukaranın sağlık konusu, halledilmesi gereken zaruri konuların başında gelen bir konu olarak kalmayacak, her geçen gün bu ihtiyaç, yönetimi zorlar hale gelecek, geç kalmanın bedeli ağırlaşacaktır.

Bir işte başarılı olan, her işte başarı olur zannı, ihtisası inkârdır. Yolcu, bahçede çalışan Nasreddin Hocaya seslenir, “ ‘A’ köyüne kaç saatte varırım.” –Hoca, “Yürü!” der. Biraz sonra arkadan seslenir., “O köy bir saat. Bu yürüyüşle, iki saartte varısın.” Trump’un, siyaset bulvarındaki iş hızı görülmeden ne söylense boş. Siyasette, her iş parayla halledilmez. Hatta çoğu iş insanlıkla, adaletle halledilir. Çünkü Allah’ın yardımı da insanadır.

Siyasette, lider için, “Taç, başa akıl getirir” denir. Siyasetin okulu olsa da, hayatın dışında kalan, tecrübeden uzak bilgi yetmez. Çünkü olayların dış yüzü benzese de şartları değişmiştir. “Aynı ırmakta iki kere yıkanamazsın.” O sular akıp gitmiştir. Taç’ın kazandırdığı akıl, liderin, siyasi kadrosu ve halkıyla oluşturduğu aklıdır. Güçlü bir vezir-i azam padişahın sağ koludur. 

Siyaset, insanla yapılan bir sanattır. İnsan ahlakıyla insandır. Hak ve batıl ölçüsünü inanç derecesine yükseltememiş insan, neye göre yön tayin edecektir? İnsan, yaratılmışların en üstünü olarak yaratılmıştır. Çıkarın yönü, her an değişebilir. İnsan hayattan üstün değerlerle güven doğuran yöne sahiptir. 

Devlet adamının istikametini, insani, ahlaki, imani değerlerin oluşturduğu güven veren şahsiyetidir. Devlet adamı, güven doğuran bir toplum iklimi gibidir. Çıkarına odaklanan Batı siyaseti, güven veren sesten yoksundur. Oysa güven veren ses, siyasetin ruhu, geri kalan obezite gövdesidir.

 

Hasan Aksay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle