MEB, Umut ve YKS Gerçeği

05 Kasım 2018 Pazartesi

Bir eğitim uzmanının Milli Eğitim Bakanı olarak açıklanması, sevinmemiz ve umutlanmamız için yeterli oldu.

Aslında bu tesbit bile içinde bulunduğumuz içler acısı hali tasvir etmek için yeterli..

Sayın Cumhurbaşkanımızın defalarca ifade ve itiraf etmek zorunda kaldığı üzere eğitim meselesini çözemedik.

"2023 Eğitim Vizyon Belgesi"yle ilk defa toplu bir sistem değişikliğine hazırlanıyoruz.

Eğitime ayrılan bütçe ve bunun yansıması olan altyapı konusunda eskiye oranla çok daha iyi bir noktadayız.

İki asra yaklaşan bir ızdırabın içinde boğuşuyoruz. Modernleşme tecrübemiz problemli olunca, eğitim anlayışımız da doğal olarak problemli...

Esas itibariyle tek parti iktidarı döneminde şekillenmiş eğitim anlayışı ile milletin büyük çoğunluğunun sahip olduğu değerler  arasındaki doku uyuşmazlığı ne yazık ki hiç kapanmadı.

Özellikle son yıllarda eğitim konusu sürekli gündemimizi meşgul etti. Fakat asıl sorun ya da soruya odaklanmayı ihmal ettik.

Nasıl bir insan ?

Açıklanan "2023 Eğitim Vizyon Belgesi"nin en önemli ve en çok konuşulması gereken bölümünün giriş kısmında ortaya konulan "2023 Eğitim Vizyon Felsefesi" (S. 14-18) bölümünün olması gerektiğini ifade ederek devam edelim.

Kademeler arası geçişte sınavları esas alan ve hepimizin rahatsız olduğu bu sistemi nasıl olup da bu güne kadar uygulamaya devam ettiğimizi sorgulamak zorunda değil miyiz?

Yeni bir sistem ortaya koymaya çalıştığımız bu günlerde basit bir muhasebe yapalım:

Bir öğretmenimiz ya da kurumumuz sosyal statüsü çok çok güçlü ve biraz da kendini bilmez bir velimizin oğlu ya da kızının sınıf tekrarı yapması gerektiği yönünde karar aldı. (Böyle bir karar almak gafletinde bulundu.) Veya aynı durumda olan sıradan bir vatandaşın oğlu ya da kızının sınıf tekrarı yapması gerektiği noktasında karar aldı. Aynı mahiyette fakat farklı muhataplar karşısında sergileyeceğimiz tavrı ya da sonrasında yaşanabilecekleri hayal edelim lütfen...

Hemen hepimizin farkında olduğu ve bir yönüyle de herbirimizin kısmen sorumlusu olduğu bu vahim tablo sebebiyle sınav odaklı bir eğitim anlayışına mahkûm ve razı olduk...

Sayın Bakanımızın dönem dönem ifade etmek durumunda kaldığı gibi bu ödev hepimizin. Bu anlayışımızı değiştirmeden, yeni sistemin başarılı olmasının mümkün olmadığını da ifade etmek gerekir.

Diplomayı olması gerektiğinden çok daha önemli bir noktaya taşıyıp, eğitimi de zorunlu hale getirince yaşadığımız problemler her geçen gün katlanarak büyüdü.

Kademeler arası geçişi düzenleyen sınavların adı, şekli ve mahiyeti sürekli değişti. Esas itibariyle çözümü basit olan bu problemi ne hikmetse bir türlü çözemedik.

Önceki yıl TEOG da 16 bin civarında birinci çıkarttığımızda sistem çökmüştü. Fakat bu yaz LGS de yaşanan dram gibisine şimdiye kadar şahit olmadık.

Bu yazının asıl konusu; gündemde kendisine yeterince yer bulamayan üniversiteye geçişi düzenleyen sınav sistemidir.

Geçen yılı hatırlayalım. YKS (TYT ve AYT) sistemi açıklandıktan sonra ömrü iki ay sürmedi. Üzerinde defalarca değişiklik yapıldı. Kimi dersler önce kaldırıldı sonra geri getirildi. Kimi derslerin soru sayısı değiştirildi. Nihayetinde bir noktada karar kılınmak zorunda kalındı.

