--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

AİHM, adaletin adalete körlüğü ve çare (2)

Hasan Aksay
Hasan Aksay

Muhterem okuyucum, karmaşık görülen dünya ve insanlık halinin gerçekte karmaşık bir durum olmadığı kanaatimi, yazımızın geçen bölümünde geniş bir ufuk turuyla tartıştık. Sizi sıkmamak için farklı örneklerle kısaca hatırlayalım:

İnsan, “Ekmel-i ve eşref-i mahlûktur”. Civcivden, fil yavrusuna kadar canlılar genellikle, doğar doğmaz yürüyor. İnsan? Anne, baba, akraba, toplum sevgi ve fedakârlığı olmasa, kendi pisliğinde ölür. Dağları delen, uzaya giden insanı, bir damla zehir öldürüyor. Bir yönüyle güçlü. Diğer yönüyle zayıf. Çıkarcı hali zalim. 

İslam ahlakı dışında hiçbir sistem, insanı, zalimlikle mazlumluk arasında nöbet değiştirmekten kurtaramamıştır. Hangi düzen, tam bir güven iklimi ve huzur doğurabildi. Bu konuda, “Şeriatın kestiği parmak acımaz” sözünden anlamlı bir sözü, tarihler yazmadı, yazamayacak. Şeriat, İslam ahlakıdır ve insani yüceliğin temellerini teşkil etmektedir. Hz. Adem’den Hz. Muhammed (s.a.s.) kadar Peygamberler zinciriyle tebliğ edilen Allah’ın kullarına rahmetidir. 

İnsanın fıtrat yüceliğinde, birçok değerler vardır. Burada dayanak olarak iki tanesi yeter. 1) İnsan iradesi hür yaratılmıştır. Yani iyiliğe de, kötülüğü de kendi talip olacak. Seçimindeki hata ve isabet, adalet gereği, imtihan gerektiriyor. 2) Bilemedim denemez. Zira insan fıtratındaki akıl donanımı, İslam ahlakının iyiliğini tanıyacak durumdadır. Tanıyamaz durumdaki, zaten sorumlu değildir. 

 BİR RİCA:

(İslam’dan bahsediyorum ama anlatmıyorum. İslam adına iddia değil. İslam’dan anladığım bir bakış açısını paylaşmaktan ibaret. İslam’ı anlayıp anlatmakta iki sağlam temel vardır. Bu konuda ne kadar hassas davransak o kadar yeridir. Mesela bu iki kaynaktan birini söyleyip, diğerini söylememek yanlıştır. Söylerken kavramlara da dikkat gerekir. İkinci kaynak, “Hadis-i şerifler” diyebilir miyiz? “Peygamberimizin Hayatı” desek? Daha efradını cami, ağyarını mani bir kavram aramalıyız? “Peygamberin hayatında sizin için güzel örnekler vardır” diyor Allah. İslam, sonsuzluğa açılan bir kapı! Yanlıştan korkarım. “Yarım doktor candan; yarım hoca dinden eder.”  

İyi niyetle, İslam’ın anlattıklarına dayanarak, anladığımı paylaşıyorum. Yanıldı isem, bir Müslüman ikaz eder, düzeltirim. “Bu yanlış söylemez” diye takılırsan, yanılabilirsin? Yalan söylemem ama yanlışım çok. Yanlışın, sebebi ve kaynağı çok. Fikri yardımlaşmak, ufkumuzu açmak güzeldir. Söz dinlemek erdemdir. Ama İslam yolu, Yunus ifadesiyle, “Kıldan ince, kılıçtan keskincedir.” Onun için, iki ana kaynakla irtibatı koparmamak elzemdir. Kaldı ki, dünyamızın girdiği iklim kuşağı, münafıklığı, FETÖ türü imkânlarla donatmaktadır.

SİYASET?

Konumuz, “Adaletin Adaletsizliği” örneğinden hareketle, sosyal kurumlarda adaletsizlik, rüşvet, zulüm nasıl önlenebilir? 

Önce insan. “İki yarım elma, bir elma eder. Yüz yarım insan, bir insan etmez.”

Siyaset, siyasi, sosyal, mali, idari, bütün düzen ve istikrarın komuta merkezidir.

