• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Resûlullah aşkıyla yaşanan 100 bahtiyar yıl. Gönüller Sûltânı Şeyh Zekeriya Buhâri Hz. (Vefât 10 Nisan 2005)

13 Nisan 2024
A


Halit Kanak İletişim:

El Ârifi Billâh Şeyh Muhammed Zekeriyya El Buhâri, Medine-i Münevvere'de ikâmet eden bir “ALLAH DOSTU” idi. Fergana/Margilan’lı olduğu halde Türkistan’lı olmasından dolayı kendisi Medine’de Buhâri olarak bilinirdi. Hacc'a, umreye giden Türkiye’den ziyaretçilerin ziyâretgâhı olan evinde herkese rahmet vesilesi olur, duâlarını esirgemezdi. “Bütün hamdler Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Güzel âkıbet ise takvâ sahiplerine aittir” diye başladığı duâsına Selât-ü Selâmla devam eder sonra Âyet-i Kerîmeler ve Hadis-i Şerifelerden düzenlediği duâlarla tamamlardı.

Her cuma günü pişittirip dağıttığı Buhâra Pilavı ikramı ise herkesin dilindeydi. Medine-i Münevvere’de Cennet’ül Bâki Kabristanında Resûlüllah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’e komşu olarak medfûn bulunan Şeyh Muhammed Zekeriyya Efendi’nin Allah-û Teâlâ makâmını Âli eylesin. Himmetleri hepimizin üzerine olsun inşaallah.

Şeyh Muhammed Zekeriyya Hazretleri, Özbekistan’ın doğusunda bulunan Kırgızistan sınırına yakın Fergana İli’nin hemen yanıbaşındaki Margilan Şehrine bağlı Demkul köyünde 1905 yolunda dünyaya gelir. Dedesi ve babası tasavvuf ehli bir zattı. Okul çağına gelince köylerine en yakın medreseye gönderilir. Ancak yaya olarak dört saatlik bir yolu vardır. Zekeriyya Efendi 20 yaşına gelene kadar her gün ilim öğrenme azmi ile o yolu sabah akşam kateder, hiç şikâyet etmez. Gün gelir, ailesi ile birlikte çok genç yaşta intisap ettikleri 10 km. mesâfede bulunan Nakşibendi Şeyhi İskender Efendi’nin telkiniyle kendi köyünde imamlığa başlar. 

Fakat bu arada Türkistan’da önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Komünist Rusya bölgeyi işgâl etmiştir. Her ne kadar Enver Paşa’nın gelerek bizzat teşkilatlandırdığı “Basmacı Hareketi” Nakşibendi ve Yesevî dervişleriyle komünist Rus ordusuna karşı yer yer sert direniş göstermiş olsalar da bu durum 5-6 yıl sürmüş, nihayet 1928’de Özbekistan’daki Fergana vadisi tamamıyla komünist rejimin pençesine düşmüştür. 

Komünist rejim dine şiddetle karşıdır ve medreseleri kapatır. Ulemânın bir kısmını katleder, bir kısmını hapse atarlar, bir kısmını da sürgüne gönderler. Medreseli İmâm Zekeriyya Efendi ise köse olduğu için ergen gibi gözükmektedir. Dolayısıyla hapis yerine kolhozlarda çalıştırmak üzere Semerkand’a pamuk tarlalarına sevkederler.

Ancak Muhammed Zekeriyya Efendinin babası bu yıllarda vefât eder. Artık annesi Raziye Hanımla tek başına kalmıştır. Stalin’in baskısıyla ülkesindeki durumlar ise hiçte içaçıcı değildir. İslâm’ın neredeyse yaşanılamaz hale gelmesi anne-oğlu hicrete zorlar. Zâten Fergana vadisindeki dindar insanların çoğu Ceyhun nehri üzerinden Afganistan’a hicret etmişlerdir. Onlarda aynı yoldan Güney Türkistan’a yâni Afganistan’a hicret etmeye karar verirler. 

Ancak bu çok da kolay olmaz. Bu işi yapan insan kaçakçıları ile el altından yüklü bir paraya anlaşırlar. Vakit tamam olunca saklana saklana buluşma yerine gelirler. Kaçakçıların nehri geçirmek için kullandıkları sal şişirilmiş keçi tulumlarından yapılmıştır. Besmele ile binerler. O bölgede oldukça geniş akan Ceyhun Nehri üzerinde yola çıktıklarında saatler gece yarısını çoktan geçmiştir. 

Nehir boyunca Rus sınır muhafızları projektörlerle nehri taramakta, nehir üzerinde gördükleri her cisme ateş açmaktadırlar. Muhammed Zekeriyya Efendi ile annesinin bindiği sal projektörlere yakalanmaz, ancak aşırı yüklü sal ağırlığa dayanamaz ve Afganistan sahillerine yakın bir yerde alabora olur. Tam bir can pazarı yaşanmaktadır.

Allah’tan suya düştükleri yer derin değildir. Buna rağmen can kayıpları olur. Sımsıkı kavradığı annesini bırakmayan Zekeriyya Efendi annesiyle birlikte yürüyerek sudan çıkarlar. Yaptıkları şükür secdesinden sonra Belh Şehrine doğru giderler. Yol üzerinde Beyduda köyüne geldiklerinde Ehl-i Beyt’ten olan Seyyid Sıddık Hân’ı ziyâret ederler. Sıddık Han genç Zekeriyya Efendinin ilmine hayran olur ve onları bırakmaz. 

Burada kaldıkları süre içerisinde Muhammed Zekeriyya Efendi Sıddık Han’ın çocuklarını okutur, camide müezzinlik yapar. Fakat annesi hacca gitmek için yanıp tutuşmaktadır. Zekeriyya Efendi annesine hacca götürmek için söz verir. Ve annesinin bu isteğini yerine getirmek için iki sene müddetle şehirden tenekelerle gazyağı getirip Türk köylerinde satmaya başlar.

Belirli bir para biriktirdiğinde de bir hac kâfilesine rastlar. Yaptıkları anlaşma ile kafileye dâhil olurlar. Karaçi Limanından bindikleri gemi ile Cidde’ye, oradan da Mekke’ye geçerek hac farizasını yerine getirirler.

Buda kolay olmaz. Çünkü anne ayaklarından rahatsızlanmıştır. Muhammed Zekeriyya Efendi; annesini sırtına alarak tavafını yaptırır. Beytullah’a gidip gelirken de, annesini sırtında taşımaktadır. O yıl Mekke-i Mükerreme’de kalırlar ve bir yıl sonra bir Hacc daha yaparak, akabinde hayatlarının sonuna kadar kalacakları Medine-i Münevvere’ye Ravza’ya kavuşmuşlardır.

Zekeriyya Efendi önce, Ravza’nın bitişiğinden başlayan sokaklarla birbirine bağlanan sıra sıra evlerden bir tanesini kiralayarak annesi ile buraya yerleşir. Burası, Cennetü’l-Bâkî ile Mescid-i Nebevî arasında yer alan Şâri’-i Rumîye denilen küçük bir mahalledir. Sonrada rızk sebeblerine yapışarak nafakalarını temin etmek için Harem-i Şerif yakınında Sûk-ı Ayniyye denilen ecdattan kalma Osmanlı yapısı çarşıda küçük bir dükkân kiralar ve tezgâhında sergilediği hediyelik eşyalarla birlikte, her insana gerekli olan makas, tırnak çakısı gibi ufak-tefek eşyalar satar. Ayrıca Özbekistan’da iken öğrendiği orada çok yaygın olan porselen çay takımlarının tamir etme işini Medine’de de kırık porselen, fincan, tabak gibi eşyaların tamirini yaparak devam ettirir. 

Sabah namazından sonra açtığı dükkanında mensubu bulunduğu Nakşibendi yolunun kurucusu Şâh-ı Nakşibendî Hazretlerinin “Halvet der encümen” şeklinde öğrettiği zâhirde halk ile kalben Hak ile beraber olarak, eli işte gönlü Allah’ı zikrederek, Nûr Sûresi 37. Âyet-i Kerîme’de buyurulan; “O erler ki, ne ticâret ne de alış veriş onları Allah’ı zikretmekten, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyabilir. Onlar, kalplerin halden hâle girip alt üst olacağı ve gözlerin dehşetten donakalacağı bir günden korkarlar” meâlindeki âyete mutâbaat yaparak öğleye kadar çalışır.

Öğle ile ikindi arası istirahat eder ve annesi ile ilgilenirdi. Zâten annesini üzer endişesi ile kimseyle evlenmediği gibi aklından dâhi geçirmemişti. İkindi namazına yakın Mescid-i Nebevî’ye gelir ibâdetle meşgûl olurdu. 15 yıl sonra annesi vefât edince dükkanı devreder. Bu kez de evinin bazı odalarını Hacc mevsiminde ve umre için gelenlere kiralamağa başlar ve vaktini memleketinde yarım kalan dini tahsiline Harem-i Şerif’te yapılan Kur’an, hadis, tefsir, siyer-i nebi, hesap, fıkıh gibi derslerin yapıldığı ilim halkalarına devam ederek tamamlar. 

Ayrıca, Fergana’da başladığı Nakşibendi Tarikâtında ki seyr ü sülûkunu da burada bitirir ve büyük mânevi makamlara ulaşır. O artık vefâtına kadar devam edecek yol gösterici bir mürşid-i kâmil olarak irşada başlamıştır. Günler geçtikçe, dünyanın her tarafından O’nun mânevî hallerine vâkıf olan Allah Dostları’nın, ehlûllah’ın, evliyânın, âlimlerin ziyaret ettiği biri hâline gelir. Türkiye’den hiç ziyâretçileri eksik olmaz. Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi, Musa Topbaş Hocaefendi, Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi gibi Allah Dostları bunların başında gelir.

Bunlardan biri vardırki Muhammed Zekeriyya Hazretleriyle Ravza-ı Mutahhara’daki Ashâb-ı Suffa’da her dâim beraber oldukları âcizâne bizlerinde zaman zaman ziyâret ederek istifâde etmeye çalıştığı Medineli Hacı Mustafa (Bağrıaçık) Efendi’dir. Muhammed Zekeriyya Hazretlerinin 100 yıllık ömrünün ilerleyen zamanlarında hizmetini de yapan Medineli Hacı Mustafa Efendi (Efendi Baba) o günlere ait hatıralarını fırsat buldukça anlatmaktadır. Ruhumuzun derinliklerini etkileyen bu sohbetler karşısında taaccübe düşsek de büyük bir zevkle dinlemeye hâlen devam ediyoruz.

Şeyh Muhammed Zekeriyya Bûhârî Hazretleri kendisini edeble ziyâret eden büyük mürşitlere, ilerleyen zaman içerisinde üzerindeki bütün mânevî makâmları kendisine devredeceği Medineli Hacı Mustafa Efendi’yi işaret ederek her seferinde “Buna dikkat edin, duâsını almaya çalışın bugüne kadar hiç bir duâsı geri dönmemiştir, Allah kendisini ayrı seviyor” demek sûretiyle Efendi Baba’san sitâyişle bahseder.

Sevenleri tarafından Efendi Baba olarak hürmetle tâ’zim edilen bu mübârek Peygamber aşığı Allah dostu, Şeyh Zekeriyya Hazretlerine mutabât olsun diye bu Ramazan-ı Şerif’te olduğu gibi, her Ramazan Ayında Medine-i Münevvere’de fakir-fukarâya, garip-gurâbaya mükemmel sofralar açmaya devam etmektedir. Yine O’nun yaptığı gibi zaman zaman onlarca davar kestirerek fakirlere dağıttırmaktadır. Allah-û Teâlâ makamlarını âli eylesin, bizleri de şefaatlerine nâil eylesin inşaallah.

ŞEYH ZEKERİYYA HZ.’LERİNİN VEFÂTI

Şeyh Zekeriyya Hazretleri vefâtından 5 ay önceki son Ramazan Ayında (15 Ekim-13 Kasım 2004) isteği üzerine son ikâmet ettiği ve Ravza’ya yaklaşık 900 metre mesâfede bulunan hânesinden kendisine büyük bir şevkle hizmet eden Afganistanlı Abdurrahman Efendi tarafından tekerlekli sandalyeyle Mescid-i Nebevî’ye getirilerek namazlarını Mescid-i Nebevî’de Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.)’in huzurunda cemaatle kılmış. Bu durum, hastalığının gittikçe ağırlaştığı son ânına kadar böyle devam etmiş. 

Bu arada ziyâretler kısa kısa da olsa devam etmiş, 21 Ocak 2005 tarihindeki kurban bayramı sonrası yoğunlaşarak hac farizâsını yerine getiren hacılar tarafından ziyâret akınına uğramıştı. Fakat Şeyh Zekeriyya Hazretleri hastadır. Vücut bâzı şeyleri artık kaldıramaz duruma gelmiştir. Hastalığı önce safra kesesi rahatsızlığı ile baş göstermiş, safra kesesi ameliyatla alınınca biraz rahatlamış, ancak kısa bir süre sonra rahatsızlığı yeniden nüksedince hastaneye kaldırılmış. Bu arada 100 yaşına girmiştir ve yaşı gereği artık çalışır-çalışamaz durumda olan bâzı iç organlarından yeniden ameliyatlar geçirir. O, ağrılarının şiddetle devam ettiği bu günlerde dâhi namaz vakitlerini sormuş, yattığı yerden namazlarını edâ etmiş, salavat ve zikrullahı hiç bırakmamıştır.

9 Nisan 2005 Cumartesi gece yarısı birden uyanır, gâyet iyi gözükmektedir. Önce az bir şeyler de olsa iştahla yer. Sonra yanındakilerle şakalaşır ve Rasûlullah’ın (s.a.v.) doğduğu ay olan Rebiülevvel’in girip girmediğini sorar. “Yarın Rebiülevvel başlıyor Efendim” cevabını alınca çok sevinir. Ardından Fecr Sûresinin son dört âyetini okur. Meâli şöyledir:

27. Ey kâmil bir imân ve sâlih amellerle huzûra ermiş nefis!

28. Sen O’ndan râzı, O da senden râzı olarak Rabbine dön!

29.Dürüst ve samimi kullarımın arasına katıl!

30. Cennetime gir!

Ertesi gün 10 Nisan’dır. Rebiülevvel Ayının birinci günüdür. Bilinci kapalı gibi dururken saat 10.00 sularında Şeyh Muhammed Zekeriyya Hazretleri yine birden bire gözlerini açar, etrafındakilere son kez bakar ve tebessüm ederek iki kere “Rabbî”, “Rabbî” diyerek emânetini teslim eder ve Rabbine yürür.

Hastaneden çıkartılan mübârek bedeni 50 kg.’ın altındadır. Hoten Ribatı denilen yere getirilerek gasledilip, kefenlenir. Aynı gün ikindi namazına yakın çok sevdiği Allah Resûlü’nün huzurundadır ve namaza müteâkip kılınan cenâze namazından sonra annesinin de medfun bulunduğu Cennet’ül Bâki’de toprağa verilir.

O’ndan geriye; Türkiye, Irak, Suriye, Mısır, Tunus, Cezayir, Türkistan ve Hicaz bölgesi olmak üzere dünyanın her tarafında ki sevenleri ile bütün mânevî emânetlerini devrettiği Medineli Seyyid Mustafa Bağrıaçık Efendi (Efendi Baba) kalır. 

ŞEYH ZEKERİYYA HZ.’LERİNDEN KISA NOTLAR

Şey Muhammed Zekeriyya Hazretleri, kendisini Resûlullah’a vakfettiğinin bir işâreti olan şu yazıyı kapısına astırmıştı. “Madem ruhum cesedindedir, o müddetçe benim kapım Allah Rasûlü’nün (s.a.v.) misafirlerine açıktır.”

O’nun Resûlullah sevgisi başta bütün Mekke, Medine ehlinin kendisini sevmesine vesile olduğu gibi, dünyada sayısız sevenleri vardı ve  hiç misafiri eksik olmazdı. 

Şeyh Muhammed Zekeriya Efendi, son derece cömertti. Eline avucuna ne geçerse ikinci bir Cum’a geçmeden onları fakirlere dağıtırdı. Sofrasından eksik olmayan misafirlere ikram etmeyi, yemek yedirmeyi, onlara bol ikramda bulunmayı çok sever ve “Misafire ikramda israf olmaz” buyururdu. Öğle veya akşam yemeği vakti yaklaştığı sırada izin isteyen misafirleri ne kadar kalabalık olursa olsun, yemek yedirmeden gitmelerine izin vermezdi. 

Bir lokma yememiştir ki ikincisini ve üçüncüsünü yanındakilere ikram etmemiş olsun. Misafirler sofradan kalkmadan onlara “Hepinizi yarın da buraya yemeğe bekliyorum inşaallah” derdi. Mübârek Efendi Baba’nın (k.s.) aynı sünnetleri yaptığına şahit oluyoruz.

Her cuma günü, onlarca insana ellerine vererek okutturduğu cüzlerden oluşan hatimlerle ve Türkiye’den getirttiği zeytinyağı ile hazırlattığı ve kimi zikrine katılmak, kimi fıkıh ve hadis derslerine iştirak etmek, kimi de dünyevi-uhrevî konularda danışmak, duâ almak için gelen ziyâretçilerine ikram ettiği hatimli Türkistan pilavını hiç aksatmazdı.

Bir de kendisini ziyarete gelenler bâzen kendi aralarında dünya kelâmı konuşmağa başladıklarında hemen kendilerine bir tesbih uzatarak Salavât-ı Şerife veya Kelime-i Tevhid çekmelerini isterdi. Elini öpmek isteyenlere el öptürmek istemez, çok ısrar eden olursa da gönlünü kırmamak için el verirler bâzen de hep bükülü olan dizlerinden öperlerdi. 

Şeyh Muhammed Zekeriyya Hazretleri Türkiye sevdalısıydı. Teheccüd namazlarında gözyaşlarıyla Türkiye’nin huzuru, ümmetin mutluluğu, refahı ve kurtuluşu için duâ ederdi.. Türklerin yeniden İslâm’ın Bayraktarı olarak cihâna hâkim olmasını çok arzu ediyordu. (Arzusu yerine geliyor inşaallah.) Türkiye’deki gelişmeleri takip eder, Türkiye’den gelen misafirlerden güzel Türkiye Türkçesiyle haber almaya çalışırdı. 

Muhammed Zekeriya Efendi’nin en önemli özelliği Sünnet-i Resûlüllah’a uymadaki hassasiyetiydi. Bu özelliğinden dolayı Allah-û Teâlâ hep yardım ediyordu. Bir keresinde teheccüd namazına kalktığı sırada düşmüş, bacak kemiği, kalça kemiğinin birleştiği yerden kırılmıştı. Sevdiği doktorlar büyük bir heyecanla kendisini ameliyata almak istedilerse de kabûl etmedi. Herkes üzülmüştü çünkü bu işin sonu genellikle yaşlılarda vefâtla sonuçlanırdı. 

O sıkıntılı günlerde, Şeyh Muhammed Zekeriya Hazretleri bir gece uyanır, refakatçisine seslenerek, “Haydi kalk şifâ buldum” der. “Validem beni rüyamda ziyaret etti ve kırılan yerimi sıvazladı Allah’ın izniyle iyileştim” diye ayağa kalkar. Sabah mübâreği ayakta gören doktorlar şaşırıp kalırlar.

Bir keresinde de Ahmet Ünlü (cübbeli) Hocaefendi geldiği Medine-i Münevvere’de Muhammed Zekeriyya Hazretlerini ziyâret etmeden dükkanın birinden annesi için elbiselik kumaş almak ister. Fakat 100 Riyal eksiği kalınca istediği kumaşı alamaz. Ziyâret esnasında Şeyh Muhammed Zekeriyya kendisine 100 Riyal verir ve “Annene kumaş alırsın” der.

Cumartesi günleri bazen sünnet gereği Kuba Mescidi’ne gider; bazen de Şühedâ-i Uhud’u ziyaret ederdi. Güvendiği Hâfız Abdulşekûr’e vasiyet ederek, cenazesinin gasli, kefenleyeceklere ve kabrini kazacaklara verilecek ücret olmak üzere arasına bir miktar para koyduğu kefen bezini zaman zaman zemzem suyu ile yıkardı.

Yatsı namazına müteakip yine sünnet gereği istirahate çekilir ve artık ziyaretçi kabûl etmezdi. Gecenin son üçte birinde, gece yarısını bir müddet geçtikten sonra teheccüd namazı için kalkar 12 rekât teheccüd namazı kılar, ardından Salâvat-ı İbrahimiyye, Delâilü’l-Hayrât, Evrad-ı Fethiyye gibi virdlerini okur, yüreği yanık vaziyette Kubbe-i Hadra’ya yönelerek duâ ederdi. 

Sabah namazından iki saat önce Rasûlullah’ın (s.a.v.) mescidine intikal eder; sabah namazı kılındıktan sonra da güneş doğuncaya dek orada zikir, ibadet ve gözlüksüz Kur’an-ı Kerim okurdu. Güneş doğduktan sonra işrak namazını eda eder, duhâ namazını da Mescid-i Nebevî’de kıldıktan sonra bazen Cennetü’l-Baki’i ziyaret ederdi. 

Ardından da evine geçip sabah kahvaltısını yapardı. Müteakiben öğle namazından bir saat evveline kadar, bu minval üzere, vaktini değerlendirir ve bir saatlik bir istirahat yapar, öğle namazı sonrası haftada bir tamamladığı Kur’an-ı Kerîm hatmine devam ederdi. 

Genellikle ikindi vaktinden önce Mescid-i Nebevî’ye geri döner; ancak yatsıdan sonra çıkardı. Oruçlu değilse ikinci yemeğini ikindi sonrası veya akşam sonrası yer, bu arada ziyaretçilerini de kabûl ederdi. Son nefesine kadar böylece örnek bir hayat yaşadı. Allahu Teâlâ bizleri şefaatlerine nâil eylesin inşaallah.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Sadig Garayev Mingəçevir

Amin inşallah

Mustafa

1/2.0Tüm övgüler âlemlerin sahibi Allah’a mahsustur. 6/1.Bütün övgüler, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur.......... 18/1.Bütün övgüler, kuluna bu kitabı/Kuran’ı indiren ve bunda hiçbir tutarsızlığa yer vermeyen Allah’a aittir. 34/1.Bütün övgüler göklerde ve yerde bulunan her şeyin gerçek sahibi olan Allah’a mahsustur. Ahirette de tüm övgüler O’na mahsus olacaktır. Zira O’dur her hükmü doğru olan ve her şeyden haberdar olan. 7/29………Her secde mahalline girdiğinizde bütün varlığınızla O’na yönelin ve dini O’na has kılarak yürekten O’na yalvarın. Nasıl ki sizi ilk O yarattıysa sonunda yine O’na döneceksiniz. ŞERKSİZ ŞİRKSİZ YANLIZ ONA YALVARIN
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23