SULTÂN 2. ABDÜLHAMİD HAN'IN TAHTTAN İNDİRİLMESİ (27 Nisan 1909)

29 Nisan 2019 Pazartesi

30 Mayıs 1876 günü sabaha karşı 2.Veliahd Şehzâde Abdülhamid Efendi, (1.Veliahd aynı gün ilerleyen saatlerde tahta geçecek olan Şehzâde 5. Murad idi) Dolmabahçe Sarayı'ndaki dairesinin penceresinden, gözlerinden kanlı yaşlar dökerek çok sevdiği amcası Sultân Aziz'in, dehşetli yağmur altında kaputuna sarılmış bir şekilde birinci saltanat kayığına oğulları Yusuf İzeddin ve Mahmud Celaleddin Efendiler ile birlikte bindirildiğini, yine ikinci saltanat kayığına ise padişahın küçük yaşta oğulları, Abdülmecid Efendi, Şevket Efendi, henüz bebek olan Seyfeddin Efendiler ile birlikte Pertevniyal Vâlide Sultan'ın bindirildiğini seyrediyordu. Diğer Hanım Sultanlar da diğer kayıklara pay edilmişlerdi.

Amcasına bağlılığıyla bilinen bu Şehzâde 92 gün sonra 31 Ağustos 1876 tarihinde tahta oturacak ve bu olayların tesirinden saltanatının sonuna kadar kurtulamayacaktır.

Evet Sultân Abdülaziz Han büyük bir komplo ile tahttan indirilmiş ve o sıralarda İstanbul'da Türk Bahriyesinin hizmetinde olan İngiliz Amiral Sir Henry Woods 1924'te yayınladığı hatıratında dediği gibi, Sultân Aziz'e önce zorla kloroform verilerek bayıltılmış, bu arbede esnasında iki dişi kırılmış, sağ yanağındaki sakalı yolunmuştu. Sonrada bilekleri ustaca kesilerek şehid edilmişti.Şehid edildiğinde 46 yaşını 3 ay 25 gün geçiyordu.

Sultân Abdülaziz'i şehid edenler :

Bu işin başında, ölünceye kadar Sâdâret'te kalacağını umarken iki ay içinde azledilen Mithat Paşa vardı. Bu azil izzet-i nefsine çok ağır gelmiş ve hükümdâr'ına düşman olmuştu.

İkincisi, lâyık olmadığı yerlere bir takım ayak oyunları ile gelmiş, "Kînim dînimdir" diyecek kadar Padişaha düşmanlık besleyen Hüseyin Avni Paşadır. Padişahı zehirlemeye çalışmış, başaramayınca da tahttan indirmeye ve öldürmeye yemin etmişti.

Rüştü Paşa, darbeyi Hüseyin Avni ile Mithat Paşayla birlikte planladılar, tekliflerini kabul etmeyen adaşı Şirvânzâde Rüşdü Paşayı Hicaza göndermişler ve orada zehirletmişlerdir.

Bu gruba daha sonra katılanlar, Şeyhülislâm Hasan Hayrullah Efendi, Bahriye Nâzırı Kayserili Ahmed Paşa, Askerî Şûrâ Reisi Redif Paşa ile onun iknâ ettiği Harbiye Mektebi Kumandanı Süleyman Paşa, Hüseyin Avni'nin bacanağı Askerî Şûrâ Üyesi Hüseyin Sabri Paşa, Miralay Hacı Râşid Bey, donanma kumandanı bahriye mirlivâsı Arif Paşalardır.

Hâl erkânı yani hâl kararını yazanlar ise Hayrullah Efendinin dışında, İstanbul eski kadısı Kazasker Ahmed Hulusi Efendi ki enteresan Hicazda zehirletilen Şirvânzâde Rüşdü Paşa'nın kardeşidir. Bunlarla beraber Mithat Paşa tarafından iknâ edilen "hâl için çarşaf kadar fetvâ yazarım" diyecek kadar yobaz olan Filibeli Kara Halil Efendidir.

Bir de bu çeteyle irtibatta olan, Dr. Capoleone, Aziz Bey, Ziya Bey, Sarraf Hristâki.. (Hâl günü Dolmabahçe Sarayı'na gelen Mithat ve Avni paşalar 800.000 altın değerinde buldukları Mücevherleri gaspederek Hristâki'ye satılması için verdiklerinde, Hristâki mücevherlerle Avrupa'ya kaçmış bir daha dönmemişti.)

Bu paralel devlet yapılanması içinde yer alan çete Abdülhamid Han tarafından tesbit edilmiş kendi saltanatı pahasına bunların hesabını sormuştur.

21 Eylül 1842 yılında doğan, tahta geçtikten sonra 32 yıl, 7 ay, 27 gün saltanat süren Sultân Abdülhamid Han'da benzer bir şekilde komplo kurularak tahttan indirildiğinde tarihler 27 Nisan 1909'u gösteriyordu.

Sultân 5.Murad'ın tahta çıkartılıp, 92 gün sonra indirilmesi dâhil bütün bu komploları kuran herkesin ittifakla belirttiği gibi Mithat Paşaydı.

