--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

AİHM ve adaletin adalete körlüğü ve çare

Hasan Aksay
Hasan Aksay

Dünya düzeninin, iki göstergesinden biri siyasetse, diğeri adalettir. Materyalist saldırganlığın, ölümsüz değerlerden mahrumiyetinden doğan ufuksuz çıkarcılık, İslam düşmanlığı üreten mahfiller, Osmanlı’dan beri, Türkiye düşmanlığını odak noktası yaparak bütün ümmetin ekonomik kalkınmasından, korunma ve yaşam hakkına kadar adeta, toptan saldırı haline geçmiştir. Hukuki ve insani değerlerden mahrumiyetin ötesinde, kendi toplum hayatlarını da tahrip etmektedir. Bütün bunlara rağmen, Doğu ve Batı’nın birçok ülkesinde, “Çıkar Çılgınlığı” diyebileceğimiz, bir tür magandacılık hastalığı, toplumsal dinamik ve siyasetlerini kanser gibi sarmıştır.  

Kendi açılarından insanın, “Ekmel-i ve eşref-i mahluk” olduğunu anlamak ve yüceliğin sorumluluklarından uzaklaşan; maymunluğa sahiplikle umursamaz hale gelen Materyalist, Çıkarcı odaklar, Allah’ın öğrettiği, her meseleye çözüm içeren ahlaki kaziyelerden, yani gerçekliği apaçık görülüp yaşandığı için ispata gerek bırakmayan doğrulardan, mütearife, belitlerden mahrum kaldılar. Neyin iyi, neyin kötü olduğuna nasıl karar verecekler? İmanla hayattan üstün, ölümsüz ahlaki değerlere ulaşamayınca, insani yücelik son buluyor. İnsan, mahlukat seviyesine düşüyor. Beş duygusu ve çıkarları neyi gerektiriyorsa, o yola giriyor. İnsan ne isterse, mantık, ona göre yol gösterir. Çıkarı Esat’a, zulümden başka; Şöhret, Trump’a, dünyayı karıştırmaktan başka; terörist ve darbeciye, zalime cellatlıktan başka yol kalmıyor. 

Ahlak, hayattan üstün inancın, ortaya koyduğu kaziye, değişmezlerdir. Materyalistin, “Etik” dediği, ahlak değil. Sosyetenin koyduğu, çıkara ayarlı, değişen birgörüntü nezaketi; sosyete nezaketi, sahte tavır ve görüntülerdir. Jean J. Rousseau diyor ya, “Benim için en önemli şey, dostumu düşmanımı bilmektir. Dostumu, düşmanımı tanıyamaz oldum?”

 İnsanın, çıkarıyla tek başına kalması, Allah’ın, insana verdiği fıtrat üstünlüğüne; bilme, anlama, Yaratanını tanıma imkanlarına körlüktür. Allah, akla yardımcı olarak insana, sayısız bilme, anlama nimeti vermiştir: Vicdan, sevgi, saygı, edep, haya, teşekkür. Kısaca, her ibret bir anlayış kapısıdır.  

 Kendini, bu derece yüce vasıflarla yaratan Allah’ına şükrünü, unutan insan, Şeytan gibi, aklın, kuru mantıkla sınırlı kaziyelerine mahkûm kalıyor. İman ve İslam ahlakının ortaya koyduğu, ikinci diriliş ve ikinci dünyanın ufuklarına uzanan gerçekleri aklın alanına almaktan ve muazzam hakikatlerin ufkundan kendisini mahrum bırakıyor. Yalnız bu dünya işlerini anlayıp, yöneten, ileriye geçemeyen akıl, Yaratan’ına, “Beni ateşten; insanı; topraktan yarattın. Ben insandan daha üstünüm” diyerek şaşıran, aklın dünyalı mantığınındar kalıplarına sıkıŞeytan’ın aklıdır. 

Şeytan Aklı, hani şeytan demişti ya?“Ben ateşten yaratıldım. İnsan ise topraktan. Ateş topraktan üstün olduğuna göre ben de insandan üstünüm” iddiası? Bu, beş duygu ve çıkarla sınırlı, basit bir, materyalist bir “İkilem” hesabıdır. Akıl, kaziye ile sınırlanan bir imkan değildir. 

