• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI

Gevezelik yazıları...

06 Mayıs 2021
A


Atilla Özdür İletişim: [email protected]

Bizlerde eskilerden miras bir söz vardır. Derler ki, “Çok yaşamak istersen düşünme derin derin derin. Ayağını sıcak tut, başını serin”..

Tabii buradaki “uzun ömrün”, zaman ile alakası bulunmuyor. Aslında eğer erkekler, bu anlamda çok yaşamak istiyorlarsa, beğendikleri kızların çoraplı olup olmadıklarına bakmalı. Bu dikkat, kendi hesaplarına faydalıdır. Saçına başına değil. 

Önemli olan, ayaklarındaki çoraplar..

Bu gizli ve özel araştırmaya “kadını aşağılamak” diyen olursa, turp suyu sıkarım onun kafasına..

Günümüzde görüyorsunuz dışarı çıkan genç kızların ayaklarında taban astarı benzeri bileklerini açıkta bırakan incecik konçsuz bez parçaları. Gerçi bu tarz giyim kuşam, herkesin özel tercihidir karışılamaz. Amma, evet amma, yarın bu kızın jinekolojik tedavi masraflarını kocası olacak adama yüklemesi hak ve reva mı? 

Genç yaşlarında çıt kırıldım görünmek için, ayıp ve bencillik değil mi? 

Bu çıt kırıldım hanımefendi, “hele kış günlerinde aşık kemiklerindeki aşırı üşütme, kafasının insafındaki soğuklukla birleştiğinde, biraz yaşlanır yaşlanmaz, üzerine bal dökülmüş mama misali jinekologların ellerine düşer.

Yazık değil mi kocasına? 

Bizim eski toprağın insanları, çocuklarını daha beşiklerindeyken birbirlerine karşılıklı alıp verirmişler..

Cehalet mi?. 

Yok canım, niye cahil olsunlardı?. Şimdi insanlar anayasalı yaşıyorlar. Her kişi kendi hak ve tercihlerinde nihai söz sahibi. Bu bakımdan çocukların kendi emeğiyle yaşama imkanının hemen hemen kalmadığı şu zamanda, aile bütçesine masraf açmayacak bir kızı peşinen ayarlaması şart olmalı. 

Yediğini içtiğini, giyinip çıkardığını peşinen öğrenemediği bir kızla evlenmeye kalkışmamalı.  

Bir başka gevezelik daha..

Antalya topraklarındaki arsenik kalıntısı, ölçüm değerine göre 16 birim görünürken, bu değer, Trakya’nın Ergene havzasında 200’lere yükseliyor.

Alüminyum ve kurşun gibi ağır metallerin de bölgelerindeki değerleri dengesiz, Ergene’nin su ve çamurunun sağlık sıhhat yönünden zehirden farkı bulunmuyormuş.. 

Bu masal, on yıl öncelerinin yarışmada birinciliğini kazanan masalı imiş.

Bu eğlenceli masalı ölçü tartı aletleriyle raporlayanlar, bunu kendilerine ısmarlayan karargaha, siyaseten ilgili kamu kurumundaki yetkililere teslim etmişler.

Aradan epeyi zaman geçmiş. Bilhassa Trakya’nın Ergani çayında bir tamirat, ve bir temizleme çalışması görülmeyince, raporu hazırlayan akademisyen, bu tılsımlı havadisi ahaliye açıklamış..

Meğerleyim bu tür havadisler içtimai hayatta devlet sırrı sayıldığından, mahkeme kararıyla raporun sahibi akademisyene hapis cezası kesilmiş.

Sonra adamcağız bakmış ki, millet ve devlet karşılıklı olarak hallerinden memnun, mecburen kanun yoluna baş vurmuş. Temyiz faslında beraatine kavuşmuş.

Hükümet vekillerinden birisi de “yok öyle bir tehlike, siz de bardak bardak için” diyerek birkaç bardak atomlu çay içmişti. Amaç. Devlet sırrını gizleyerek Karadeniz tarımını kollamak!

Trakya’da devlet, aklı sıra hububat, ayçiçeği, beyaz peynir ve çeltik üreticilerini koruyacak. Sanayiciye aman dokunma, kirlete dursunlar, çevreyi. Geçende aldığım beyaz peynir, Edirne peyniri hem de markalı idi, laf olsun diye kutusuna yapıştırmışlar:

“Tam yağlı olgunlaştırılmış peynir”. Tuz küpü çıktı ve de kireç gibi..

Şimdi gelelim bir üçüncü hikayeye.

Prof. Halil İnalcık’ın 1943-1992 yılları arasında bazı önemli toplantılarla ilgili kaleme aldığı yazılarındaki Sened-i İttifak’tan bir madde:

“Suçluların davaları şer’i kanunlara göre herkesin önünde incelenip hüküm verilmedikçe, hiç kimse hakkında gizli açık idam ve zehirleme gibi işlemler yapılmayacak, hiç kimse başkasının ırz ve namusuna el uzatmayacak ve herkes mal ve mülküne tam serbestlik ile sahip olacak ve kimse kimsenin işine karışmayacaktır. Faraza biri suç işlemiş olsa, mirasçıları onun suçu ile suçlandırılamayacağı için, suçlunun malının devlet tarafından müsaderesiyle mirasçılar haklarından mahrum bırakılmayacaktır”.

1800’lerin hemen başı. Osmanlı’nın padişahlık denilen ve egemenliği babadan oğula devreden mutlakiyet. Anayasası da, elverdiği ölçüde Kur’an-ı Kerim.

Şimdi tarih 2000’li yılların yine hemen başı. Egemenlik, elli artı bir nisbetinde sandıklı seçimle halk cumhuriyeti ve de anayasalı.

Her iki katarın da vagonları, katar başı lokomotiflerine yanlış bağlamışlar. Burası mutlakiyet, orası, anayasalı ı demokratik hukuk devleti.. Bilerek mi, yoksa dalgınlıkla, sehven mi?..

Bağlayan bilir…

Sekiz on sene oluyor. Hep merak ederdik şu Karadeniz’i. Günün birinde karar verdik, Rize’ye kadar, bir gidiş bir de geri dönüş.. Görelim demiştik, neyin nesidir şu Karadeniz.

Gide gele iki gün boyunca bıktım ve bunaldım, her şey ve her yer yeşil ve bitmez tükenmez tonları. Hatırlarım haykırmıştım, hem de gırtlağımı patlatırcasına..

“Yok mu lan şunun şuralarında taşlı topraklı bir çorak arazi”!.

Memleketimizin saygın eşrafından Mehmet Cengiz beyefendiler, Karadeniz cennetinin bitmez tükenmez kaynağında yeşiline mezar yeri açıyorlar…

Helal olsun!.. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

ABDULLAH

REİS BM'DE BEŞLİ ÇETEYE KARŞI DÜNYA 5'TEN BÜYÜKTÜR DİYOR AMA İÇERİDE BEŞLİ İNŞAAT FİRMASI HER ŞEYİ APAR TOPAR GÖTÜRÜYOR. TÜRKİYE 5'TEN BÜYÜKTÜR!!!
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23