Mithat Paşa, Rumeli'de basit bir kasaba kadısının oğlu iken, özellikle valilik ve Sadrazâmlıkları döneminde İngilizler tarafından şımartılmış, mutlaka bir gün tahta geçeceğine inanarak Devlet içinde Devlet (gerçek mânâda paralel devlet yapılanması) kurmuş bir kişidir.

Öyleki, 3. Napoleon gibi önce cumhurbaşkanı, sonra imparator olacağından bahsetmiş, Âl-i Osman olurda neden Âl-i Mithat olmasın demiştir.

Mithat Paşa'nın paralel yapı içerisindeki sâdık adamları olan Mâbeyn başkâtibi Sadullah paşa başta olmak üzere Ziya Paşa, Namık Kemal ve Ali Suâvi (Ali Suâvi daha sonra Sultân Abdülhamid'e darbe yapmak için geldiği sarayda, saray muhafızı Yedisekiz Hasan Paşa tarafından öldürüldü) Mithat Paşa'yı daha 5.Murad döneminde, padişahın hastalığından (Viyana'dan getirtilen dünyanın en ünlü doktorlarından Dr. Leidersdorf padişahı muayene ettikten sonra Viyana'da en az iki ay tedavi edilmesi gerektiği şeklinde rapor vermişti) istifâde ederek kesin şekilde iktidara getirecek bir anayasa üzerinde çalışıyorlardı.

Bunu haber alan Veliaht Şehzâde Abdülhamid buna çâre ararken, Rüşdü Paşa ile Mithat Paşa Maslak Köşküne Veliaht Şehzâde Abdülhamid'i ziyarete geldiler. Şehzâde'ye kendisini tahta geçirmek istediklerini ancak kendilerini ölünceye kadar görevlerinde bırakmalarını ve meşrûtiyet ilânına onay vermesi sözünü aldılar. (Abdülhamid Efendi, tahta geçtikten sonra bölgede istikrar ve dengeler bozulmasın diye büyük devletlerin elçilerine yaptığı gibi, kolundaki pırlanta düğmeleri çıkartarak Mithat Paşa'nın koluna taktı. Mithat Paşa bu düğmeleri sonradan Avrupa'da 4.000 İngiliz altınına satmıştır.) Abdülhamid Han, hasta bir padişah olan 5. Murad'la saltanat devam ettiği takdirde, Mithat Paşa büsbütün akıl almaz işler yapmaya çalışacaktı. Bu hâinlerin zararlarını en aza indirmek için bunlarla anlaşmıştı.

Paşalar iknâ olmuşlardı. Kısa sürede görev değişikliği yapıldı.Veliaht Şehzâde Abdülhamid, 31 Ağustos'ta fırtınalı bir hayata adım atarak Topkapı Sarayı'nda tahta oturdu.Saltanat kayığı ile geldiği Eyüpsultan'da 7 Eylül'de kılıç kuşandı. At üzerinde halkı selâmlayarak Topkapı Saray'ına giderken atalarından bazılarının türbelerini ziyaret etti.

14 Eylül'de Seraskerlik makamına (İstanbul Üniversitesi merkez binası) giderek subaylarla yemek yedi.15 Eylül akşamında nâzırlar ve devlet erkânı ile Yıldız Sarayında yemek yedi. 18 Eylül'de Kasımpaşa'da Bahriye Nezâretinde Amiraller ve subaylarla Karavana yedi. 5 Ekim'de Süleymaniyede Ulemâyı ziyaret edip onlarla iftar etti. 9 Kasım'da Haydarpaşa askerî hastanesinde yaralıları ziyâret edip hatırlarını sordu.

Mithat Paşa'yı Başbakanlığa getirmek için, 19 Aralık'ta Sadrazâm Rüşdü Paşa, Mithat Paşa ile anlaşarak istifa etti, Şûrây-ı Devlet Reisi Mithat Paşa Sâdârete (başbakanlığa) getirildi. Göreve başlar başlamaz Mithat Paşa ihanetlerini artırarak devam ettirdi.

İlk olarak üzerinde uzun süre çalıştığı anayasayı meşrûtiyetle yürürlüğe koydurmak istedi.Hayran olduğu ve destek gördüğü İngiltere'ye güveniyordu.Rehberi ise Nâfiâ (Bayındırlık) Müsteşarı Ermeni Odyan Efendiydi.

Bu arada İstanbul'da toplanan meşhur Tersâne Konferansına bu meseleyi getirip, büyük devletlerin de bu anayasayı tasdik etmelerini istemiş, eğer uygulamada aksaklık olursa hâlen Başbakan'ı olduğu kendi ülkesine askerî müdahale yapmalarını istemiştir.

Avrupalı devletler önce iç karışıklık çıkarttıkları Balkan Devletlerinden Bosna-Hersek ve Bulgaristan'da ıslah yapması için Bâb-ı Âlî'yi zorlamışlar, bunun içinde Tersâne Konferansını düzenlemişlerdi.Konferansın, 29 günde 9 defa toplanarak 20 Ocak'ta aldıkları kararlar reddedildi.

(Bu arada konferans devam ederken 23 Aralık 1876'da top atışları eşliğinde meşrûtiyet ilân edildi.)

Bunun üzerine İngiltere, Almanya, Rusya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya aralarında bir protokol yaparak daha farklı Islahat şartları teklif ettiler.

Mithat Paşa ise boş durmuyor, her gece içki sofralarında en gizli devlet sırlarını ifşâ ediyor, diğer taraftan bu ülkenin sahibi benim dercesine kendi şahsı nâmına asker yazdırıyor, Varolan Devlet Askerinin dışında "Millet Askeri" adını verdiği, hıristiyan ve müslümanlardan gönüllülerin oluşturduğu birlikler kuruyordu.
Bu birlikler zaman zaman başkumandanları Mithat Paşa lehine sokaklarda gösteriler düzenleyip İstanbul'da huzuru bozuyorlardı.

Bütün bunlar yetmemiş gibi, Bosna-Hersek'te Türk Bayrağındaki ayyıldızın yanına bir "HAÇ" ilâve edilmesini emretmiş, ve bu bayrağı taşıyan bir tabur askerede başkentte resmî geçit yaptırmıştır. Durum böyle olunca daha fazla dayanmayan Sultân Abdülhamid, Mithat Paşa'yı azletmiş ve derhal ülkeden çıkartılmasını emretmiştir.

Mithat Paşa'dan saraya çağırılmış fakat Sultân görüşmedii gibi bekletildiği odada Sâdâret Mührünü Büyükamiral Said Paşa elinden almış ve hemen orada hazır bekleyen Ibrahim Edhem Paşa'ya vermiştir.( Şehzâdeliği sırasındaki Hocası.)

Mithat Paşa sürgün yeri olarak isteği üzerine İzeddin Vapuru ile İtalya'ya gönderilmiş, giderken "Ülkeye döndüğümde ne Padişâhı, nede sarayları yerinde bulamayacağım" diye tehdit etmesine rağmen, üzerimde para yok deyince kendisine 500 altın verilmiştir.

Memleketten sürülürken etrafa tehditler savurmuş, giderkende "eğer beni buradan sürerseniz memleket mahvolur" demiş, ancak Mithat Paşa sürülürken İstanbul'da bir tek kişi bile itiraz etmemiştir.Ama gariptir ki paşa Çanakkale Boğazından geçerken, İstanbul'da ihtilâlin başlayıp başlamadığını sormuştur.

Bütün bunlar yaşanmasına rağmen Mithat Paşa tehlikesi henüz geçmemiştir. Çünkü paralel yapı bu dakikadan sonra Devletin içine düşeceği en zayıf ânını kollamaya ve yapacakları darbeyi gözetmeye başlamışlardır.

Bekledikleri an çok geçmeden gelmişti, 1877-78 Rus savaşında ordunun bozguna ugrayarak Yeşilköy'e kadar çekilmelerini fırsat bilerek henüz Rus Ordusu Yeşilköy'deyken, memleket içinden çıkılması zor gözüken bir durumla mücâdele ederken, 20 Mayıs 1878'de Mithat Paşa'nın sâdık adamlarından Ali Suâvi aldığı emirle harekete geçmiş, İstanbul'a yığılmış onbinlerce Balkan göçmenlerinden kandirdıkları üç-beş yüz kişiyle Sarayı basmıştır. Amaçları Sultân 2. Abdülhamid'i indirip yerine 5. Murad'ı çıkartarak yeniden iktidâra gelmekti.
Ama başaramadılar, Saray Muhafızı Yedisekiz Hasan Paşa Âli Süâvi'yi öldürmüş, peşlerinde pek çok ölü bırakan isyancılar kaçmış darbe teşebbüsü üç-dört saat içinde bastırılmıştı.Ama bu olay Padişahın üzerinde büyük bir tesir bırakmıştı.

Mithat Paşa azledilip Avrupa'ya gönderildikten sonra, 1 yıl 8 ay boyunca çeşitli ülkelerde dolaştı.Ancak İngiltere'ye giderek Londra'da İngiliz ileri gelenleri ile siyasî görüşmeler yaparak Abdülhamid Han ve Osmanlı Devleti aleyhinde ihtiraslı planlar yapması hâfiyelerce bildirilmesi üzerine tekrar Türkiye'ye çağırıldı.

