Vicdanın sınandığı bir misyon olarak Küresel Sumud Filosu!
Vicdanın sınandığı bir misyon olarak Küresel Sumud Filosu!
ARZU ERDOĞRAL
İsrail’in Gazze›ye uyguladığı ablukayı kırmak ve insani yardım ulaştırmak amacıyla geçen yıl oluşturulan Küresel Sumud Filosu’nun “2026 Bahar Misyonu”na katılan aktivistler, Gazze’ye ulaşma konusunda “kararlılık” mesajı verdi.
Dünyanın bazı anları vardır; coğrafyalar küçülür, mesafeler anlamını yitirir ve insanlık tek bir soruya indirgenir: “Ne yapıyorsun?” Gazze’ye doğru yola çıkan “2026 Bahar Misyonu” tam da böyle bir eşikte duruyor. Küresel Sumud Filosu’nun aktivistleri yalnızca bir yardım taşıma girişiminin parçası değil; aynı zamanda uluslararası toplumun uzun süredir veremediği bir cevabın somut ifadesi.
İnsani açıdan bakıldığında bu tür misyonların değeri, taşınan yardım malzemesinin ötesinde başlıyor. Evet, gıda, ilaç ve temel ihtiyaçlar hayati öneme sahiptir. Ancak daha derin bir katman var: görünürlük. Gazze yıllardır yalnızca bir kriz bölgesi değil, aynı zamanda unutulma riskiyle karşı karşıya olan bir insanlık meselesi. Bu tür girişimler, dünyanın dikkatini yeniden o noktaya çekiyor. “Orada hâlâ insanlar yaşıyor” demenin en güçlü yollarından biridir bu.
Bir başka kritik boyut ise sembolik güçtür. Tarih boyunca abluka ve izolasyon politikalarına karşı geliştirilen sivil girişimler, çoğu zaman doğrudan sonuç üretmekten çok daha fazlasını yapmıştır: anlatıyı değiştirmiştir. Bir grup aktivistin denize açılması, uluslararası hukuku, medya gündemini ve kamu vicdanını aynı anda harekete geçirebilir. Bu nedenle bu misyon, yalnızca Gazze’ye ulaşmayı değil, Gazze’nin dünyaya ulaşmasını da hedefliyor.
Peki Gazze’deki insanlık dramına ne fayda sağlar? Bu soru ilk bakışta sert gelebilir, ancak gerçekçi bir zeminde ele alınmalıdır. “Fayda” kelimesi burada acının araçsallaştırılması anlamına gelmemeli. Aksine, bu tür dramatik insani krizler, küresel sistemin aksayan yönlerini açığa çıkarır. Gazze, uluslararası hukukun uygulanabilirliği, insan haklarının evrenselliği ve devletlerin sorumlulukları konusunda bir turnusol kâğıdı işlevi görüyor. Eğer bu dram görünür kılınır ve doğru şekilde anlatılırsa, uzun vadede politik baskı oluşturabilir, diplomatik süreçleri hızlandırabilir ve kamuoyunun yönünü değiştirebilir.
Ancak işin en kritik ve belki de en zor sorusu şu: İsrail yine engellerse ne olur?
Bunun birkaç olası sonucu var. Birincisi, kısa vadede misyonun fiziksel olarak başarısız olması. Bu, yardımın Gazze’ye ulaşamaması anlamına gelir ki bu insani açıdan ciddi bir kayıptır. Ancak hikâye burada bitmez. Engelleme eylemi, uluslararası medyada geniş yer bulursa, diplomatik gerilimleri artırabilir ve ilgili aktörler üzerinde baskı oluşturabilir. Daha önce benzer durumlarda olduğu gibi, müdahalenin şekli ve sertliği küresel tepkinin tonunu belirler.
İkinci olasılık, bu tür engellemelerin aktivist hareketleri daha da büyütmesidir. Tarihsel olarak baskı, çoğu zaman karşı hareketleri güçlendirmiştir. Eğer filo durdurulursa, bu yeni filoların, yeni girişimlerin ve daha geniş katılımlı kampanyaların önünü açabilir. Yani kısa vadeli bir engelleme, uzun vadede daha büyük bir uluslararası mobilizasyona dönüşebilir.
Üçüncü ve belki de en kritik sonuç ise normlar üzerindeki etkidir. Her engelleme, “abluka ne kadar meşru?” sorusunu yeniden gündeme getirir. Uluslararası toplum bu soruya net ve tutarlı bir cevap veremedikçe, benzer krizlerin farklı coğrafyalarda tekrar etmesi kaçınılmaz olur.
Sonuç olarak, “2026 Bahar Misyonu” yalnızca bir yardım girişimi değil; bir sınavdır. Devletlerin, kurumların ve bireylerin nerede durduğunu gösteren bir sınav. Başarı, yalnızca Gazze kıyılarına ulaşmakla ölçülmemeli. Başarı, dünyanın bu yolculuğa ne kadar kulak verdiğiyle, ne kadar tepki gösterdiğiyle ve en önemlisi, bu hikâyeden sonra neyin değiştiğiyle ölçülmeli.
Çünkü bazen bir geminin varacağı liman, fiziksel bir kıyıdan çok daha fazlasıdır. Bazen o liman, insanlığın vicdanıdır.
Erdoğan’ın şu sözleri ile unutulmamalıdır;
“Sanmayın ki İsrail Gazze’de duracak. Sanmayın ki Ramallah güvenlik içinde olacak. Bu azgın devlet, bu terör devleti eğer durdurulmazsa, vaat edilmiş topraklar hezeyanıyla gözünü er ya da geç Anadolu’ya dikecek. İsrail, Gazze’de sadece Filistinlilere saldırmıyor; bize saldırıyor, bize. Hamas, Gazze’de Anadolu’nun ileri hat savunmasını yapıyor. Bunu göremeyecek kadar kör müsünüz? Bunu anlamayacak kadar mı idrakiniz kapandı?”