Bu vesileyle hatırlatalım:

Öğrencilerimizin çabuk karar alma yeteneklerinin de ölçülmesi elbette anlamlı. Fakat iki ayda sınav sistemini düzenleyemeyen bürokratik mekanizmanın gençlerimizin tüm hayatlarına yön verecek bir sınavda (TYT) en temel kaygılarının zaman problemi olduğunu farketmelerinde zaruret olduğu kanaatindeyiz.

Lütfen biraz empati...

Bu olumsuzluğun en büyük mağdurları ise aslında doğru cevabı bilmelerine rağmen yaşadıkları zaman problemi sebebiyle hak ettikleri başarıyı yakalamayanlar.

Müdahale edilmesi gereken asıl probleme gelince:

Geçen yıl yapılan son düzenleme ile yapılan sınavlarda (TYT ve AYT) tüm derslerde soru sayısı mümkün olduğunca azaltıldı.

Bu haliyle sağlıklı bir ölçme ve değerlendirme yapmanın mümkün olmadığını anlatmaya çalışmak zorunda kalmanın kendisi ızdırap vesilesi...

Şöyle ifade etmeye çalışalım: MEB bünyesinde 9. ve 10. sınıflarda bir dersten her dönemde iki yazılı olmak üzere toplam sekiz yazılı yapmamız gerekiyor. Oysa örneğin Fizik dersi için öğrencilerimizi 9. ve 10. sınıf konularından (83 kazanım) sorumlu tuttuğumuz TYT (1.aşama) sınavında yedi soru soruyoruz. Bu durumun sağlıklı olduğunu ifade edecek olanlara şöyle bir teklifte bulunalım.

MEB bünyesinde yapılan yazılı yoklamalarda her yazılı yanlızca bir sorudan ibaret olsun. (!)

Ya da öğretmenler fiili olarak her yazılıda yanlızca bir soru uygulamasını başlatsınlar. MEB'in bu duruma razı olmayıp müdahale edeceğinden de kimsenin şüphesi olmasın.

Bu çelişkili durum fiilen yürürlükte olduğundan başta MEB olmak üzere çocuklarımızın geleceğini önemseyen herkesi bu garip tablo üzerinde düşünmeye davet ediyoruz.

Bizler TYT ve AYT de soru sayılarını minimum seviyeye çekince sınav sonuçlarını belirlemede şans faktörü olması gerekenden çok daha üst seviyelere çıktı.

Buna bağlı olarak öğrencilerimiz sınav sonucuda aldığı puanın aslında hakettiği sonuç olmadığı duygusunu çok daha fazla yaşamaya başladı.  İlk defa bu yıl sınav sonucunu beğenmeyerek (haklı olarak sindiremeyerek) tercih yapmayıp gelecek yıl tekrar şansını denemek isteyen öğrenci sayısı bu oranda arttı.

Mağduriyet yaşayan öğrencilerimizin akademik anlamda daha başarılı öğrenciler arasında yoğunlaşıyor olmasını yani memleketin en cins ve disiplinli kafalarını dolayısıyla kendimizi bir şekilde cezalandırıyor oluşumuzu da ayrıca sorgulamak zorundayız.

Evlatlarımızın tüm hayatlarını şekillendirecek olan mesleklerini belirlemede şans faktörünün bu kadar baskın hale gelmesinin insani boyutunu konuşmaya gerek var mı? Bilemiyorum...

Soruların her farklı ders için,  çok kolaydan çok zora doğru ve farklı yeterlilikleri sorgulayan bir yelpaze izlemesi gerekirken; bu dengenin bir türlü tutturulamayışı, kimi derslerin sorularının bariz biçimde zor oluşu diğer dersler için önemsizlik (!) algısının oluşmasına sebep olmasının yanında, yine şans faktörünün belirleyiciliğini arttırmış olması da bir kenara not edilmelidir.

Bu aşamada üniversiteye geçiş sınav sisteminin ismi  ve kazanımları değiştirilmemek şartıyla:

Soru sayısı ve bağlı olarak oturum sayısının mümkün olduğunca arttırılarak sağlıklı bir ölçme ve değerlendirme sistemine geçilmesi ve TYT de zaman probleminin ortadan kaldırılmasının alınması gereken acil ve zorunlu bir karar olduğunu ifade etmek zorundayız.

Sayın Bakanımız olması gerektiği gibi gençlerimize başladıkları sistemle mezun olacaklarını vadetti. Bu durumda her şey yolunda gitse de yeni sistemin uygulanmasına geçebilmesi  için en  dört yıl gerektiğini söylemeliyiz.