İki ay Girit'te oturtulduktan sonra, 10 Aralık1878'de Suriye Valiliğine, 4 Ağustos1880'de İzmir'ide içine alan Aydın Valiliğine getirildi.Burada görev yaparken, Abdülhamid Hân, amcası Sultân Aziz'in ölümüyle ilgili soruşturma başlattırmış, alınan ifâdeler üzerine oklar Mithat Paşaya dönünce 16 Mayıs1881 gecesi tevkif emri çıkarılmıştır. Parelel yapı Paşa'yı kuşatılan konağından kaçırarak kendisine en yakın olan İzmir'deki Fransız Başkonsolosluğuna götürmüşler ve siyasî mülteci sıfatıyla teslim etmişlerdir.
Paşa rahat bir nefes aldım dediği anda ise Abdülhamid Han Fransız Büyükelçisi Tissot'u bizzat saraya çağırarak tehdit etmiştir. Bu duruş karşısında Büyükelçi Tissot, İzmir Başkonsolosu Pelissier'e telgraf çekerek Paşa'nın Konsolosluk Binasından çıkartılmasını emretmiştir. Siyasî mülteci biri için bu emir Fransa adına uygulaması zor olsada, iki ay önce Tunus'u isgâl ettiği için sesini çıkaramamıştır.

Mithat Paşa İstanbul'a getirilir ve amcası Sultân Aziz'i öldürtmek suçuyla Rüşdü ve Mahmud Paşalarla birlikte Yıldız Mahkemesinde yargılanmaya başlar.

Yıldız Sarayı'nın bahçesinde bulunan Çadır Köşkünde mahkeme kurulur. Sultân Abdülaziz'i öldürmekle suçlanan mahkemede mahkeme heyeti şöyle oluşmuştu.
Başkan Ali Sururî Efendi ( Mithat Paşanın Tuna valisiyken sürgüne gönderdiği kişi), İkinci Başkan Hiristo Forides Efendi, Üye Mehmet Emin Bey ( Alman dönmesi Herman Schulenz), Üye Nikola Godban (Katolik Ermeni), Üye Dikran Yusufyan Efendi.

Ölüm kararını onaylayan Temyiz Mahkemesi üyeleri ise, İlyadis Efendi ile Yorgi Yorgadis idiler.(ikiside Rum.)

Gayr-i Müslüm isimlerden oluşan bu mahkemenin rövanşını, paralel yapı ileride Sultân Abdülhamid Hân'ı tahttan indirirken hâl kararını bildirmeye gelen heyette tesbit ettiği isimlerle almıştır.

Mahkeme bitmiş kararlar açıklanmıştı.Bütün Paşalar idâma mahkûm edildi. Üç bahçıvan, iki mâbeynci ve Binbaşı Necip ile Hayrullah Efendi yine idâma, Seyyid Bey'le Miralay İzzet Bey 10'ar yıl hapse mahkûm edildiler.

Temyiz mahkemesi ve ayrıca fetvâhâne bu kararları ayrı ayrı tasdik ettiken sonra son tasdik, hükümdâr'ın irâdesine sunuldu.

Abdülhamid Han 20 Temmuz 1881 günü sarayda 25 kişilik çok önemli isimlerden oluşan bir heyet topladı.Mahkeme kararlarını ayrı ayrı sordu, yazılı ve gerekçeli cevapları istedi.
Burada da paralel yapı devreye girerek heyettekileri etkilemeye ve başta İngiltere olmak üzere yabancı devletleri Padişah'a ve heyete etki yapmak için harekete geçirmişti.

Etkilide oldular.Kararını açıklayan heyetten
15 kişi hükümlerin aynen uygulanmasını istedi.Mithat Paşa'nın devlet içine yerleştirdiği (paralel yapı) yanlılarınca
iknâ edilen diğer 10 kişi ise cezaların müebbet hapise çevrilmesini istediler.
Heyette bulunan Gâzi Osman Paşa ve meşhur tarihçi Cevdet Paşa'ya rağmen Sultân Abdülhamid Han cezaları müebbet hapise çevirmiştir. Mithat ve Mahmut Paşa'yı Taif hapishanesine gönderdiler.Karardan iki yıl 10 ay gibi bir zaman geçmiştiki devlete sızmış bulunan paralel yapı Mithat Paşayı kaçırmak için çalışma başlattılar. Desteğini aldıkları İngiltere Paşa'yı kaçırma planı için Kızıldenize savaş gemisi göndermişti ki durum anlaşılmış ve 1884'te 8 Mayıs'ı 9 Mayıs'a bağlayan gece paşalar, Osman Ferit Paşa'nın (Sultân Aziz'in en önemli mâiyet subaylarından, Vâlide Pertevniyal Sultân'ın aslanımı size emânet etmiştim koruyamadınız diye sitem ettiği Kafkas kökenli subay) Hicaz Bölge Komutanlığı döneminde Taif zindanlarında, darbe yanlıları ile İngiltere'ye mesaj olsun diye boğdurulmuştur.

Mithat Paşa taraftarları ve o'nun devlet içerisinde kurduğu paralel yapı ise o dakikadan sonra Sultân Abdülhamid'i devirmek için hâince planlarına başladılar.

