Algı operasyonu ve insanlık
Algı operasyonu, mahsulü daha verimli hale getirmek için imal edilen amonyum nitrat gübresini, terör silahı bomba imalinde kullanıp, masum insanları öldürmek gibi terörist bir hıyanettir. Eğitim ve iyilik için kullanılması gereken bir kısım psikolojik, sosyolojik bilgilerden yararlanarak hayra kullanılması mümkün bilgilerle, insanları yanıltmak, saptırmak, Hakkı batıl, yanlışı doğru göstermek için fitnenin sistem haline getirilerek uygulanmasıdır. Örnek:
Mısır halkının severek, takdir ederek, ilk turda %52 oyla Cumhurbaşkanı yaptığı, son derece şahsiyetli, değerli millet ferdi, devlet adamı Mursi’nin, milletin sevgisine ne kadar layık bir kimse olduğunu bir senelik hizmet döneminde, gecesini gündüzüne katarak gösterdiği halde onu hain diye zindanda çürüten hainlerin gösterdiği marifet algı operasyonudur. Çağımızda demokrasi ilacının, milleti imha için bomba yapılması hadisesidir.
Kötülük kolay. İçkiyle, esrarla kafa çekip sızmak gibi, ne bilgi, ne beceri, ne fedakarlık gerektirir. İyilik zor. Bilmek, çalışmak gayret etmek, düşünmek, terlemek gerektiriyor. Düşmana, hayasıza, edepsize dikkat etmek de yetmez. İbret ve gayret gerekiyor. Gezi darbesinde, gece yarılarına kadar tencere tava çalıp, kendini bir güçmüş gibi gösterip yandaş topladılar. İnsan olan, gece mahallede, apartmanda teneke çalabilir mi? Ama düşmana gerekli dikkati gösterememek dahi onun, davulunun, gürültüsünün peşine takılıp hıyanetine dahi alet edebiliyor insanı? Üstad ikaz eder: “Ey düşmanım, sen benim, ifademsin, hızımsın; Gündüz geceye muhtaç, sen de bana lazımsın.”
Yaşanan o ki, algı operasyonu, giderek özellikle İslam’a karşı amansız bir savaş haline getirilmiştir. İslam dünyasında işlenen cinayetlerin hangisini sayarsan say, çoğunda algı operasyonu var.
Dış düşmanların cinayetleri, Filistin’den, Suriye’den, Mısır’dan Doğu Türkistan’a, Myanmar’a kadar bu derece açık. Putin, Moskova’dan gelip Halep’te, Türkmen dağında Müslüman bombalıyor, açık. Ama geri dönüp kurtarıcı maskesi kullanabiliyorsa, bunun en temel sebepleri içinde bize düşen, çare olarak sorumlu olduğumuz ve halletmemiz gereken, parçalanmış ümmet vahdetini sağlamak, ümmet sorumlusunu halifesini makamına oturtmaktır.
İslam düşmanları, yalanla dolanla yalnız Irak ve Suriye’de milyondan fazla Müslümanı soykırıma uğrattılar. On milyonlar göçe zorlandı. Allah bu ümmete Bağdat gibi, Diyar-ı Şam gibi tarihin ve çağın en güzel diyarlarını petrol ve servet kaynakları vermişti. Şimdi ümmet olarak bu halimiz ne?.
Hem de zalimler, “Islah ediyor, düzeltiyoruz. Bu kadar fedakarlık, iyilik de bizden olsun” diyerek bir de övünüyorlar... Sadece dış düşman mı?.. Başbağlar’da yatsı namazından çıkan insanların ve köyün uğradığı o ihanet, o katliam ne?
Bütün bunlar ve bu gibi örnekler, tüm insanlığın gözleri önünde cereyan etmesine rağmen, hâlâ Türkiye’yi de, Suriye’ye benzetmek istiyorlar. Kaç defa darbe destekçiliğinde yenildiler. Ekonomik muhasarada yenildiler. Sanayi engellemede yenildiler. İstikrarı baltalamada yenildiler. Utanmıyorlar. 15 senedir, millete rağmen sürüp giden bu istikrar düşmanlığı nereden besleniyor?
Burada dış düşmanı anlamak kolay. İslam’ın olmazsa olmaz şartlarından birisi ümmetin kardeşliği, vahdetidir. Kâbe’de yaşandığı gibi Ümmetin vahdeti, bütün dünyadan görülüyor. Düşman bu vahdetten, dolayısıyla Türkiye’den korkuyor. Müslümanları parçalayarak, tozlaştırarak, birbiriyle savaştırarak tedbir almaya çalışıyor.
Bir de, “Müslümanım” dediği halde, kafirden beter, İslam’a düşmanlıkla düşmana yaranmaya çalışan münafıklar var. Bunlar da tarihi sicilleriyle belli. Şimdi, Müslümanız dedikleri halde, haşa İslam’ı yetersiz zannederek, ırkçılık, mezhepçilik gibi katkılarla eczacılık mı yapmak istiyorlar? İslam, bütündür. Ne ek yapılabilir, ne çıkarma. Böyle bir zan, İslam’ı kaybettirir. Burada anlaşılamayan İran kendini İslam dışında mı sayıyor ki Suriye’de Müslüman öldürüyor? Bu bir mezhepçilik mi, Safavilik mi? Yanlıştan dönmek fazilettir.
Münafıklık dahil, organize fitne taarruzlarının her çeşidine karşı millet ve ümmetçe alabileceğimiz en güçlü tedbir, namazda olduğu gibi saflarımızı düzeltip, sıklaştırmaktır. Bütün mahlukatın, ekmel-i ve eşrefi hiç şüphe yok ki insandır.
İnsan için en önemli konuların başında, Hakk ve batılı bilmesi, sistemini doğru kurmasıdır. Siyasi sistemler de daha mükemmele doğru tekemmül ettirilmelidir. Demokrasilerde, oyların dağılıp, milli iradenin tozlaşması değil, birleşip milli iradenin etkinleşmesi esas olmalıdır. Oyları tozlaştırma telkini ihanet değilse bilgisizliktir. İslam vahdet dinidir. Mozaikin hakkına riayet vardır. Mozaikleşmek yoktur.
Adalette, ahlakta, esbaba tevessülde gayrette sorumluluklarımıza sahipsek, Allah bizimledir. Kaygıya da yer yoktur. Ankara savaşında ihanete uğrayıp savaşı kaybeden Osmanlı, eksiğini giderip devamlılıkta kazanmıştır. Yanlış yapan Timur savaşı kazanmış, devletinin ömrünü Osmanlı ile yarıştıramamıştır.