Yeni sistemin mantığı, artıları, eksileri ve felsefesi üzerinde konuşmanın gerekliliğini inkar edemeyiz. Fakat Sayın Bakanımızın ifadesiyle MEB açısından bir "yoğun bakım" durumu söz konusu. Öncelik sıralamasının ihmal edilmesinin, bir başka ifadeyle mevcut durumda dört yıl boyunca lise sıralarında bizlere emanet edilen gençlerin yok sayılması ya da gözden çıkarılmasının doğru olmadığı kanaatindeyiz. Bu ifadelerimizi abartılı bulanların neden böylesine önemli ve büyük bir sistem değişikliğine gittiğimizi hiç anlamadıklarını da peşinen ifade etmiş olalım.

Yapılacak değişikliklerin bir sistem değişikliği olmadığını, öğrencilerimizin mağduriyetini gidermek adına geç kalınmadan sınav sistemine yönelik gerçekleştirilmesi gereken zorunlu bir  teknik düzenleme olduğunu, anlamak, anlatmak ve uygulamak zorundayız.

Her bakan, yeni bir heyecan fakat bürokrasinin çarkları arasında öğütülmüş bir hayal kırıklığıydı...

Şimdi tekrar yeni bir bakan ve yeni bir umut ile heyecanlandık.

İfade etmeye çalıştığımız ve acil müdahale gerektiren problemleri yok sayarak, sağlıklı  sonuçlarını ancak on yıl sonra alabileceğimiz yeni bir sisteme odaklanmak bir anlamda mevcut problemlerin üzerini örtmek ya da topu taca atmak anlamına gelecektir.

"2023 Eğitim Vizyon Belgesi"nin hayırlı olması temennisiyle...

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Hayrettin KoçerHayrettin Koçer7 ay önce
    Çok doğru tespitler. İnşallah dikkate alınır. Yeni getirilmeye çalışılan sistem de gerçekten umut verici.
  • Furkan BaranFurkan Baran7 ay önce
    Son derece güzel tespitler vegüzel temenniler içeren bir yazı olmuş. Elinize kaleminize sağlık.
  • İbrahim Demirkanİbrahim Demirkan7 ay önce
    Çok güzel ve önemli tespitler umarım Meb bir daha düşünür
  • nurinuri7 ay önce
    Hocam yazmaya başladınız hazır. kitap yazsaydınız makale yerine !!!...
  • Fikri TopuzFikri Topuz7 ay önce
    Hocam toplum değerleri ile modern okul sistemi uyuşmuyor. Laboratuvar ve teknik derslerin olduğu okullar kapatılıp üniversiteler lağvedilip yerlerine eski medreseler açılmalı. Medrese açınca toplumun değerleri ile uyuşur ve Türkiye gelişir. Hem sınav sistemi filan da gerek kalmaz.
  • Fikri TopuzFikri Topuz7 ay önce
    Hocam toplum değerleri ile modern okul sistemi uyuşmuyor. Laboratuvar ve teknik derslerin olduğu okullar kapatılıp üniversiteler lağvedilip yerlerine eski medreseler açılmalı. Medrese açınca toplumun değerleri ile uyuşur ve Türkiye gelişir. Hem sınav sistemi filan da gerek kalmaz.
  • Veysel Çayır Veysel Çayır 7 ay önce
    Temel sorun analitik düşünmeye zorlanmadır. Batı düşüncesine teslimiyet orada başlar. Biz doğumlular sentez yaparız. Üst düzey düşünme becerilerinin başına sentezci düşünmeyi ve buradan vahdet sistemine kapı aralamayı becermeliyiz.
  • MetinMetin7 ay önce
    Süre gerçekten büyük problem. Sadece öğrenciler için değilakademik yükselme sınavlarında bilhassa dil sınavında. Üds ve yökdilde de süre artmalı. Her kazanımdan soru çıkmaması konusu da çok mühim. Tek soruluk yazılı örneği çok güzeldi. Eskiden bazı akademisyenler yapardı bunu 4 soro sorar üçünü cevaplayın derdi. Tüm dönem konuları içinden diğer konuları bilse bile tesadüfen bu 4 konuyubilmeyen sıfır alacak yani. Çok önemli iki konuya dikkat çektiniz. İnşallah dikkate alınır.

Günün Özeti