Bu paralel devlet yapılanması, ülkeyi felâketlere sürükliyerek yıkılmasına vesile olan bir yapıdır. Sultân Abdülhamid Han'ı tahttan indirende, herkesin tekerleme yaparak her fırsatta söylediği gibi Enver Paşa değil, (Enver Paşa o sıralar Berlin'de Askerî Ataşe'dir. Hareket Ordusu Yeşilköy'e geldiğinde Almanya'dan gelerek orduya katılmış, kısa süre sonrada Berlin'e görevinin başına dönmüştür.) Mithat Paşa'nın kurmuş olduğu paralel yapıdır.Mithat Paşa'nın Taif zindanlarında 1884'ün 8 Mayıs'ı 9 Mayıs'a bağladığı gece boğdurulmasının intikâmı, bu yapı tarafından büyük bir organizasyonla alınmış, faturasıda o dönem seçimlerde iktidara gelen İttihatçılara kesilmiştir.Dolayısıyla İttihatçıların görünen yüzlerinden Enver, Talat, Cemal Paşalar yıllarca suçlanmıştır.
Özellille Enver Paşa Kemalist olduğunu iddia edenlerce kötülenmektedir.

Tıpkı Ermeni dostu tarihçi Albert Vandal'ın, Anadoluda Ermeni Devletine izin vermediği için Sultân Abdülhamid Hân'a " Le Sultan Rouge " yâni Kızıl Sultân lakabını taktığı, .maalesef bizlerede Mithat Paşa artığı parelelci yapı tarafından yıllarca tarih kitaplarında böyle okutturdulkları gibi.

Abdülhamid Hân'a Hâl Kararı :

Sultân Abdülhamid Hân, 23 Temmuz 1908'de ikinci meşrûtiyet ilân etmiş, seçimleri yaptırmış ve Meclis-i Mebusan'ı süresiz tatil ettiği günden bu yana geçen 30 yıl, 5 ay, 6 gün sonra bizzat kendisi tarafından yeni meclis açılmıştı. Bu süre zarfında Kânûn-i Esâsi asla yürürlükten kaldırılmamış, her yıl devlet sâl-nâmesinin en başında ilân edilmiştir. Aynı şekilde Meclis- Âyân'da (senato) bu süre içinde toplantı yapmamasına rağmen, üyeleri (senatörler) asla Padişah tarafından azledilmemiş, 1877 senatörlerleri de her yıl ilân edilen devlet sâl-nâmelerinde hayatta kalanların isimleri okunmuştur.

Tam işler yoluna girdi derken, derin derin çalışan Mithat Paşa kırıntıları yeniden sahneye çıkmış, Sultân Abdülhamid Hân'ı, Meclisi açarak İslâm Halifesine yakışmayan bir şekilde hristiyanlara özendiği yolunda propagandalara başlamıştı.

Meclisin açılmasını batı taklitçiliği olarak yorumlayarak insanların kafasını karıştırmışlar, olur olmaz yerlerde din elden gidiyor gibi konuşmalarla halkta alttan alta hoşnutsuzluğa sebebiyet vermişlerdi. Bu ve buna bağlı söylemler çoğalınca
nihayet beklenen oldu ve din elden gidiyor, şeriât isteriz diye paralel yapının para verek sokağa döktüğü bir kaç yüz kişiye, beklenmedik bir şekilde ne olduğunu kimse anlamadan binler katılmış ve iş çığırından çıkmıştı.

Göstericiler Meclis Başkanı Ahmet Rıza Bey'in başını istiyorlardı.
Ahmet Rıza Bey'e benzettikleri Nazım Paşa'yı öldürdüler. Aynı şekilde Lazkiye Milletvekili Şekip Arslan ile Âsâr-ı Tevfik zırhlısı'nın kaptanı Ali Kâbuli Bey'i de öldürdüler.

Onbir gün müddetle İstanbul karıştı. Olaylar karşısında Sadrazâm (Başbakan) Hüseyin Hilmi Paşa istifa etti, yerine getirilen İbrahim Edhem Paşa asileri yatıştırmaya çalıştı. Milletvekilleri ve senatörler kaçıp saklandılar. Sultân Abdülhamid, Yıldız Sarayını muhafaza eden 2. Tümenle isyanı bastırmak istediysede devreye giren " paralel yapı " sayesinde Tümen kardeş kanı dökmekten çekindiğini söyleyerek Padişah'ın irâdesini yerine getirmedi.

Öbür taraftan, seçimlerde neredeyse bütün milletvekillerini kazanan İttihatçılar, ( Prens Sebahattin'in partisi Ahrâr yalnızca bir milletvekili çıkarmıştı) kendilerini düşürmek isteyen muhaliflerin bu olayları tertip ettiklerini düşünmüşler ve isyânı bastırmak üzere adına "Hareket Ordusu" dedikleri çoğu gönüllü askerlerle, başlarına Hüseyin Hüsnü Paşa'yı geçirerek İstanbul'a hareket etme kararı almışlardı.

3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa, ( Mahmut Şevket Paşa, İhsan Doğramacı'nın kayınpederi eski Irak Basbakanlarından Hikmet Süleyman Bey'in abisidir.) yerine Hâdi Paşa'yı bırakarak "Hareket Ordusu" denen bu kuvvetin kumandanlığını Hüseyin Hüsnü Paşa'dan alarak 22 Nisan'da Yeşilköy'e geldi.

Milletvekili ve senatörler anayasaya göre Senato Başkanı Küçük Said Paşa'nın başkanlığında "Meclis-i Umûmî-i Milli" adı altında toplandılar. İkinci Başkan ise Gâzi Ahmed Muhtar Paşa idi.
Gerek Umumî Milli Meclis, gerekse Mahmud Şevket Paşa ayrı ayrı yayınladıkları resmî bildirilerde Hareket Ordusu'nun hükümdârı âsilerin elinden kurtarmak için İstanbul'a gireceğini bildirdiler.

Bu bildiri, Sultân Abdülhamid Hân düşmanlığı yapan paralel yapı'yı telaşlandırmış ve o saate kadar âsiler için kılını kıpırdatmadan gelişmeleri sadece seyreden 1.Ordu Kumandanı Nâzım Paşa'yı yüksek meblağlar verip etkileyerek harekete geçirmeyi başardılar. Nâzım Paşa Sultân'dan, Hareket Ordusunu dağıtmak için izin istedi. Bu derme çatma orduyu bir kaç saat içinde dağıtacaklarını söyleyip ısrar etti.

Bu seferde Abdülhamid Hân, Sarayı Koruyan paralel çetenin kontrolündeki 2.Tümen Subaylarının dediği gibi ( onlar hainliklerinden söylemişti) yalnız Padişâh değil, aynı zamanda İslâm Halifesi olduğunu, 30 yıldır kan dökmediğini, bu yaştan sonra müslümanı müslümana kırdırtamayacağını söylemiş, üstelik Hareket Ordusuna sonradan müdahâle etmek isteyen Nâzım Paşa'nın para karşılığı menfaaten bu işi yapmak istediğini anlamış bu yüzden Nâzım Paşa'ya (Nâzım Paşa, Çatalca'ya kadar gelmiş Bulgar Ordusu karşısında başarı gösterememiş, İngiltere'yi devreye sokarak, Edirne ve Kırklareli'ni Bulgarlara bırakmak üzereyken 23 Ocak 1913 tarihinde tek çakıl toprağı verdirtmem diyen Enver Paşa tarafından yapılan baskında Bâb-ı Âli'de isteklerine kavuşamadan öldürülmüştür.) müdahâle etmemesi için emir verdiği halde yeminde ettirmiştir.

25 Nisan'da Mahmud Şevket Paşa İstanbul'a girmiş ve sıkıyönetim ilân ederek şehre hâkim olmuştur.Sultân Abdülhamid Hân ise Cenâb-ı Hak'ka tevekkül ederek müsterih bir şekilde harekâtın gelişmesini beklemeye başlamıştır.

Bundan sonraki gelişmeler şöyle olmuştur. Sultân Abdülhamid Hân sayesinde yükselen, onun ihsanlarıyla servet edinen, Milli Meclis Başkanı Küçük Said Paşa, yine devreye giren Abdülhamid düşmanı, Mithat Paşa beslemesi paralelcilerin ikbâl vaadine kapılarak kendisine telkin edilen Padişâh'ı Hâl kararını biran önce çıkartarak makâm kapma sevdasına düşmüştü.

Öyle de oldu, hâl kararı alelacele aldırıldı. Ancak parelelcilerin ileri sürdükleri hâl sebeplerinin hiçbirinin "sahih" olmadığını ileri süren Fetvâ Emîni Hacı Nuri Efendi kendisine uzatılan Fetvâyı imzalamadı. Mithat Paşa artığı Parelelciler derhal kripto Mithat'çı olan Elmalı'lı Hamdi Yazır'ı devreye soktular. 2. Meşrutiyet Döneminde Mithat Paşa'nın yokluğunda takiye yaparak İttihat ve terakki partisinden Antalya Mebusu olarak meclise girmişti. Abdülhamid Hân'ın tahttan indirilmesine rıza göstermeyen Fetvâ Emîni Nuri Efendi'yi yeni bir fetvâ taslağı hazırlayarak iknâ etmeyi başarmıştır. (Daha sonra Ferit Paşa hükümetlerinde Evkaf Nâzırı olarak görev yaptı. 27 Mayıs 1942 tarihinde Erenköy'de damadının evinde öldü. Sahrayıcedit Mezarlığına defnedildi.)

Hâl Kararının Sultân Abdülhamid Hân'a Tebliğ Edilmesi :

Sıra, hâl kararının Padişâh'a tebliğ edecek heyetin belirlenmesine gelmişti. Bu ânı dört gözle bekleyen Mithat'çılar yeniden devreye girmişler ve Mithat Paşa'yı Yıldız Sarayı'nda yargılayarak idâma mahkum eden başkan hariç tamamı gayr-ı müslümlerden oluşan mahkemei heyetine denk bir heyet yapmak için kolları sıvamışlardı.

Özenle yapılan araştırma neticesi senatör ve milletvekilleri arasında şu isimler tesbit edildi :

1 ) Selânik Milletvekili Yahudi Emanuel Karaso. İtalya casusu. İki yıl sonra İtalya'nın Libya'yı işgâlinde ve yutmasında önemli rol oynamış ve akabinde İtalya'ya kaçmıştır.

2 ) Jandarma Paşası Es'at Toptanî. Birkaç yıl sonra Arnavutluk'ta çıkan isyanda Hasan Rıza Paşa'yı vurarak şehid etmiş. Arnavutluk kralı olmasını beklerken, İtalya'da yine bir Arnavut tarafından öldürülmüştür.

3 ) Ermeni Senatör Aram Efendi. Ermeni komitacılarla kol kola gezen her fırsatta ekmeğini yediği vatanına ihânet içinde olmuş biridir.

4 ) Koramiral Gürcü Arif Hikmet, ileriki yıllarda karanlık siyasî ilişkiler içine giren denizci.

Sultân Abdülhamid hemen o gece 38 kişilik mâiyeti ile trenle Selânik'e gönderildi.
Bütün nakit parasına, tahvillerine ve bankalarda ki altınlarına el konuldu. Yanına birşey almasına fırsat verilmedi.
Ağabeyi 5. Murat gibi Çırağan Sarayında oturmak istemesine fırsat verilmedi.

Bugüne kadar Türkiye Hâkânları içinde önemini her dâim muhafaza etmiş ve dünya devletleri tarafından en siyasî lider olarak tanımlanmıştır.

Hakkında vagonlar dolusu her dilde kitaplar yazılmış büyük bir şahsiyettir.

Darbeden kısa bir süre sonra, herkes hata yaptığını büyük pişmanlıklar içerisinde oyuna getirildiklerini söylemişler, ancak iş işten geçmiştir.

Allah (c.c.) bu millete her dâim böyle liderlerden mahrum etmesin.

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • HülyaHülya1 ay önce
    Allahım Allahım sen biliyor görüyorsun
  • Nur Zeynep BetülalpNur Zeynep Betülalp1 ay önce
    Sayın Yazar Bey, Büyük Hakan Abdülhamid Han'ı yazınız vesilesiyle bir kere daha rahmetle yad ettik, var olun..."Ders alınmayan tarih tekerrürden ibarettir" misalindeki gibi tekerrürleri günümüzde de yaşamaktayız. Şimdiye uyarlarsak, sadece şahıslar farklı. Artık iyice uyanık olma vakti. Payitaht dizisi ile Büyük Hakan'ımıza azıcık da olsa iade-i itibar oldu ve milletin tarihe merakı oluştu. Sizler kalem ehli olarak, bu doğru bilgileri yarınlara taşıyorsunuz ya...hep var olun...Her daim, Allah yar ve yardımcınız olsun...
  • Ertuğrul AçıkelErtuğrul Açıkel1 ay önce
    Eline diline saglik allah sultanimiz abdulhamit hana rahmet etsin mekani cennet olsun allah sizden razi olsun selam ve duaile
  • ARİF KARAHAN ARİF KARAHAN 1 ay önce
    Allah razı olsun hocam yine ders niteliğinde bir yazı teşekkürler ışığınız sönmesin inşallah. Selamlar.
  • Ömer adaletÖmer adalet1 ay önce
    Adaşım, önce tebrik sonra dikkatimi celbeden çalışmanız için teşekkür. Akit, gazetesi gibi ŞİA sevdalısı, Vahhabi aşığı bir gazete de bu tarz yazıların yayınlanması dikkate şayan bir mesele.. Akit, ya Erbakan'ın kulu kölesi olun yahut Humeyni şerefsizini peygamber diye kabul edeceksiniz diye yayınlar yaparken 180 derece dönüş yapması ilginç.. Çalışmanızda tek katılmadığım husus HAL FETVASINI, Nuri efendi değil ELMALI HAMDİ denen orospu çocuğu imzalamış olmasına rağmen Nuri efendiyi işaretlemeniz şık olmamış.. HAL FETVASINI, anası kancık babası godoş olan ELMALI HAMDİ denen kancık oğlu kancık imzalamıştır..
  • Celil yağmuroğluCelil yağmuroğlu1 ay önce
    Çok değerli hocam Halit bey çok mükemmel bir yazı Allah sizlerden razı olsun ben şahsen Mimarım ama tarih okuma meraklı birisiyim çünkü her Millet tarihini çok iyi bilmeli bilmediğin takdirde yarı bir İnsan sayılırsın bizim kültürümüz önce din be tarihtir bunu bilmediğin takdirde Siyaset yapamasınız Kültürünü attıramasınız,,bu yazınızda çok şey öğrendim ben bir Kerküklü olarak ,,İHSAN DOĞRAMACI,bir Iraklı Erbil Türkmenlerinden bu adamın Şevket paşayla akraba olduğunu sizlerden öğrendim demek İhsan betinde köküde boktanmış ben İhsan beti sevmedim çünkü O bir Mason ,,biliyorsunuz Masonlar onu dünya Rektörler başkanı yaptılar bu tesadüf değildir ,,Sayın hocam Tarihimizle gurur duymamak mümkün değildir Ama tarihimiz hep hiyanetle ve acılarla dolu ,,Hiyanet hiyanet ,,neden bitmez çünkü yeryüzünde iki kutup var birisiŞEYTANİ AKIL,,diğeri ise YER YÜZÜNE ADALETİ MERHAMETİ GETİRMEK İSTEYEN BİR MİLLET VARSA ODA TÜRKLERDİR,,ALLAHIN YER YÜZÜNE İNDİRDİĞİ ASKERLERİYİZ VİZLER,,ALLAH TÜRKÜ KORUSUN VE TÜCETSİN YARABBİM,,Vesselam,,
  • ERHAN0678ERHAN06781 ay önce
    Zalimlere beddua millete dua! İşte Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han'ın Duası:Allahım helal etmiyorum!Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere, hakkımı helal etmiyorum!Beni, benim için lif lif yolsalar, cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar, sarayımı yaksalar, hanümanımı, hanedanımı söndürseler, çoluğumu gözümün önünde parçalasalar helal ederdim de Sevgili'nin (SalAllahu Aleyhi ve Sellem) yolunda yürüdüğüm için beni bu hale getiren ve milletimi ateşe atan insanlara hakkımı helal etmem!Allahım! Mukaddes isimlerine kurban olduğum Allahım!Ya Âdil!Bana "Kızıl Sultan" adını takan ve devrilmem için ellerinden geleni yapan Ermenileri, şimdi beni devirenlere parçalatıyorsun!Bu cellatları da, kim bilir, kimlere parçalatacaksın?..Fakat yâ Rahman!..Adaletinle tecelli edersen hepimiz kül oluruz!Bize acı!Resûlünün, Sevgilinin, Kainatın Efendisinin nurunu kaydeder gibi olduğu için bu hale gelen millete, rahmetinle, fazlınla, lütfunla tecelli et! Yâ Kâdir!Kundaktaki yavruyu gagasına almış, kaçıran leş kuşunu düşürüp çocuğu kurtarmak ancak senin kudretine sığabilir. Leş kuşlarının gagasında kundak çocuğuna dönen milletimi kurtar Allahım!Ya Ma'bud !..Ömrümde tek vakit farz namazı kaçırdığımı hatırlamıyorum!Ama tek vakit namazım olduğunu iddiaya da nefsimde kuvvet bulamıyorum!..Huzurunda eğileceğime kaskatı kalıyorum ve duada ruh teslim edeceğime yatağımda kıvranıyorum! Sana kulluk gösteremeyen bu kulunu affet Allahım!Eğer, yılları tesbih dizisince süren hükümdarlığımda Seni bir kere anabildim, Resûlüne bir an bağlanabildimse, duamı, o bir kere ve bir an yüzü suyu hürmetine kabul et!Yâ Sübhan!Şu titrek elleri, Kıyamet gününde sana "Ümmetim, ümmetim!" diye yalvaracak olan Habibinin eteğinde, şimdi "Milletim, milletim!"diye dilenen bu ihtiyarın duasını geri çevirme! Milletimi evvelâ "Ba'sü ba'de'l-mevtsiz" bir ölümle yok etmeye götüren sahte kurtarıcılar ve sahte kurtuluşlardan kurtar; ve ona bir gün gelecek kurtarıcıları, gerçek kurtuluşu nasib eyle!..Benim artık bu dünya gözüyle görebileceğim hiçbir saadet ümidim kalmadı.Bari felâketi olsun bana daha fazla gösterme Allahım!Ayakta duramaz, haldeyim!Vadem ne gün dolacak Allahım?..
  • SeymenSeymen1 ay önce
    Amin!! Güzel bi yazı
  • MardinliMardinli1 ay önce
    Sayın halit dilinize sağlık Allah razı olsun .Seçtiğin güzel konulardır yalnız çok uzun alıyorsun biraz kisatirsan daha anlaşır.Gelelim konumuza hayinler her yerde ve her zaman vardır ve olacak bir şeydir çünkü hayin olan hiyanetinden vaz geçemez ne kadar ona iyilik edersen boştur o paşalar mithat sürgüne gönderiyor A.hamit ona bes yüz lira veriyor sonra geri getirib vali olarak getiriyor A.azizi şehid eden muradı hastalığına sebeb olan ve sonunda A.hamidi tahtan indiren bu hayinler dünyada cezaları çekmeden ahirete gittiler orda çetin bir hasab verecekleri muhhaktir bu kadar yeter
  • Yunus 16 Yunus 16 1 ay önce
    27 NİSAN 1909 KUR'AN-I KERİM DEN KOPARILDIĞIMIZ UZAKLAŞTIRILDIĞIMIZ TARİH. ARTIK İNGİLİZLERİN İSTEDİĞİ ŞEKİLDE MÜSLÜMANLIĞIN TEMELİ ATILMAYA BAŞLAYACAKTI. KUR'AN-I KERİM YA DUVARDA ASILI YA DA DOLAPTA SAKLI KALACAKTI!! MÜSLÜMAN TÜRK MİLLETİ NİN DİN DE CAHİL KALMASININ TEMELLERİNİN ATILDIĞI TARİH 27 NİSAN 1909.

Günün Özeti