Çocuklar ölüyor; ne pastasından bahsediyorsun, Davutoğlu?
Çocuklar ölüyor; ne pastasından bahsediyorsun, Davutoğlu?
ALİ KARAHASANOĞLU
Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, CHP ile iş tutmaya başlayalı söyleminde de zikzaklar çizmeye başladı.
Benim altına imza atacağım şekilde, sözüne şöyle başlıyor Sayın Ahmet Davutoğlu:
“Şimdi bir küstah adam, akli dengesinden dünyanın şüphe ettiği bir adam kalkıyor ve Teala’nın ismiyle alay eden bir tweet atıyor ve İslam dünyası liderleri susuyorlar. Bundan daha büyük zillet olmaz. Biz eğer Rabb’imizin adını koruyacak iradeye sahip değilsek niçin bu dünyada varız, neden siyaset yaparız?”
Trump’ın küstahlığı konusunda Davutoğlu ile hemfikiriz.
Trump’ın önce Filistinlileri, şimdi de İran halkını tehdit ettiği konusunda hemfikiriz.
Bu noktada İslam dünyasının bu tehditlere yekvücut bir şekilde cevap veremediği konusunda hemfikiriz.
Trump‘ın, genelde yaratıcı anlamında “god” kelimesini kullandığı halde, hatta aynı açıklamasında bir yerde İngilizce olarak bu kelimeyi tercih ettiği halde, bir başka yerde “Allah” lafzını kullanmasını ben “alay” olarak değerlendirmiyorum, “sizin kavramlarınızla konuşayım” şeklinde, İran yönetimine bir jest yapmak istediğini tahmin ediyorum ama.
Sayın Davutoğlu’na, bu noktada yüksek sesle bir itirazda bulunmanın da bir faydası olacağını düşünmüyorum.
“Herkes bütün dikkatini İran’a çevirmişken Lübnan’da bir vahşet yaşanıyor. Ve Filistin’de idam yasası... Bize idamın kalkmasını çağdaş hukukun esası olarak söyleyen Avrupalılara sesleniyorum; neredesiniz?” itirazında da Sayın Davutoğlu’nun yerden göğe kadar haklı olduğunu belirtiyorum.
Peki, Sayın Davutoğlu’nun bundan sonraki cümlelerine ne diyeceğiz?
Nasıl savunabileceğiz?
Kendisi şu sözlerini nasıl bir Müslüman olarak savunabilecek?
“Şimdi yeni bir düzen kurulursa kimse Türkiye’yi bu savaşta tarafsız kaldın diye ödüllendirmez. Kim alanda varsa pastayı onlar toplar.”
Ne yeni düzeninden bahsediyorsun Davutoğlu?
Amerika’nın olmadığı, İsrail’in haddinin bildirildiği, gücü yetenin istediğini yaptığı bir düzenin son bulduğu bir sistemden bahsediyorsan.
Orada zaten kimseye ödül vermemize de gerek yok, pasta peşinde koşmaya da gerek yok.
Ama Amerika’nın daha da güçlendiği, daha da hoyratlaştığı, daha da teröristçe saldırılara cesaretlendiği bir düzen dünyaya hakim olursa.
O dünyada siz pasta yiyerek sadece cehenneme odun taşıyacağınızın farkında değil misiniz?
Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’a, kimyasal silahları var iddiasıyla saldırısında, Saddam’ın zaman zaman kendi halkına yönelik yaptığı katliamları kendisine bahane ederek, dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, “ABD ile birlikte hareket ederek, bir koyup üç alacağız” söylemi ne kadar yanlış bir bakış açısı ise, bugün İran’da çocuklar öldürülürken, dini lider terörist bir saldırıda şehit edilirken, İranlı komutanlar eşleri ile çocuklarıyla katledilirken, pastadan bahsetmek boşverin yanlış bir bakış açısı nitelemesini, apaçık bir vicdansızlık değil midir?
Amerika’nın, İran’ın petrolüne çökme niyetinin bir başka versiyonu da, “kim alanda varsa, pastayı onlar toplar” söylemi değil midir?
Siz bu söylemi dillendiririrken aynı zamanda Filistin halkının haklarını da koruduğunuzu nasıl iddia edebilirsiniz?
İnsanlar ölürken, “pastadan ne kadar pay alacağını” planlayanlar, aslında o insanları öldürenler kadar cinayetlerden sorumlu değil midir?
“Sahada olalım” eyvallah..
Ama sahada olmadığımızı kim söylüyor ki..
Suriye’de, YPG terör devleti kuruluşunun tasfiyesi sürecinde Suriye’de yaşanılanları, içinde Türkiye’nin etkisini zikretmeyen cümlelerle izah edenlere, o tarihte Amerikan başkanının verdiği cevap hazırlanmalıdır.