O halde, insan ve siyaset ihmale gelmez. Çıkarcı siyaset, insanları bir anda, kuvvet, ikbal ve çıkarlar uğruna, akıl ve vicdandan kopararak, gücün önünde,son bahar yaprakları gibi savrulurhale getiriyor? Ahlaki siyaset şart. İBRET:

Hem de TBMM’de. Bütün milletin ve dünyanın gözleri önünde bir sahne. Daha önce, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Tufan Algan’a, “Merve Kavakçı’nın milletvekilliğini iptal edeceksin” baskılarına Algan, “Kanuni hakkı” deyip direniyor.

Ecevit, Meclis kürsüsünden, “Bu kadına haddini bildirin!” komutuyla ana muhalefet CHP sıralarında oturan tek milletvekili kalmadı. Ayağa kalkıp bağırıp el çırptılar. Milletin oyuyla seçilen milletvekilleri, milletin oyunu çöpe attılar.

Ya Rab! Bir daha böyle kara bir gün yaşatma, bu aziz millete!

ADALETİN ADALETSİZLİĞİ?

Adalet, gerçekte, siyasetle bir bütündür. Siyaset, millet-ümmet bütünlüğünün güç ve iradesini, millet hizmetine yönlendiren ehliyet ve yetki ise, bu sistemin ana hedeflerinin başında, devlet yönetimi ve adalet kurumunun adaletinden sorumluluğu vardır. Adaletin, devlet yapısı içinde ayrı bir erk olarak tasnifi, Batı materyalizminin, Hıristiyanlığı tasnifle başlayan; maddi sahada önemli bir usulü devlet iradesini nazari olarak parçalayıp, içinden çıkılmaz problemler doğuran bir yanlıştır.   

Adalette bir derinliğe açıklık getirebilmek için Osmanlı’nın ilk dönemlerinde Bursa’da geçen, bir at alış-verişi davasına bakalım:

Pazarlıkta, atı satın alan, atın bir hastalığı çıkarsa, atı iade edecek. Satıcı da, “Akşama kadar iade şartıyla kabul edecek”. At hastalanıyor. Ama satıcı, “Bu, ciddi bir hastalık değil” diyor. Kadıya gidiyor. Kadı yerinde yok. Ertesi gün, at ölüyor. Davacı durumu anlatarak kadıya şikâyet ediyor. Kadının kararı: “Ben cenazeye gitmeyip makamda olsaydım. Dava olmayacaktı. Bedeli kadı ödemeli!”

Böyle vicdani bir adalete, bu dünya sistemlerinde yer bulmak mümkün değil. Fakat Allah’ın, insanı, bütün mahlûkatın üzerinde yarattığını görüyor ve biliyoruz. İnsan fıtratı ve İslam ahlakının yüceliğidir bu! Müsait olmayanbu dünya hayatımız. Yani, insani yücelik ve mahlûkattan üstünlük, Allah’ın, peygamberleri vasıtasıyla öğrettiği iman ve ahlak ile kazanılıyor. Kadının kararı, bu ahlakın, hızlı, kesin, barış ve kardeşlik doğuran bir göstergesidir. Bu ibretin aydınlattığı alan, bu dünyaya sığmıyor. 

ULUSLARARASI ADALET

KURUMU, AİHM KARARI:

 Fransa’da bir Yahudi genci, “Cumartesi, benim dini günüm” diye, imtihana girmiyor. AİHM’e müracaatla özel bir komisyonla imtihan istiyor? 

AİHM, davayıönceliklerle gündeme alıyor. Jet hızıyla karar: “Sene kaybına uğramadan, imtihanın neticelendirilmesine” diyor. 

Şikâyet eden Müslüman veya karşı taraf Müslüman ülke mahkemesi ise, AİHM, Müslüman lehine karar olursa, çok zorlanıyor. Gündeme bile alamıyor.

Türkiye mahkemeleri, dünyanın gözleri önünde on binlerce şehidimize yol açan bir cinayet zincirinin elebaşlarından Selahattin Demirtaş’ın bu cinayetlere iştirakini gösteren söz ve fiillerinden dolayımahkûm ediyor. AİHM, “Eksik var. Yeniden yargılansın” dahi diyemiyor. Yine öncelikle gündeme alıp, yine jet hızıyla karar veriyor: “Hak ihlali var. Demirtaş serbest bırakılsın” diyor. 