İslam, son derece özel bir güç ve imkanlarkaynağıdır. Materyalist çerçeveler, Müslümana dar kalıplardır. Ölümlü dünya kalıplarıyla Müslümanı anlayıp, anlatabilmek eksik kalır. 

Yeni Müslüman olanlar kardeşlerimiz, diğerleri için başarılması son derece zor ve zaman alıcı değişimleri başarırlar. Senelerce hastane tedavisine ihtiyaç görülen, alkol, uyuşturucu, kumar gibi hastalıklardan hemen veya son derece kısa zamanda kurtulurlar. Örneğin, ABD Başkanlarından Barak Obama, “Babamın Hayalleri” kitabında, alkolikliğinden bahsettiği, kardeşi Roy’dan, kitabın sonunda, “Roy, Müslüman oldu. Ne içki, ne kumar? Hiçbir kötü alışkanlığı kalmadı” diyor. 

Şimdi Afrika, Asya ve Amerika’da; Çin’de kuvvetlinin zulmü altında mazlumlar inliyor.Kuvvetliyi bırak, kendisi aciz, bir güçlünün kuklası, uşağı olur olmaz, anında öyle bir zalim kesiliyor ki?  İsrail, teröristler, darbeciler, ibret olarak yalnız kalsa, bütün insanlığa ibret olarak yeter.

Materyalist dünya, güçlendikçe sömürü ve zulüm iştahı kabarıyor. İslam dünyası, tam tersi. İşte Türkiye? İslami hayatıyla birlikte, sanayi ve kalkınmada da güçlendi. İmkanlarına göre, dünya mazlumlarına en çok yardım eden ülke oldu. Sömürgeci güçler, mazlum dünyada yangın çıkarıyor. Daha tek ülkede, yangın söndürdükleri görülmedi. Bunların girdiği her yerde halk, vatan cüda sığınmacı oluyor. Yine Türkiye? Suriye’de girdiği her yer, Allah’ın lütfu, keremiyle hayata, vahşet çölünde, vahaya dönüşüyor. Hamd Allah’a!

İnsanlığın tarihi geçmişi, insanın Allah’ı ve kendini tanımasında önemli bir imkandır. Peygamberlerin tebliğlerinin muhafazasında, son derece ibret verici bir ayrıntı var. Yaratan, son peygamberin mucizelerini, tek kelimesi değişmeyen ve değiştirilemeyen Kur’an-ı Kerim’den başlayarak, Hac, Ezan, Oruç, zekat, kurban, hanımların başörtüsüne kadar, yaygın ve derin düşmanlıklara rağmen İslam ahlakının bütün değerleri, birer mucize. Hiç değişmeden, değiştirilemeden devam ederken, önceki peygamberlerin tebliğleri de, aynı, ilahi kaynaktan olduğu halde, Allah’ın dikkat çeken bir lütfu, bu ilahi kelamlar, kaydedildiği günden itibaren, peygamberin sözleriyle karıştırılması, sağlıklı bir şekilde muhafaza edilememesi, ilahi takdirin, son derece ibretli bir anlatımıdır.

Aslında düşünen her insan, yüz milyonlarca insan, bugün İslam’ı seçmekte, Yaratanını ve kendini tanımaktadır. Hatta yalnız tefekkürle İslam’ı görür noktaya gelmiş, fakat son basamağı çıkmamış gibi görünen düşünürler de vardır. Bana göre bunların çoğu, sınırı aşmış, İslam olmuşlardır. Zalimler arasında kaldıklarından açıklayamamışlardır. Örneğin Bergson. Sezginin, mantıktan güçlü, bütünü kavrayan bir bilgi imkanı olduğunu sistemleştirmeye çalıştı. Yine Descartes, “Düşünüyorum. O halde varım” diyor. Materyalist mantığı değil de, bütünü kavratan sezgiye önem veriyor.  

Değerli okuyucum, 71 senedir, gazetelerde yazıyorum. Tefrika gibi devam eden yazı yazmayı sevmem. Fakat bu, insanlar arasındaki farklılaşmanın düşünce temelini ortaya koymak için, bu ufuk turu, önümüzdeki hafta inşallah yazacağımız, “AİHM, Adaletin, adalete körlüğü ve çözüm” konusu, daha kolay anlaşılır ümidindeyim. 

Hamd Allah’a!

 

Hasan Aksay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle