• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
C. Yakup Şimşek
C. Yakup Şimşek
TÜM YAZILARI
03 Eylül 2018

Aziz Nesin Kimin Kirâcısıydı

Kirâcı olduğunuz evin, dükkânın sâhibi kim, nasıl biri? 

Mülkünde oturduğunuz adamı tanıyor musunuz? 

Malı mı ondan değerli, o mu maldan değerli? 

"Mal canın yongasıdır." zihniyetinde mi? 

"Eline geçerse ödersin." diyor mu? 

Dost canlısı mı, para canlısı mı? 

Yoksa, dîni-îmânı para mı? 

*** 

Eylül ayları -bilhassa evler için- kirâlama işlerinin en çok olduğu devre... 

Aylık kazancının yarısını, hattâ daha fazlasını ev kirâsına ayıran insanlarımızın sayısını Allah bilir. 

Orta hâlli ve fakir vatandaşlarımızın kirâ derdine çâre bulmak devletimize yakışır. 

Çünkü bu sıkıntının en kestirme yoldan giderilmesi sosyal adâletin sağlanmasıyla mümkün olur. 

Devlet büyüklerimiz bu mesele üzerinde illâki kafa yoruyordur. 

*** 

Bu mevzûya nerden geldim? 

Aziz Nesin'in "Böyle Gelmiş Böyle Gitmez" isimli hâtıra kitabını okuyordum. 

(1966 târihli eser HÜSNÜTABİAT MATBAASI'nda basılmış ve DÜŞÜN YAYINEVİ'nden çıkmış. Bu iki isim, Türkçenin nerden nereye ge[tiri]ldiğinin de ibretlik bir manzarası...)

Bu kitabı okurken çok dikkatimi çeken bir yer vardı. 295'inci sayfada "OSMANLI RUM" başlığı altında bize tanıtılan kişi, Aziz Nesin henüz çocukken âilesinin oturduğu evin sâhibi... 

Bizim bu "Osmanlı Rum"dan alacağımız çok dersler var... 

*** 

"Babam, o define arayışından da daha öncekilerde olduğu gibi, eli ve cebi boş dönmüştü eve. Evsahibimize kirayı verememiştik. O ay kirayı vermemiz geciktiği için, İstanbul'da oturan evsahibi, bizim eve gelmişti. 

Adam Rum'du; şimdi örnek olarak bile eşi görülmeyen tam bir Osmanlı... 

Babamla onun, odada konuşmalarını hiç unutamıyorum.

Babam, kirayı veremediği evsahibine karşı, huyu gereği, hiç de alttan almıyordu. 

Karşılıklı kahve içiyorlardı. 

Adamın Rum olduğu konuşmasından hiç anlaşılmıyordu. Çok ağdalı Osmanlıca konuşuyorlardı. Daha çok cüppesini sarığını çıkarmış bir imam gibiydi. 

Birara konuşmaları, âyetler, hadisler üzerine döküldü. Bir hadis babam söylüyorsa, iki tane de Osmanlı Rum'u söylüyordu.

Arkadan eski şiirler okunmaya başladılar. Hele konu şiire dökülünce babamın iyice yenik düştüğü belliydi. Osmanlı Rum'u divan şiirinden, babam da daha çok halk ve tekke şiirinden okuyordu. 'Derya gibi' denilen türden bir adam olan evsahibiyle yarışılacak gibi değildi.

Kira için babamı hiç de sıkıştırmıyordu. İnsanlık hâliydi. Ne zaman parası olursa, babam kirayı o zaman verecekti. Parayı dükkânına getirirse iyi olurdu. Galiba Yemiş'te bir mağazası vardı. Cep defterinden kopardığı kâğıda 'Sülüs kırması' harflerle adresini yazıp verdi. Osmanlı Rum'unun yazısı çok güzeldi.

Babamla çok iyi anlaşmışlardı. Evsahibi gidince babam, 'Lâ havle' çektikten sonra, evsahibi Rum'un gizli din taşıdığını söyledi. Bu denli bilgili adam ancak müslüman olabilirdi Ama hangi nedenlerdense, gizli din taşıyor, müslümanlığını açığa vuramıyordu..." 

*** 

İşte bu bir Osmanlı Rum... 

Aziz Nesin'in ifâdesiyle "...şimdi örnek olarak bile eşi görülmeyen tam bir Osmanlı..." 

Bu "Osmanlı Rum" gibi insanları şimdi çevremizde, şehrimizde arıyoruz; fakat bulamıyoruz. 

Nesli tükendi onların... 

Bu "Osmanlı Rum" kadar müsâmahakâr ve kanaatkâr kaç kişi var bugün? 

"Müslüman" ev sâhipleri dâhil... 

*** 

Bir Rum düşünün, bir Müslüman kadar âyet-hadîs biliyor. 

Türk diline, yazısına ve edebiyatına bir Türk kadar hâkim... 

Bu nasıl bir iklim? 

*** 

Ev sâhibi, kirâcı; esnaf, mêmur; şehirli, köylü; zengin, fakir... 

Ne olursak olalım, fark etmez. 

Asıl mesele şu: 

Artık içimizde şu "Osmanlı Rum" kadar iyi insanları göremiyoruz. 

Öyle insanların yetişmesi yalnızca tesâdüflerin eseri değilse yetişmemesi de sâdece şanssızlıkla îzâh edilemez.

Başta Maârif (MEB) olmak üzere Türkiye’nin topyekûn tedrîsat sistemi bunun sebeplerini araştırıp bulmalı.

Bu ülkenin sosyologları, pedagogları, profesörleri, ilim adamları, din ve fikir adamları bunlara kafa yormalı... 

*** 

Türkiye'de dîni bir, milleti bir, mezhebi aynı olan insanlar bile birbirlerine güvenemez hâle gelmiş.

Müslüman, Hristiyan, Mûsevî; Türk, Rum, Ermeni, Yahûdî vs.nin bir zamanlar birbirine güvendiği kadar...

***

Bir Osmanlı Rum...

Müsâmahakâr, kanaatkâr, gözü gönlü tok.

Böylesi insanlar şimdi niçin yok?..  

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23