“Herkes Suriye’de neler oluyor, bu işin arkasında kim var diye merak ediyor, ben biliyorum.” diyerek cümlesine başlayan ve YPG‘nin tasfiye sürecinde Türkiye’nin sahadaki varlığını kabul eden Trump‘ın hatırlatmalarının muhataplarından, küçücük kibir dolu bir açıklama eklemesi gelmiş miydi?
Sahadaydık ama, bunu kibir içerisinde, “biz yaptık” söylemiyle dillendirmekten kaçındık.
Netice odaklı değil, propaganda odaklı bir söylem geliştirip; Türkiye’nin gücünü tekrar tekrar ifade edip, kısır tartışmalara zemin hazırlamadık.
Sadece Amerikan başkanı değil bütün dünya, Türkiye’nin Suriye’deki başarısını kabul etti.
Milyonlarca Suriyeli göçmeni Türkiye’de ağırlayan ve bu uğurda girdiği seçimleri kaybetme riski taşımasına rağmen Ensâr-Muhacir ilişkisinden asla taviz vermeyen Tayyip Erdoğan, ne kendi adına, ne de Türkiye adına, “pasta” peşinde dün de koşmuyordu, bugün de koşmuyor.
2018 seçimlerini hatırlayın, hatta 2023 seçimleri öncesinde Zafer Partisi başta olmak üzere, ırkçı söylemlere rağmen Tayyip Erdoğan İslami duruşundan küçücük bir taviz vermiş miydi?
Ahmet Davutoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdiği Kemal Kılıçdaroğlu, 2023 cumhurbaşkanlığı seçiminde, seçildiği gün Suriyeli göçmenleri sınır dışı edeceğini açıklamamış mıydı.
Bu gerçek, Ahmet Davutoğlu başta olmak üzere, Saadet Partisi için de Deva Partisi için de ömürleri boyunca kendilerine yeterli bir utanç vesilesi değil midir?
Zalim Esed’e şakşakcılık yapan CHP’ye payanda olan Davutoğlu, yanıbaşındaki Saadet Partisi’nin ikircikli tavrını masaya yatıracağına, niçin hâlâ Tayyip Erdoğan düşmanlığıyla siyaset yapmayı tercih ediyor?
Saadet Partisi, Esed’e ölümüne sahip çıkmıştı. Esed’e sahip çıkmanın Suriye’ye sahip çıkmak olduğunu. Esed’e sahip çıkılmazsa, sıranın İran’a geleceğini, sonrasında da Türkiye’nin işgal edileceğini iddia ediyordu.
Ahmet Davutoğlu’nun da içinde bulunduğu Ak Parti ise Esed’in bir zalim olduğunu belirtip, onun bertaraf edilmesinin, İran’ı da gözden çıkarma anlamına gelmeyeceğini açıkça savunuyordu.
Bugün geldiğimiz noktada ne oldu?
Esed gitti, YPG terör devleti ihtimali Türkiye’nin istediği gibi ortadan kaldırıldı.
Sıra İran’a gelecek diyenler, İsrail ve Amerika’nın saldırısıyla bu öngörülerinin doğru çıktığını iddia etseler de..
Türkiye, İran’ın yanında durdu, saldırıları kınadı. Ve bugün Ak Parti iktidarı, Amerika’yla hiçbir şekilde iş birliği içinde olmadığını ispatladı.
Demek ki, Suriye’de Esed’in gitmesini istemek, İran’da da Amerika’nın istediğine destek vermek anlamına gelmiyormuş.
Suriye’de bir zalimi devirmek için hareket etmek, İran’daki rejimin değişmesine de destek vermek anlamına gelmiyormuş.
Belki bunların hepsinden daha önemlisi, yapılanların arkasında, “pasta yeme” amacının olmamasıdır.
Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında, asla aklımızın ucuna bile getirmemiz gerekir ama..
Bir anlığına düşünelim..
Eğer Türkiye’de saldıranlarla birlik içinde hareket etseydi.
İran bu kadar güçlü durabilir miydi?
Türkiye’nin, İran’a saldırıları desteklemediğini açıklasa da, bunu yüksek sesle haykırmamasını, bunun üzerinden sert politikalar yürütmemesini istismar edenler, hatta sanki ABD’yle işbirliği içindeymişiz gibi algı oluşturmaya çalışanlar..
Şimdi kafalarının arkasındaki, “pasta” beklentisi ile kendilerini ifşa etmiş oldular.
Filistin’deki çocukların da, İran’daki çocukların da, bir pasta uğruna feda edilebileceğini maalesef göstermiş oldular.
“Yazıklar olsun” diyorum.
Nokta.