• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI

Ayıp şey..

10 Mayıs 2021


Atilla Özdür İletişim: [email protected]

İhtiyaç ve zorluklar, insanları iktisadi zincirle birbirlerine bağlayarak toplum haline getiriyor. Birisi buğday üretirken bir diğeri kabak çekirdeği ekiyor. Ekmeği pişirenle soba borusu imal edenler, farklı kişiler. Kasap, saçını berberde kestirirken, berber de peynirini bakkaldan satın alıyor..

Toplumun başında bir belediye reisi. Ehil bir kimse bulunamaması durumunda, eli sopalı bir dolmuş kahyası. Fırıncısıyla, peynircisiyle, doktor ve nalbandıyla hep birlikte, al sana bir toplum. Okuması yazması bulunan insanlardan ibaret bir cemiyet. 

Bunların aralarından seçilmiş, sosyal ilişkileri hakkaniyetle yürüteceğini sandıkları, sevilip saydıkları bir kişi, 

Belediye reisi… 

Bugün Türkiye’de manzara böyle. Dünyada da pek farklı değil.. 

Corona sebebiyle uygulanan ilk birinci kısıtlamayı fırsat bilen insan, “doymak nedir” bilmediğinden, soba borusu imalatından, tahin helvasının kıvama getirilmesine, raflarındaki hela kağıtlarından tezgah altındaki soğan ve patatesine kadar, nesi varsa sattığı nesne, hepsinin fiyatlarını ve hizmet ücretlerini yükseltti.

Bizim güzel ülkemiz, üretim kapasitesindeki kifayetsizlik ve bir de sermaye yetersizliğinden, ekonomi politikasında içe dönük üretim modeline yöneldi. Ne var ki insanlarının “doymayanlar” familyasına mensubiyetinden, devlet de borçlanarak karaya tosladı. Hem de kaç kez.

Devlet dediğimiz, kimlerden müteşekkildi?

Sen, ben bizim oğlan. 

Sonra dediler ki, “Yerli halk sömürülmeye zaten alışık ve şerbetli. Onlar yine kazıklana dursunlar ve bizim için üretsinler. Dışarının yabancısına satarak döviz kazanırken bu arada borcumuzu da öderiz. Ve sistem, dışarıya çevrildi.

Dışa dönük üretim modeli!..

IMF’nin isteği yerine getirildi. Maaş ve ücretler düşürüldü. Velhasıl-ı kelam, eli sopalı dolmuş kahyaları, aldıkları emir gereğince kendilerinden ne istenmişse, hepsini yerine getirdiler. Bunlar, hep birlikte silme sağcı idiler..

Sağ- sol konusunun inceliklerine vukufiyeti bulunmayanlar, kahya düzenindeki namaz kaçkınlarına, sağcı demeden korktular. 

Hikayenin tam da bu kertesinde, belediye reisleri, topladıkları emlak vergilerini konser veren, cambaz oynatan sanatçılara yedirirken bazılarının vicdanları titredi, fırın yakıp yoksullar için ucuz ekmek havasına girdiler. Oysa Erbakan, süt peynir satıyor, besicilere yem üretiyordu.

Karşıtları nezdinde “solcu kafası” intibahını yaratan Erbakan’ın “İstanbul Halk Ekmek”inin ardından “Bursa Halk Ekmek” loğusa yatağında can buldu. Ankara’dan Keçiborlu’ya Anadolu’da, dolmuş kahyaları hamur karma yarışına başladılar..

İşte bu hamurkarlığa tanzimcilik deniliyor.

Cumhuriyet’in ilk tanzimciliğini, 40’lı yılların İnönü devrinde fiilen yaşayarak gördüm. Ekmekten başladı ve ölü kefenine varıncaya kadar tezgahlar çeşitlendirildi. 

Şeker derken, patiskanın yanına çay bardağı da ilave edilerek serbest pazara nispet, düşük fiyatlarla memurlara ucuzundan satılmaya başlandı.

Yakın geçmişte, İstanbul’daki AKP’li belediye de soğan ve patates tanzimiyle, halkın yardımına koşmuştu..

Şimdi belediyelerin eli sopalı dolmuş kahyaları, birbirlerinin kirli pisliklerini sergileme yarışında hiç ölmeyecekmiş gibi koşturuyorlar. Oysa hepsinin cemiyetin dirlik ve düzenliğine helalinden ter dökmüşlüğü vaki olduğu gibi, yakınlarını yemleyerek yapmış oldukları soygunculukları da mevcut..

Hiç birisi diğerlerinden daha beyaz veya daha kara olamaz.

İlk tanzimcilik günlerinde reisler sosyal yönetimin acemisi olduklarından, başlangıçta epey yanlışlık yaptılar. İkinci tanzim uygulamasında da ilgililerin bu konuda tecrübeleri yoktu. Soğan patates temininde biraz gecikmelere yol açtı.

Şimdinin milleti hem kalabalık, hem gelir bakımından fukara. Bir de Korona salgınının kasıp kavurması bastırıyor. İnönü zamanında seçim yoktu, siyasi parti sayısı bir tek idi, Seçim denilen maskaralıklar da istismara uğramıyordu. 

Şimdi sandık maskaralığı azıtarak devam ediyor. Parti sayısının çokluğu, istismarı kaçınılamaz hale getirdi. İstanbul’da ana belediye fukaraya ekmek pişiriyor, bir öncekinin dolmuş kahyaları, tezgahları kaldırıyor.

Halk ekmeği üzerinden seçimlerde yoksulluğun istismarı, aldı başını gidiyor. Ne ayıp!..

Halbuki, şimdinin ekmek emini, daha iki hafta önce Şişli’de yeni bir ekmek büfesi açtı. Kasalarca ekmek geliyor, kapının önünde iki kişilik bir kuyruk bugüne dek görülmedi. 

Tam Şişli Belediye Reisliği’nin hemencecik yanına. Nazım Hikmet heykelinin ayak ucunda.. 

“İnsan oğlu, Ademoğlu olamayınca, doymak nedir bilmiyor”.. 

İstanbul’dan İzmit ve Gemlik üzerinden karayolu ile Bursa veya Uludağ’a gidenler Orhangazi’den itibaren gözlerini dört açsınlar. Dağların, tepelerin, ormanlık alanlarında, hektarlarca “Taş ocağı” sekellerinden meydan bulan kelleşmeleri göreceksiniz.

 Bursa Belediye Reisi ise, doymak bilmez aç insanların Uludağ’da açtığı yaralara merhem olmaya çalışıyor. Halkın refahına harcanacak kamu parasını, bu pislikleri örtmek için harcıyor.

 Fena mı? 

 Hayır, bilakis!.

 Asıl mesele, Mehmet Cengiz efendimizin İkizdere’de açmakta olduğu taşocağı yaralarını ileride kapatacak biri bulunabilir mi?.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

bi de şiir dene sen âbi

ne diyor bu yazı hiç bi şey anlamadım, sen anladın mı nihat?
  • Yanıtla

Jale

Umarım mektup doğru ellere ulaşır ve anlaması gerekenler anlar
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23