Şimdi bir de, AİHM’nin, Müslüman haklarıyla ilgili kararlar:

Recep Tayyip Erdoğan, “Okul kitabındaki bir şiiri okudu” diye, Türkiye’de mahkûm oldu. AİHM’e dava açtı. Senelerce gündeme alınmadı. Erdoğan, davasını geri çekti. Başörtüsü nedeniyle üniversiteye alınmayan Leyla Şahin’in davası yine senelerce gündeme alınmadı. 28 Şubatçı Güven Erkaya ile ilgili, ‘Hakkımızı Helal etmiyoruz’ manşeti sebebiyle astronomik bir tazminat ödemeye mahkûm edilen Abdurrahman Dilipak’ın başvuruları yıllarca sonuçlanmadı, evi hacizle satıldı. 

28 Şubat darbesiyle, İslam’a karşı kullanılan, “Yeşil sermaye” sloganıyla birçok Müslüman, baskı altına alındı. Suçlu muamelesi gördü. Mahkemesiz kaldı. Böyle adaletsizlikler için Üstat, “Kuzulara kurt yapmaz, sürülere şah olsa?” der.

ÇARE

Yalnız güçlünün sözünün geçerli olduğu bu dünyada, diriliş dönemini yaşayan, 400 çadırlı Osmanlı beyliği, her şeyden önce çok çalışması; sabırla ve fedakarlıklarla direnmesi; vahdetle istikrarını devam ettirmesi gerekiyor.

Çok şey isteyenin, çok bedel ödemesi gerekiyor. “Benim özgür, kendine yeter bir devletim olsun” diyen kimseden, bu fani dünyada, daha büyük bir şey isteyen kimse yoktur. İlkokul sualiyle üniversite diploması olmaz. Bugün BM’lerde 196 devlet var. Çocuk-yaşlı bütün nüfusu, Türkiye’nin yaşlı nüfusu kadar olmayan devlet sayısı, 62. CHP’li belediyelerle, İstanbul’un musluklarından su akmaz; Haliç kokudan durulmaz; İstanbul hava kirliliğinden yaşanmaz hale gelince, Refah veya Ak Parti gibi bir partiden Başkan seçilecek de biraz düzelecek. CHP ile yine, bir süre gidebiliyor.

Şimdi, kuklacının kuklası darbecileri, Mısır’ı; Suud’u bir düşünün nereye kadar gidebilir bunların yakıtı? “Elden gelen öğün olmaz. Olsa da vaktinde bulunmaz.”

Düşünün şu teröristleri. Şimdi, kuklacınız size, silahınızdan elbisenize, hatta astığınız beze kadar, basıp verdikleri, uyuşturucu ticaretinizin güvenliğine yardımcı oldukları halde yıkıyor, yapamıyorsunuz! Doymuyor halkı soyuyorsunuz! Güya hizmet edeceğiniz insanların kızını, çocuğunu dağa kaçırıyorsunuz! Sizin devletinizden kime hayır gelir? Osmanlı ne güzel çeşmeler yapmıştı. CHP zamanı çoğu kurudu.

Hastanın doktorunu seçmesi, tam çözüm olmasa da rahatlatıcıdır. Hakim seçme imkansız. Hukukunu seçme, Osmanlı’da başarılıdır. Kriterlerini tartışmalıyız. 

Ama asıl meselemiz, inancımızın, ahlakımızın yüklediği dünyamızı yaşanır hale getirmektir. Öncelikle, vahdetimizi, istikrarımızı, kalkınmamızı, ahlaki değerlerimizle yaşama gayretlerimizi zirveye taşımak, her işimiz için öncelikli çaredir.

Biz yaşlılar, hayata başladığımız günlerle, kıyaslanamayacak kadar güzel günlere geldik. Gençlerimiz yaşlanmadan çok daha iyi günler görecek inşallah.

Hamd Allah’a! 

 

Hasan Aksay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle